Makaleler

Published on Nisan 26th, 2026

0

Emperyalist savaş karşıtı cephe sorunu | Halil Gündoğan


Emperyalistler savaşa hazırlanıyor

Emperyalist güç odaklarının topyekûn bir seferberlikle yeni bir paylaşım savaşına hazırlanmakta olduğu artık kesinlikle bir sır değil. Öyle ki bu “sır” artık Mısır’daki o meşhur sağır sultan tarafından bile duyulmuş durumda. İnsanlık ve doğa düşmanı kapitalist dünyanın bu zorba ve haydut hükümranı emperyalist güç odakları, tüm enerji ve olanaklarını seferber ederek, savaşa hazırlanmakta. Öyle ki mevcut silah fabrikalarına ek olarak hem yeni tesisler kurmakta ve hem de başta otomobil ve diğer pek çok demir-çelik sanayisine ait fabrikalarda silah ve mühimmat üretimine geçmekteler. Ordularını ve savaş teknolojisini yeni tarz savaşın ihtiyaçlarına göre yeniden oluşturmakta veya reorganize etmekteler. İç cephe tahkimatını oluşturmak için iç faşistleştirme sürecine hız kazandırmış durumdalar. Eskiyen veya sürecin olgularına yanıt vermeyen mevcut ittifaklar yerine yeni ve farklı ittifaklar oluşturma arayışına hız vermiş durumdalar. Bu bağlamda, 2. Dünya Savaşı sonrası, “Soğuk Savaş” sürecinin bir enstrümanı olarak kurulan NATO’nun bugün özellikle de İngiltere veya Almanya liderliğinde yeniden konumlandırılarak, AB’nin etkin bir savaş makinasına dönüştürülmesi dahi “acil görevler” kapsamına alınmış durumda. Pek çok Batı Avrupalı devlet yeniden zorunlu askerlik ve seferberlik yasal düzenlemeleri yapmakta. Keza gerek rakiplerinin nüfus alanlarını, lojistik yollarını ve stratejik hammadde ve gıda kaynaklarını darbeleyip sınırlandırmak ve gerekse aynı şekilde kendi nüfus alanlarını genişletmek veya tahkim etmek için, bir bakıma “önleyici savaş doktrini” gereğince, lokal ve bölgesel savaş ve operasyonları tırmandırarak arttırmaktalar. Vs. vs.

Fırsat kollama ve zamanlama

Yani sözün özü şu ki insanlık ve doğa, kapitalist-emperyalist haydutlar tarafından 3. bir emperyalist paylaşım savaşı tehdidiyle yüz yüze bırakılmış durumda. Hem de bu tehdit öyle ileri bir sürecin, muhtemel bir olasılığı değil; her an bir yerlerden patlak verecek kadar yakın bir sürecin aktüel tehdidi durumundadır. Birçok makalemde de altını kalınca çizdiğim gibi bu artık tamamen bir zamanlama ve “fırsatı ganimet sayma” hesaplarına kalmış gerçek bir yakın tehdittir. Kimse, özellikle emperyalist Alman devlet bürokrasisinin, işte bilmem kaç yılına kadar hazırlıklarını tamamlayabileceklerine dair söylem ve hesaplarını baz alarak savaşın ancak bundan sonra başlayabileceği yanılgısına düşmesin. Görülmeli ki özellikle de baş savaş kışkırtıcısı ABD, baş rakibi Çin’e yeterince hazırlanma fırsatı vermeden, kendi hazırlık avantajlarını ve gücünün yeterliliğini baz alarak, onları gafil avlamak isteyecektir. Keza böylece, yeterince hazırlanamamış olan bir kısım eski ortaklarını da kendisi safında konumlanmaya mecbur bırakma hesapları güdecektir. Vs. vs.

Savaşa engel olabilmenin iki yolu

İşte yeni bir emperyalist paylaşım savaş etmenlerinin böylesine güçlü olduğu koşullarda bu savaşa engel olmanın veya bir aşamasında durdurmanın sadece ve sadece iki etkili yolu vardır. İlki, özellikle de baş savaş kışkırtıcısı ve hummalı bir şekilde savaş hazırlıkları gören bu kapitalist-emperyalist merkezlerde devrimci iç savaşlar çıkarmaktır. Ancak maalesef ki mevcut gerçeklik içerisinde bu merkezlerin hiçbirisinde bunu gerçekleştirebilecek güç ve yetkinlikte hazır devrimci özneler söz konusu değil. Tabii bu demek değildir ki şu veya bu oranda varlık gösterenlerin asgari müşterekler zemininde oluşturacakları devrimci cephe örgütlülüğüyle derlenip toparlanıp kitlelerin öfkesini devrime kanalize etme şansları da yok. Hayır, elbette bu, bazı yerlerde pek ala mümkün olabilir. Olup olmayacağı ise oradaki komünist ve diğer devrimci öznelerin önderlik ve devrimi örgütleme kabiliyetlerine bağlı önemli oranda. Umalım ki bunu başaranlar çıksın.

Savaşa engel olmanın veya onu durdurmanın ikinci yolu ise dünya genelinde örgütlenecek savaş karşıtı kitlelerin gücüdür. Bu, hem üretimden gelen gücün kullanılarak genel grevlerle yanıt verilmesidir ve hem de aktif sokak gösterileriyle, alanların işgal edilmesiyle hayatın durdurulmasıdır. Evet, savaşı engellemenin veya emperyalist haydutlara geri adım attırarak savaşı durdurmak zorunda bırakmanın ikinci etkili yolu da budur.

İsabetli örgütsel mekanizma sorunu

Bunun başarılmasının yolu ise insanlığın ve doğanın yıkımına neden olacak yeni bir emperyalist paylaşım savaşına şu veya bu nedenle karşı çıkan her kesimi (evet, her kesimi) kucaklayabilecek esneklikte bir örgütsel mekanizmanın oluşturulmasıdır. Kuşku yok ki bu özellikleri ve bu kabiliyeti en isabetli bir şekilde ancak ki EMPERYALİST SAVAŞ KARŞITI CEPHE örgütlülüğü sağlayabilir. Bundan ötürüdür ki gerek uluslararası farklı sol-sosyalist ve komünist yapıların oluşturdukları enternasyonal birlikler ve anti emperyalist cephe örgütlülükleri ve gerekse hem yerel ve hem de yine uluslararası demokratik kitle örgütleri ve siyasal partilerin, parlamenterlerin, akademisyenlerin, sanatçıların vb. gibi çok çeşitli kurum ve kuruluşların katılımıyla böylesi bir çatı oluşumunun kurulmasının acilen görev edinilmesi gerekiyor.

Görülmesi ve idrak edilmesi gerekiyor ki kendilerini sol-sosyalist ve komünist olarak tanımlayan ve öyle konumlandıran birçok yapının emperyalist savaş tehdidine karşı oluşturdukları birden fazla “Anti Emperyalist Cephe” oluşumlarının bu görevi kendi başlarına yerine getirebilme kabiliyeti bulunmuyor. Çünkü bu oluşumlar her şeyden önce somut olarak emperyalist savaşa karşı bir bariyer örme acil görevini yerine getirme misyonu ile kendilerini tanımlamış değiller. Soyut bir anti emperyalizm karşıtlığının ifadesinden başka bir şeyi ifade etmiyor oluşturulmuş veya oluşturulacak bu “Anti Emperyalist Cephe” örgütlülükleri. Hele ki önlerine somut merkezi görev olarak emperyalist savaş karşıtı cepheyi örgütleme görevinin konulmamış olduğu bir durumda. Öte yandan bu oluşumların aynı ideolojik perspektife sahip kesimleri dahi anti emperyalist cephe gibi son derece esnek ve geniş bir platformda bir araya getirme azami gayreti göstermeyerek, sadece kendilerine en yakın bulduklarıyla birlikte hareket etme tercihleri de bu oluşumların kabiliyet ve kapsayıcılık güvenirliliğine dair kuşkular oluşturur. Hani denir ya: “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.” Evet, maalesef bu işler birazda böyledir yani.

Tarihi sorumluluk

Yani özetle sorunun daha doğru temel ve isabetli örgütsel aygıtlar üzerinden ele alınarak çözüme bağlanması gerekiyor. Derde deva olmayacak iyi niyetli gayretleri yeterli görmek ve süreci bunlarla karşılamak, kuşku yok ki tarihi bir sorumsuzluk olur.     


Seçtiklerimiz: Halil Gündoğan – 26.04.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑