Günümüzde Alevi enternasyonalizmi ve “72 millete bir nazar” | Binali İpek
Alevi öğretisinin evrensel eşitlik anlayışı ile günümüzde ortaya çıkan çelişkiler ele alınıyor. “72 millete bir nazar” ilkesinin nasıl seçmeci ve araçsallaştırıldığı somut örneklerle tartışılıyor.
“Her kuş kendi dilinde öter, kendi sürüsüyle uçar.”
İnsanlık tarihi boyunca etnik, kültürel, dilsel, inançsal ve coğrafi farklılıklar, insanı insan yapan zenginliğin temel unsurları olmuştur.
Bu farklılıklar, bir ayrışma nedeni olmaktan çok, adeta binbir renkli bir doğa bahçesi gibi insanlığın ortak mirasını oluşturur. İletişimin sınırlı olduğu dönemlerde bile insanlığın vicdanı, adalet duygusu ve temel ahlaki değerleri ortaklaşabilmiştir.
Bugün ise iletişim teknolojilerinin ulaştığı düzey, kıtalar arasındaki mesafeyi ortadan kaldırmış; dünyayı evimizin içine, hatta avucumuzun içine taşımıştır.
Buna rağmen çağımız, paradoksal bir şekilde, ötekileştirmenin, ayrımcılığın ve hatta yer yer zulmün yeniden yükseldiği bir dönem olarak karşımıza çıkmaktadır.
Oysa bilimsel gelişmelerin, iletişim olanaklarının ve bilgiye erişimin bu denli arttığı bir çağda; insanlığın daha fazla anlayış, hoşgörü, adalet ve özgür düşüncede buluşması beklenirdi.
Ne var ki hem dünyada hem de içinde yaşadığımız coğrafyada bu beklentinin tersine bir geriye savrulma gözlemlenmektedir.
Kapitalist sistemin kurduğu hegemonya
Bu durumun temel nedenlerinden biri, kapitalist sistemin neredeyse tüm alanlarda kurduğu hegemonya olarak değerlendirilebilir.
Bu hegemonya, toplumları yalnızca ekonomik olarak değil; aynı zamanda kültürel ve kimliksel düzlemde de parçalamakta, rekabeti ve ayrışmayı körüklemektedir. Bunun sonucu olarak ırkçılık, ayrımcılık ve kimlik temelli kutuplaşmalar giderek artmaktadır.
Alevilik ise tarihsel olarak bu tür ayrıştırıcı yaklaşımların karşısında konumlanmış; insanı kimliğiyle değil, ahlaki duruşuyla, yani “iyi” ve “kötü” kavramları üzerinden değerlendiren bir yol öğretisi geliştirmiştir.
Bu öğretide esas olan, insanın hangi kimliğe ait olduğu değil, nasıl bir insan olduğudur.
Bu nedenle Alevi yolu, kötülüğün her türlüsünü reddetmiş ve insanı merkeze alan evrensel bir etik anlayışı savunmuştur.
Alevilik adına ortaya çıkan çelişkiler
Ancak günümüzde Alevilik adına hareket ettiğini iddia eden bazı çevrelerde, bu temel ilkelere aykırı tutumların ortaya çıktığı görülmektedir. Irk, bölge, dil gibi unsurlar üzerinden ayrımcılık yapılması; Alevi öğretisinin özüne açık bir çelişki oluşturmaktadır.
Bu tür yaklaşımlar, “olabilir” denilerek geçiştirilebilecek basit hatalar değil; doğrudan doğruya YOL’un özüne aykırı durumlardır. Çünkü Alevi inancında bu tür davranışların karşılığı “düşkünlük” ile ifade edilir.
Somut örnekler bu çelişkiyi daha görünür kılmaktadır. Bir yandan, yaşamı boyunca karanlık mafyatik ilişkiler içinde yer almış bir kişinin, inançsal bağları dahi tartışmalı olmasına rağmen Alevi erkânıyla uğurlanması “72 millete bir nazardan bakmak” şeklinde yorumlanabilmektedir. Öte yandan, farklı bir inanç pratiğine sahip olmasına rağmen Alevi kurumlarına yakınlık duyan bir ailenin, yalnızca bir salon kiralama talebinin dahi geri çevrilmesi; bu ilkenin ne kadar seçmeci ve araçsallaştırılmış biçimde uygulandığını göstermektedir.
Bu çifte standart, yalnızca inançsal değil; aynı zamanda siyasal ilişkiler düzleminde de kendini göstermektedir.
Irkçı söylemleriyle bilinen siyasal yapılarla kurulan ilişkiler, onların bağışlarının kabul edilmesi ya da bu yapılarla görünür temaslar kurulması; Alevi öğretisinin eşitlikçi ve insan merkezli yaklaşımıyla ciddi bir çelişki içindedir.
Bu durum, Alevi toplumunun bir kısmının egemen siyasal yapıların etkisi altına girdiğini ve kendi öz değerlerinden uzaklaşma riski taşıdığını göstermektedir.
Bugün gelinen noktada Alevilik, farklı yönlere savrulma tehlikesiyle karşı karşıyadır.
Bir yanda Aleviliği dar bir etnik kimliğe indirgemeye çalışan yaklaşımlar; diğer yanda onu başka kimlikler üzerinden tanımlamaya çalışan eğilimler bulunmaktadır.
Oysa Alevilik, ne tek bir etnik kimliğe indirgenebilir ne de başka kimliklerin içine hapsedilebilir. Alevilik, özü itibarıyla kadim evrensel bir insanlık öğretisidir.
“72 millete bir nazardan bakmak” ilkesi
Bu bağlamda, “72 millete bir nazardan bakmak” ilkesi yalnızca retorik bir söylem değil; pratikte de hayata geçirilmesi gereken temel bir etik duruştur. Bu ilke, tüm insanlara eşit mesafede durmayı, ayrım yapmamayı ve her insanı insan olduğu için değerli kabul etmeyi gerektirir.
Bu nedenle bugün yapılması gereken en önemli şey, kendine Aleviyim demek değil, yolun temel ilkelerine sahip çıkmaktır. Bu ilkeleri çağın koşulları dili içinde yeniden yorumlamak ve samimiyetle uygulamak gerekmektedir.
Aksi halde yaşanan savrulmalar, yalnızca bireysel hatalar olarak kalmayacak; kolektif bir değer kaybına dönüşecektir.
Mesele bir kimlik tartışması değil; bir ahlak ve duruş meselesidir. Her bireyin kendi vicdanında cevaplaması gereken temel soru şudur:
YOL nedir ve biz bu yolun neresindeyiz?
Ve bu sorunun ışığında hatırlanması gereken en temel ilkelerden biri şudur:
“72 millete bir nazardan bakmayan bizden değildir.”
Ayrımcılıktan kurtulamayan, kirli bozuk düzenin parçası olacaktır.
Sistemin oyuncağına, figüranına dönüşen kişiler ya da tabelasında, tüzüğünde, isminde Alevi yazan dernekler insanlığa zarar vermekten öteye gidemezler.
Aşk ile zalime, zulme, sömürüye, ez cümle kötülüğe boyun eğmeden insanlık onurunu çiğnetmeyenlere.
Aşk ile …
Binali İpek – 05.05.2026
























































