Makaleler

Published on Nisan 23rd, 2026

0

Doruk maden işçilerinin emek, onur ve haysiyet mücadelesi | Volkan Yaraşır


Türkiye kapitalizmi iki stratejik hamleyle sermaye birikimini yoğunlaştırmaya çalışıyor. Birincisi, sınıfı despotik emek rejimleriyle kuşatarak, aşırı ve yoğun sömürüye dayanan bir sistem kurmayı amaçlıyor. Bunun anlamı sınıfın yıkımıdır, parçalanmasıdır ve mutlak artı-değer diktatörlüğüdür. İkincisi de bu politikayla uyumlu ve bu politikanın parçası olarak doğanın metalaştırılması ve sömürgeleştirilmesidir. Modern çitleme metotları kullanılarak yapılan radikal özelleştirmeler, kamulaştırmalar, kentin metalaştırılması ve mutenalaştırılması, coğrafyanın her alanının maden ocağına dönüştürülmesi, ırmakların, ormanların, tarım arazilerinin satılması bu politikaların parçasıdır. 

David Harvey bu ilksel sermaye birikim yöntemini kapitalist yeniden üretimin parçası olduğunu vurgular ve “mülksüzleştirme yoluyla birikim” diye tanımlar. Başka bir ifadeyle, bugün despotik emek rejimleri ile  ekstraktivist yöntemler iç içe kullanılıyor. Bu uygulamalar sermayenin iktidarının ve tahakkümünün derinleşmesi,hayatın her alanına nüfuz etmesi anlamına geliyor. Sermaye, agresif kâr arzusuyla hayata ve yaşama taarruz ediyor.

Maden işçilerinin gösterdikleri

Despotik emek rejimlerinin sadece emek rejimi olmadığı aynı zamanda farklı rejimlerin kesişimini ifade ettiği bilinmektedir. Yani aynı zamanda siyasal rejimin ve devletin despotikleştiğini ifade eder. Benzer şekilde, ekstraktivist yöntemler de sadece ekonomik operasyonu ifade etmez, sermayenin hayatı, insanları ve mekanları esareti ve boyundurluğu altına aldığını gösterir, sermayenin kibrini dışavurur. Aynı şekilde bu süreç kompleks bir şebekeleşme ve lümpenleşme sürecidir. 

Doruk maden işçilerinin yaşadıkları, Türkiye’de doğanın sömürgeleştirilmesine ve sömürgeleştirilen bu alanların kimlere nasıl peşkeş çekildiğini gösteren çıplak bir örnektir. Siyasi iktidarın organik sermayesine verilen bu alanlar, hem vahşi bir sömürüye hem de talan ve yağmaya uğratılmaktadır. Madencilerin ücret, mesai, ihbar, kıdem gibi sosyal haklarını gaspeden, kasten ödemeyen ve pervasızca tutumlarını kendi şirketlerinin bütününde uygulayan sermaye gruplarının siyasi iktidar ve iktidar ortağı partiyle yakın ilişkileri ortadadır. Bu durum kapitalist devletin yağma, talan ve sömürü çarkının organik parçası olduğunu gösterir. Hatta kapitalist devletin bir düzleyici olarak hareket ettiğini, stratejik karar ve uygulamalarla maden yasasıyla, kamulaştırmalarla lümpen burjuvaziye1 zengin olanaklar sağladığını gösteriyor. Eksik bırakmayalım aynı ekstraktivist  uygulamalar esasen finans kapitalin kâr arzularına hitap ediyor. Doğa radikal biçimde sömürgeleştirilerek, sermaye birikiminin genişleme mantığı hayata geçiriliyor. Tüm bu adımlar sermayenin çok boyutlu tahakkümünün bir ifadesi. 

Doruk maden işçileri, depo işçilerinin ve Polyak işçilerinin ortaya koyduğu suç şebekesinin yeni bir boyutunu deşifre ettiler. Ankara Yürüyüşü eylemleri ve kararlılıkları işçinin ekmeği, onuru ve haysiyetiyle oynanamayacağını ortaya koyuyor. Bağımsız Maden İş’in önderliğinde başlayan eylemler bir taraftan mafyatik sermaye gruplarını deşifre ederken, mafyatik ve sarı sendikaların maden işçilerini nasıl kuşattığını ve madenlerdeki vahşi sömürü çarkının suç şebekelerini ve bu şebekenin ortaklarını ortaya çıkarıyor. Bağımsız Maden İş Sendikası da sınıfla bütünleşerek, madencinin öfkesinin parçasına dönüştüğünü gösteriyor.

Maden işçileriyle uğraşmayın!

Maden işçileri yeraltının labirentlerini kendi yurtları bilirler, akıttıkları alınteriyle hayatlarını kazanırlar, her zaman ölüme yakındırlar, o derece hayata tutunurlar ve soluk alıp verirken öfkelerini bileyerek çalışırlar. Yeraltını en az yerüstü gibi tanırlar. Yeraltının güçlerine kafa tutmak herkesin harcı değildir. Karanlığı, dehlizleri  bildiklerinden ve hayatları ölümle iç içe geçtiğinden ağırbaşlıdırlar. Biraz hüzünlü biraz da dertli gibidirler. Beklemeyi bilirler, hemen  harekete geçmezler ama bir harekete geçtiklerinde hiç kimse, hiçbir şey onları durdurulamaz. Ölüme kafa tutanlarla zaten kim baş edebilir? Onları kimse hafife almasın, dün Zonguldak’tan başkente nasıl yüzbinler olarak aktılarsa, bugün hızla öfkenin mızrak ucuna dönüşebilirler. Onların ekmeğine kimse göz koymaya kalkmasın, öfke seline dönüşürler. Öfkenin kendisi olurlar. 

Doruk maden işçileri bunu gösteriyor. Kavganın haklı olanını ortaya koyuyorlar. Doruk maden işçilerinin Ankara yürüyüşü, Ankara’daki oturma eylemi ve açlık grevi somut bir talebi ifade ediyor: Haklarını almak… İşçi sınıfının aktüel mücadelesinin parçası olan mücadeleleri de ekmek, onur ve haysiyet mücadelesi olarak biçimleniyor. Evet, bu mücadele özgürlük mücadelesinin de bir parçasıdır. İşçi sınıfı mücadelesini sokakla bütünleştirerek hamleler yapıyor. Sokak ve işyeri arasındaki mücadele diyalektiğini sınıfa öğretiyor. Sınıf her deneyimden öğrenerek, biriktiriyor ve daha büyük kavgaya hazırlanıyor. Bir devrimci sendika olarak Bağımsız Maden İş, bu mücadelenin parçası, öncüsü ve önderidir. Sermayeye de tek bir sözü vardır: Maden işçileriyle uğraşmayın. Uğraşmayın, karşınıza kavga ve barikat olarak çıkarız.

1) Bu kavramı A.G. Frank’tan alıp farklı bir içerikte kullanıyorum. Siyasi iktidar ve kapitalist devletin sağladığı olanaklarla yağma, tehdit, şantaj, soygun ve patronajla şekillenmiş ve varlığını bu ilişkilerle sürdüren sermaye kesimlerini ifade ediyor. ↩︎


Seçtiklerimiz: Volkan Yaraşır – umutsen.org – 23.04.2026


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑