Almanya’da Göçmenler Toplumun Her Kesiminde Temsil Ediliyor | Cumali Yağmur
Bugünkü yazımda, göçmen azınlığın toplumda kendilerini yeterince temsil ettikleri sektörler üzerinde duracağım.
Avrupa ve özellikle Almanya’daki göçmen kökenliler artık yaşamın her alanında temsil edilmektedir. Yetmiş yıllık göç tarihinde, 4. ve 5. neslin bir arada yaşadığı Avrupa ve Almanya toplumlarında, göçmenlerin hayatın her kademesinde varlık göstermesi doğal bir süreç hâline gelmiştir. Bugün Avrupa ve Almanya toplumları çok etnikli (multi-etnik) toplumsal yapılardan oluşmaktadır. Avrupa’nın ve Almanya’nın birer “göç ülkesi” olduğu gerçeği artık hiç kimse tarafından inkâr edilmemektedir.
Buna rağmen göçmenlik olgusu yeterince dikkate alınmayarak eşit vatandaşlık haklarının verilmesinde hâlâ direnilmektedir. Almanya’da hâlâ Üçüncü İmparatorluk döneminden kalma zihniyetin izlerini taşıyan Yabancılar Kanunu, kısmen reforme edilmiş olsa da ana hatlarıyla yürürlüktedir. Bu durum, göçmen azınlığın tepesinde adeta Demokles’in kılıcı gibi sallanmaktadır. Sivil toplum anlayışının hâkim olduğu, modern hukukun işlediği bir ülkede bu tür dışlayıcı kanunlara hâlâ ne ihtiyaç vardır?
Yeşiller’in önerisi ve SPD’nin desteğiyle vatandaşlık kanununda yapılan değişiklikle, 2000 yılından sonra doğan göçmen çocuklarının çifte vatandaş olmalarına karar verildi. Böylece bu nesiller vatandaşlık alarak eşit haklara sahip oldular. Ancak hâlâ iş ve ev ararken isimlerinden veya dış görünüşlerinden dolayı ayrımcılığa maruz kalabilmektedirler.
Günümüzde kültürel bir fenomen olarak yükselen milliyetçilik, ırkçılık ve yabancı düşmanlığı giderek artmaktadır. Bundan ilk etapta göçmen azınlık zarar görse de ilerleyen aşamalarda toplumun her kesiminin zarar göreceği kesindir. Tüm bu baskılara rağmen göçmen azınlıklar, yaşadıkları toplumların ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir. Irkçılığa, milliyetçiliğe ve yabancı düşmanlığına karşı ülkedeki demokrat, ilerici ve devrimci kesimlerle birlikte omuz omuza mücadele edilmelidir.
Göçmenler, Avrupa toplumlarının kalıcı bir parçası olduklarını anlayınca mal ve mülk sahibi olmaya başlamışlardır. Artık toplumun her sektöründe kendilerini temsil etme yetkinliğine de sahip olmuşlardır.
Göçmenlerin gastronomi sektöründeki ağırlığı
Gastronomi alanında, Almanya’nın büyük şehirlerinde göçmenlerin açtığı çok sayıda lokanta, fırın ve pastaneye rastlamak mümkündür. Alman yemek kültürü, göçmenler sayesinde uluslararası bir zenginlik kazanmıştır. Çok sayıda ülkenin yemeği Almanya’da geniş bir yelpaze oluşturmaktadır. Türkiyelilerin yaptığı döner, artık Almanların millî yemeği hâline gelmiş ve bir Avrupa lezzeti olarak kabul görmüştür. Birçok yerde geleneksel Alman pastanelerinin yerini göçmen işletmeleri almıştır. Göçmen mutfağı Avrupa’da her çeşit yemek kültürünün bulunduğu uluslararası bir yapıya dönüşmüştür. Göçmenler sadece kendi kültürlerini değil, başka ulusların yemeklerini ve kültürlerini de başarıyla sunmaktadırlar.
Sağlık sektöründe göçmenlerin rolü
Sağlık sektöründe hastanelerdeki personelin büyük bir kısmının göçmenlerden oluştuğu görülmektedir. Doktorların önemli bir bölümü göçmen kökenlidir. Bu doktorların bir kısmı Almanya’da doğup büyümüş ve eğitimlerini burada tamamlamıştır. Diğer bir kısmı ise Suriye, Türkiye, İran, Irak ve Rusya gibi ülkelerden tıp diplomalarını alarak gelmiştir. Ülkelerindeki politik nedenler, zorlu yaşam koşulları veya daha iyi bir ekonomik gelecek arayışıyla gelen bu uzmanlar, Almanya’nın sağlık sistemindeki personel ihtiyacını karşılamakta ve çeşitli kademelerde görev yapmaktadırlar. Sağlık sektörü, adeta göçmenlere emanet edilmiş bir konumdadır.
Ekonomi ve istihdamda göçmen ağırlığı
Ekonomi alanında göçmenlerin kurduğu irili ufaklı firmalar ülke ekonomisine büyük katkı sağlamaktadır. Bu işletmeler hem üretime katkıda bulunmakta hem de göçmenlere ve Alman vatandaşlarına istihdam sağlamaktadır. Özellikle inşaat sektöründe göçmenlerin kurduğu firmalar çoğunluktadır. Bu sektörde usta ve kalifiye işçi olarak çalışan çok sayıda göçmen, Almanya’nın kalkınmasında hayati bir rol oynamaktadır.
Bankacılık ve finans sektörü
Bankacılık ve finans sektöründe de göçmenler yerlerini almış durumdadır. Banka müdürlüğünden uzmanlığa kadar her kademede göçmen kökenli çalışanlara rastlanmaktadır. Finans alanındaki göçmenler, hem kendi ana dillerine hem de Almancaya hâkim olmanın avantajıyla uluslararası düzeyde serbestçe hareket edebilmekte ve sektöre dinamizm katmaktadırlar.
Bilim, medya ve teknoloji
Üniversitelerde profesör ve doktor unvanıyla görev yapan göçmen kökenli bilim insanlarının sayısı oldukça yüksektir. Bilimsel alanda birçok yeniliğe imza atan bu kişiler arasında, özellikle koronavirüs döneminde ilk aşıyı geliştiren Türkiye kökenli bilim insanları Prof. Dr. Uğur Şahin ve Prof. Dr. Özlem Türeci tüm dünyanın gururu olmuştur.
Medya alanında da gazeteci ve uzman olarak çalışan göçmenlerin sayısı her geçen gün artmaktadır. Teknoloji alanı, göçmen gençlerin en aktif olduğu alanlardan biri hâline gelirken sendikalarda da başlangıçtan beri üst düzey görevler üstlenmektedirler. Kültür ve sanat alanında ise sinema oyuncusu, yönetmen ve yapımcı olarak çok sayıda göçmen sanatçı bulunmaktadır. Son yıllarda polis olarak çalışan göçmenlerin sayısında da önemli bir artış görülmektedir.
En alt tabaka ve zorluklar altında çalışanlar
Elbette madalyonun diğer yüzünde toplumun en alt tabakasında yer alan ve çeşitli zorluklarla mücadele eden göçmenlerin varlığı da acı bir gerçektir. Eğitimde fırsat eşitliği yakalayamamış veya meslek eğitimini tamamlayamamış göçmenler genellikle vasıfsız ve düşük ücretli işlerde çalışmak zorunda kalmaktadırlar. Özellikle temizlik sektöründe “Raumpfleger” (temizlik görevlisi) olarak çalışan göçmen kadınların sayısı oldukça fazladır. Bu kişiler genellikle yerli halkın yapmak istemediği ağır işleri üstlenmektedirler.
Fabrikalarda ağır şartlar altında akord sistemiyle çalışmak zorunda bırakılan göçmenler; en ağır şartlarda çalışıp erkeklerden daha az ücret alan göçmen kadınlar ve güvenlik (Sicherheit) gibi sektörlerde tehlikeli ve zor işlerde çalışanlar da bu gerçeğin bir parçasıdır.
Siyasi katılım ve temsil hakları
Almanya’da yaşayan 15 milyonun üzerindeki göçmen kökenli nüfus, politik olarak ve yaşamın her alanında ağırlığını koymaktadır. Bugün Almanya’da göçmen kökenli vatandaşlar siyasi sistemde hem politikacı hem de güçlü bir seçmen grubu olarak aktif rol almaktadır. Tüm siyasi partilerde (SPD, Yeşiller, Die Linke, CDU, CSU) göçmen kökenli belediye meclis üyeleri, eyalet milletvekilleri ve Federal Parlamento (Bundestag) milletvekilleri bulunmaktadır.
Örneğin Cem Özdemir, Federal Tarım Bakanı olarak kabinede yer alan ilk Türk kökenli isim olmuştur. Gelecekte Cem Özdemir’in Baden-Württemberg’de seçimi kazanarak başbakanlık koltuğuna oturma ihtimali, göçmen gençler için önemli bir örnek teşkil edecektir. Bugün Almanya’nın büyük şehirlerinde göçmen kökenli büyükşehir belediye başkanları da bulunmaktadır.
Göçmenler demokratik partilerde siyaset yapıp bu partileri destekledikleri sürece kendi sorunlarına politik çözümler bulabileceklerdir. Ne yazık ki yabancı karşıtı söylemleriyle bilinen AfD (Almanya için Alternatif) bünyesinde bile göçmen kökenli politikacıların yer aldığı görülmektedir. AfD “yabancılar dışarı” dediğinde, bu partideki göçmenlerin kendilerini bu kapsamın dışında tutup tutmadıkları ise büyük bir merak konusudur.
Almanya’da yaşayan demokrat düşünceli göçmenler, ülkenin ilerici güçleri ile birlikte yükselen sağa ve ırkçılığa karşı omuz omuza mücadele etmelidir. Göçmen azınlıkların sağcı ve dışlayıcı partilerle aralarına kalın bir çizgi çekmeleri gerekir. Bu partiler hiçbir zaman göçmen dostu olmamışlardır. Tüm göçmenler, bu sağcı, yabancı düşmanı, milliyetçi ve ırkçı partilerin ideolojik gerçekliğini görerek tavır almalıdır.
Cumali Yağmur – 15.03.2026
























































