Makaleler

Published on Şubat 22nd, 2026

0

Hitler faşizmine karşı ölümüne direnen kadınlar | Ali Çarman


Hitler faşizmine karşı direnen komünist işçi Elli Lotte Voigt’in yaşamı, örgütlü mücadelenin, dayanışmanın ve kadınların direniş tarihindeki belirleyici rolünün unutulmaması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor.

Faşizme karşı mücadelenin ön cephesinde Kızıl Ordu olmak üzere müttefik güçler yer alırken, hayatın diğer alanlarında, fabrikalarda, sokaklarda, okullarda vb. ise başta komünistler ve antifaşist güçler olmak üzere her yaştan cesur insanlar cansiperane bir mücadele yürüttüler.

Elli Lotte Voigt

Zafer kendiliğinden gelmedi! En ağır şartlarda büyük bedeller ödenerek elde edildi. İkinci Paylaşım Savaşı’nın can kaybı 60 milyon insandı. Toplama kamplarında öldürülenlerin sayısı ise 11 milyondu.

Geçtiğimiz yıl faşizmden kurtuluşun 80. yılı vesilesiyle Almanya’nın onlarca şehrinde etkinlikler düzenlenmişti. Sosyalist ve ilerici güçlerin düzenlediği etkinlikler dışındaki tüm anma ve etkinliklerde komünistlerin rolü hep hasıraltı edildi.

Biz bu yazımızda, Hitler faşizmine karşı direniş ve örgütlenme çabalarında örnek olmuş kadınlardan Elli Lotte Voigt’ten söz edeceğiz.

Fabrika işçisi direnişçi bir kadın

22 Şubat 1912 Berlin doğumlu Elli, işçi bir ailenin kızıdır. İlkokul eğitiminden sonra bir fabrikada çalışmaya başlar. İşçi çocuğu genelde işçi olur. Elli, Nazi iktidarı döneminde, yani insanların can derdine düşüp yaşanan vahşeti görmezden geldiği günlerde, 1935 yılında KPD (Almanya Komünist Partisi) ile tanıştı.

Bir çocuklu bir anne olarak faşizme karşı direnişi örgütleme çalışmaları içine girdi. Kısa bir süre sonra tutuklanarak önce cezaevine, daha sonra ise Berlin yakınlarındaki Sachsenhausen Toplama Kampı’na gönderildi.

Toplama kamplarında birkaç yıl kalıp bırakılanlar o yıllarda çok şanslı sayılırdı ve Elli 1940’ta serbest bırakıldı. Ayağının çamuru daha kurumadan direniş grubuna katılmaktan geri durmadı. 1941 yılında KPD’li Fritz Voigt ile yaşamını birleştirdi.

Schönow kablo fabrikasında çalışırken, bu fabrikada zorla çalıştırılan yabancı tutsaklarla temas kurup onlarla dayanışma içinde bulundu. Fabrikadan arta kalan zamanlarda faşizme karşı yazılmış illegal bildiri ve broşürler dağıttı. Aynı zamanda kendi evinin partinin (KPD) basım evi olarak kullanılmasına izin verdi.

Parti çalışmalarında ve faşizme karşı mücadelede annesi Elvine Garius’un desteğini kazandı. Elli artık aktif bir komünist işçi kadın olarak her göreve talipti. İllegal yoldaşları için evrak hazırlanmasına yardım etmek, para ve gıda kuponları toplamak sıradan işleri hâline gelmişti.

Aynı zamanda Berlin’in en büyük komünist direniş gruplarından (500 üyeli) Anton Saefkow direniş grubunun üyesi oldu. Bütün bu çalışmalarıyla kısa sürede Gestapo’nun hedefi hâline geldi ve 13 Temmuz 1944’te tutuklandı. Özel bir komisyon tarafından sorgulanmak üzere cezaevine götürüldü.

Hayat umuduyla ölüme gitmek

Hitler faşizmi döneminde tutsak olarak yaşamak, çoğu zaman ölüm demekti. İnsanlığın en karanlık yılları olarak anılan 1933–1945 arası Nazi Almanyası’nda 175 büyük ve 50 normal büyüklükte cezaevi vardı. Bu cezaevlerinin 21’inde düzenli olarak idamlar yapılmaktaydı.

İdamlar denilince ilk akla Berlin Plötzensee gelmektedir. Burada idamlar 1936’ya kadar avluda balta ile yapılmaktaydı. Hitler’in direktifiyle Bruchsal Cezaevi’nden bir giyotin getirilerek devreye sokuldu.

Faşizmin politik tutsaklara yönelik suçlamaları, tıpkı bugün Türkiye mahkemelerinde ileri sürülen “vatana ihanet” suçlamalarına benzer nitelikteydi.

Göstermelik Hitler mahkemelerinde yargılandıktan sonra “vatana ihanet, düşmana yardım, silahlı kuvvetleri zayıflatma ve komünistler için çalışma” suçlarından idam cezasına çarptırıldı. İdam, 8 Aralık 1944’te Berlin/Plötzensee’de başı kesilerek gerçekleştirildi.

Elli Lotte Voigt, idam edilmeden bir gün önce eşi ve çocuklarına kısa bir mektup yazar. İşte o mektuptan bir bölüm: “Birbirimizi son gördüğümüzden beri aylar geçti. Sizleri tüm kalbimle seviyorum. Büyüdüğünüzde beni mükemmel bir şekilde anlayacaksınız. Sizleri düşündüğümde kalbim ısınıyor, düşüncelerim netleşiyor ve güçleniyorum. Hayat umuduyla ölüme gidiyorum. Sizler için daha iyi bir hayata inanarak gidiyorum. Güçlü olacağız…”

Egemenler, bin yıl yaşayacağını ilan eden Nazi İmparatorluğu (Üçüncü Reich) döneminin sık sık hatırlatılmasından rahatsız olmaktadır. “Geçmiş geçmişte kaldı” denilerek unutulması istenmektedir. Hâlbuki unutmak, tıpkı Hitler döneminde başını kuma gömen, körleşen ve “olup bitenden haberimiz olmadı” diyenlerin yalanı kadar büyük bir gaflettir.

Bu nedenle Almanya’da ırkçılığa ve aşırı sağcılığa karşı düzenlenen her eylemde insanlar 1933–1945 dönemine dikkat çekmektedir.

Bugünü anlamak için geçmişte yaşananları hiçbir zaman unutmayacağız. İnsanlığın, baskı ve sömürünün olmadığı lekesiz bir dünya isteği devam ediyor. Emperyalistler arası rekabet ve çelişkilerin keskinleşmesine bağlı olarak dünya üzerindeki egemenlik alanlarında kavgalar şiddetlenmektedir.

İnsanlığın yüksek ilkeleri için büyük fedakârlıklarda bulunan kadınlardan ve direniş kültürünün yarattığı kazanımlardan her zaman söz edilecektir.

Tüm yaşamları, güçleri ve yetenekleriyle kavganın en ön saflarında yer alanlar için Georgi Dimitrov’un sözlerine bakalım: “Kadınlar örgütlendiklerinde, politik olarak bilinçli ve aktif olduklarında muazzam bir güçtürler. Tüm deneyimler gösteriyor ki, kadınların katılımı olmadan halka hizmet eden hiçbir büyük dava mümkün olmaz.”

Gelin, faşizme karşı mücadelede canlarını feda eden cesur kadınların önünde saygıyla eğilelim.


Yararlanılan kaynak: Erkämpft das Menschenrecht (1958, DDR baskısı)


Ali Çarman – 22.02.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑