Sınıfın ufkunda işaret fişekleri | Volkan Yaraşır
Depo işçilerinin direnişi, yalnızca bir işyeri eylemi değil; savaş, yoksulluk ve despotik emek rejimlerine karşı büyüyen sınıf öfkesinin karanlığa atılmış bir işaret fişeği…
Sınıf mücadelesinde bazı eşikler, bazı direniş ve eylemler içine girilen dönemin bütün karakteristik özelliklerini ortaya koyar. Yaşanan aslında bir düğümlenmedir. Sınıfsal kutuplaşmanın şiddetli bir dışa vurumudur. Bu düğümlenmede kavganın saklı ve gizli tarafları, görünmeyen ilişkiler, sermaye ile kapitalist devlet arasındaki organiklik, sermayenin vahşi sömürüsü ve manik karakteri, bu çarktan beslenen parazit ilişkiler açığa çıkar.
Sermayenin sınıfa yönelik stratejik ve taammüden saldırısının boyutları anlaşılır. Aynı zamanda dost güçlerin, sınıf dostlarının varlığı ve yüreklerin kardeşliği yaşanır. Bir anlamda karanlığa atılan bir fişek gibi ortalık birden aydınlanır; alenileşir, saflar netleşir, kötülük bütün yıkıcılığıyla kendini gösterir. Dostlar saf tutar.
Bildiğiniz gibi işaret fişekleri saldırı amaçlı kullanıldığı gibi savunma ve acil durumlar için de kullanılır. Migros depo işçilerinin fiili grevi, direnişi ve sokağı aktif kullanmaları, sınıfın neyle karşı karşıya kaldığını; karşılarındaki oligarşik yapının kimlerden oluştuğunu, olası tehlikeleri ve bütün bunlara karşı “ne yapmalı, nasıl yapmalı” sorularını ortaya koyuyor.
Lümpen Burjuvazi, Lümpen ve İşbirlikçi Sendikalar
Migros depo işçilerinin eylemleri, en başta sınıfın “artık yeter” dediği noktadır. Öfkenin patladığı andır. Ve bu öfke, sınıfın sömürüsünden beslenen bir şebekeyi bütünüyle deşifre etmiştir.
Sermaye, taşeron ve sarı sendikacılığın oluşturduğu bu şebeke gerçek manada bir kan emicidir ve çirkef ilişkilerle kendini yeniden üretmektedir. Sermayenin kibri, taşeronun yağdanlığı, sendikal yapıların çürümüşlüğü bu şebekenin ruhunu meydana getirir. Taşeronun ve sendika yöneticilerinin “sol” cenahtan olmaları şaşırtıcı değildir; işin sosudur. İstanbul burjuvazisi işbirlikçisini elbette “sol” cenahtan seçecektir. Bu biraz da sermayenin soldan intikamıdır. Sermaye stratejik davranır, açık kapılar bırakır; o kapıdan girmeyi tenezzül edenleri çürüterek, yozlaştırarak, satın alarak diz çöktürür ve el öptürür. Zaten bu bilinçli bir tercih ve ahlaki yozlaşmadır.
Bütün bu gelişmelere karşı bazı sosyalist kesimlerden ve bu âlemi bilen kimliklerden sarı sendika ve yöneticilerine ilişkin bir yorumun gelmemesi, aslına bakarsanız, hiç şaşırtıcı değildir. Bu durum, kirliliğin ve rantın nelere kadar uzandığını ortaya koymaktadır. Depo işçilerinin işaret fişeği en başta bu şebekeyi ortaya koydu; şebekenin uzandığı yerleri ve sınıfın ne derece kuşatılmış olduğunu gösterdi.
Korkuyu Aştık, Haklıyız Kazanacağız
2026 yılı ve önümüzdeki birkaç yıl sınıf açısından son derece kritik olacaktır. Finans kapital, kâr açlığını sınıfa despotik emek rejimlerini dayatarak; yani sınıf üzerinde mutlak hâkimiyet kurarak, işçileri katı bir disipline sokup her düzeyde kontrol ederek maksimum sömürüye dayalı bir çalışma düzeni inşa ederek gidermeye çalışıyor. Öte yandan Suriye’deki gelişmeler, ABD–Türkiye–İsrail eksenli bir İran savaşını aktüelleştiriyor. Kısaca işçi sınıfı; savaş, açlık, işsizlik ve geleceksizlik tehdidiyle karşı karşıya.
Migros depo işçilerinin ayağa kalkışı, aslında bütün bu olguları ortaya çıkarmış, yaşanacakları erken göstermiştir. Direniş bu manada bir işaret fişeğidir. Sınıfın karşısındaki, kapitalist devlet dâhil, şebekenin nasıl oluştuğu ve işlediği alenileşmiştir.
İşçilerin ve Umut-Sen ile DGD-Sen’li devrimcilerin eylemlerini işyeri sınırları dışına taşımaları, sokağı aktif olarak kullanmaları ve bedel ödemeyi göze almaları son derece önemli bir adımdır. İşyeri çeperinde kalmış eylemlerin başarılı olma şansı azdır. Sokak başlı başına bir itiraz alanıdır. Ayrıca eylemlerin toplumsallaşmasını, öfkenin yaygınlaşmasını ve açığa çıkmasını sağlayan atmosferi yaratır. İşçi sınıfı sokak ile işyeri diyalektiğini kurduğu ölçüde toplumsal muhalefetin öncüsü rolünü oynayabilir. Bu durum, sınıf mücadelesinde bir birikimin ürünü olacaktır. Sokağın işçiler tarafından aktif kullanılması, eyleme olağanüstü meşruluk ve görünürlük katmıştır.
Özilhan’ın evinin simgesel bir anlamı vardır: sınıfa açık bir hedef gösterme; yani sermayenin kendisini görünür kılma. Burjuvazinin saklanma yeteneğini küçümsememek gerekir. Kültür endüstrisinin bütün işi, kapitalist sistemin işleyişini görünmez kılmak ve burjuvazinin bir müsebbip olarak saklanmasını kolaylaştırmaktır.
“Ev ziyaretleri”, büyünün bozulması anlamında çok önemli bir adımdır. Aynı ev, artı değerin gaspıyla sermayenin nasıl bir şatafat içinde yaşadığının, adeta bir imparatorluk sürdürdüğünün kanıtıdır. Mekânın kendisi politik göndermelerini içinde taşır. Böylece imajlar bozulur, yanılsamalar aşılır. Bu ve benzer pratikler, sınıfın yaparak öğrenmesi anlamında kıymetli deneyimlerdir. Ardından sınıfın öğrenerek yapması gelecektir.
Diğer bir önemli nokta, sınıfın korku duvarını aşmasıdır. Aslında her gözaltı korku duvarını biraz daha yıkmıştır. Korku duvarını aşan bir sınıftan korkulması gerekir. Sermaye bu konuda tecrübelidir. Bir kadın işçi arkadaşın söylediği “Ben buraya korkularımı aşarak geldim.” vurgusu dikkate alınmalıdır.
Yine her “ev ziyareti” eyleminde alanın aynı zamanda işçi ve emekçi kürsüsüne dönüşmesi, sınıfın eylem, örgütlenme ve moral kapasitesini beslemektedir.
Halk Boykotunu Örgütlemek ve Stratejik Yerlere Yüklenmek
Son yıllarda sosyalist hareketin farklı öznelerinin yaygın bir şekilde Migros’ta kasa kilitleme ve boykot çağrıları yapmaları manalıdır. Sosyalist hareketin gösterdiği olumlu bir performanstır. Bu adımların sınıf içinde stratejik bir duruşa ve örgütlenmeye yönelmesi, başta likidasyon ve konformizm gibi sorunların aşılmasında elzemdir.
Şimdilik demokrat kamuoyunda ses getiren boykot pratiği ve çağrıları bir halk boykotuna dönüştüğünde, sermaye iyice sıkışacaktır. Depo işçilerinin kazanmasının önü açılacaktır. Tüm sosyalist güçler daha çok ajitasyon, propaganda ve eylemle halk boykotunu örebilir. Belki en başta stratejik Migros’larda, 5M Migros’larda Türkiye’nin her yerinde aynı anda, güçler birleştirilerek yapılacak kitlesel eylemler (kasa kilitleme, satışları fiilen durdurma gibi adımlar) etkili sonuçlar yaratabilir.
Evet, sınıfta spontan patlamaların yaygınlaşacağı bir döneme giriyoruz. Hatta depo işçilerinin eylemlerinin A101, BİM, ŞOK gibi zincirleri tetiklemesiyle sektör ve havza hareketlenmeleri de yaşanabilir. Sıçramalı biçimde ülke çapında mobilizasyonlar da olasıdır. Bu eylemlerin sınıf içinde nesnel zeminleri oluşmuştur.
Depo işçilerinin eylemlerini bu manada devrimcileri, komünistleri ve işçi dostlarını rahmine çağıran bir eylem olarak okumak gerekir. Ve gelişecek yeni sınıf dalgalanmaları içinde, öfkenin parçası olma çağrısı olarak görmek gerekir.
Zaman, işçi sınıfının yalnız olmadığını dosta düşmana gösterme zamanıdır.
Seçtiklerimiz: Volkan Yaraşır – umutsen.org – 11.02.2026
























































