..." /> Soykırımları konuşmak! | Erdal Boyoğlu

Makaleler

Published on Nisan 24th, 2026

0

Soykırımları konuşmak! | Erdal Boyoğlu


Unutmak değil, hatırlamak iyileştirir.
İnkâr değil, yüzleşme barışı mümkün kılar.

24 Nisan 1915 Ermeni-Asuri soykırımı; İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin Turancılığın esasları üzerinden yaptığı bir soykırımdır.
111 yıldır soykırımla yüzleşmeyen ve anmayan bir dönem yaşıyoruz hâlâ.

Soykırımlarla yüzleşmemiz gerekiyor. Vicdani ve ahlaki olarak sorgulamamız gerekiyor.
İttihat ve Terakki’den egemen Cumhuriyet’e devredilen yok etme, inkâr ve asimilasyona karşı cümle kurulmuyor hâlâ.
Vicdanları sızlatan Ermeni-Asuri ve Dersim soykırımı ve katliamlar sessizlikte hâlâ.

Konuşulmuyor ve yaralar sarılmıyor.
Soykırım gerçeği yüzleşmeyi bekliyor hâlâ.

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin (İTC) yaptığı soykırım, Kemalist iktidar tarafından başlayan inkâr politikasıyla, günümüzde AKP, MHP, CHP vb. partilerle devam ettiriliyor hâlâ.

Kızılbaş-Alevilere yönelik dinsel baskılar ve “mum söndü” hakareti devam ediyor hâlâ.

Egemen Cumhuriyet’in “Türk-İslam sentezi” dili ve saldırganlığı devam ediyor hâlâ.

Ermeni-Asuri soykırımı 1915
1921 Kızılbaş Koçgiri
1930 Ağrı-Zilan
1934 Trakya Yahudilerinin sürgün edilmesi
1937-38 Dersim soykırımı
1941 Varlık Vergisi kanunnamesi; Ermeniler, Asuriler, Rumlar ve Yahudilerin Aşkale çalışma kamplarına sürülmesi

“Bir yüzyıl sonrası anlamak ve bir neticeye varmak için en uygun zamandır” diyor Hans Lukas Kieser.

Ve biz, Tehcir Kanunu’nu, Takrir-i Sükûn Kanunu’nu, inkârı ve asimilasyonu anlamak için ne hatırlıyoruz ne de konuşuyoruz.

Soykırımdan söz etmenin suç sayılıp sayılmadığını bile tartışamıyoruz.

Düşünsenize; soykırım sözü geçti diye Açık Radyo kapatılıyor.
İnsan hakları yöneticileri her defasında soykırımı dile getirdikleri için haklarında davalar açılıyor.

Ne yazık ki tartışma ve yüzleşme yerine; saldırılar, tehditler, gözdağı ve korkutma devam ediyor hâlâ.

Soykırımdan söz etmenin suç olduğu algısı vurgulanıyor hâlâ.

Bunun adı egemenlik, baskı ve zulüm ilişkisidir.

Yani “gayrimüslimlerin” mallarına çöküp Türkçülüğün esaslarına göre uyarlamanın adıdır.
Yani “her şey Türke göre” planlanan sistemin adıdır.

Ermeni soykırımı; Turancı tuzağın esaslarıdır.

Bu tuzağı 1923 sonrası egemen Cumhuriyet devraldı.
Kürtlerin varlığı, dili ve kültürleri yasaklandı; klamları Türkçeleştirildi ve Kürtçe söylenen klamlar türkü olarak asimile edildi.

Ermeni aşıkların söylediği ağıtları Türkçeleştirip Türk halk müziği yaptıkları gibi…

Farklılıkları asimile etmenin sinsi hilesi; Turancılığın esasları ya da Kemalizmin Türk-İslam sentezi gibi, “Ne mutlu Türküm diyene” anlayışıdır.

Soykırımlar dünyayı sarsıyor. Savaş çılgınlığı azgınca sürüyor. Dilsel ve dinsel ayrımcılık devam ediyor.

Düşünsenize; Anadolu coğrafyasında “hepimiz kardeşiz” denirken Kürtlerin dili ve kültürü yasaklanıyor hâlâ.
Kızılbaş-Alevilerin semahları ve cemleri her türlü haktan, hukuktan ve adaletten mahrum bırakılmıştır.
Yurttaşlık haklarından yoksun bırakılmıştır.

“Kürt-Türk kardeştir” sözü lafolojik bir söylemdir; egemen Cumhuriyet’in yalan siyasetidir.

Bu, üstün bir sahtecilikten ibarettir.
“Kan bağı” ya da “soydaşlık” gibi kavramlara sığınılmıştır.

Dolayısıyla egemen Cumhuriyet, kardeşlerinin (!) dillerini ve kültürel haklarını yasaklamış; konuşanlara para ve sürgün cezaları vermiştir.

Türk milliyetçiliğinin ırkçı tarihi bunlarla bitmiyor.
Sünni İslam’ın dışında tüm dinler baskılanıyor.

Vicdansızlar; Kızılbaş-Alevilerin ibadetlerine hakaret ediyor. Ritüellerini yaptıkları yerleri jandarma ve polis eşliğinde basıp “çıplak yakalandılar, alkol içiyorlar, mum söndü oynuyorlar” gibi iğrenç iftiralarla haber yaptırıyorlardı.

1926-32 yıllarının utanç verici gazete manşetleriyle hâlâ yüzleşilmiyor.

6-7 Eylül 1955’te İstanbul başta olmak üzere Ankara ve İzmir’de yaşanan pogrom hatırlanıyor mu?
1964’te Rumlara 24 saat süre ve bir bavul hakkı verildi. Sonra mallarına el konuldu.

Sloganlarının dili; “Ermeni dölleri”, “Rum tohumu”, “şaki, eşkıya Kürtler” günlük yaşamın ırkçı bir parçasıydı.

Taksim’de düzenlenen mitinglerde “Ermeni yalanına sessiz kalma” pankartlarıyla meydanlar donatıldı.
Milliyetçi ve dinci dalga belediyenin tahsis ettiği otobüslerle taşındı.
Belediye panolarında açıkça ayrımcılık yapıldı.

Nasıl unutuyoruz?

“Şahadet getirin Müslüman olun”
“Alevi öldürürsen cennete gidersin”
“Alevinin kestiği yenmez”
“Mum söndürüyorlar” diyenleri unutmayalım, unutturmayalım.

Sivas Madımak Oteli ateşe verildi.
Bu ülkenin sanatçıları, aydınları, yazarları, gençleri göz göre göre yakıldı.
Yedi saat boyunca, asker ve polisin gözleri önünde… “Yak ulan yak” diye bağırarak…

Düşünsenize; Sivas katliamını protesto eden insanlara kim, ne adına saldırabilir?

“Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır” der bir filozof.

Birbirimizi anlamak, dinlemek; duyguların, düşüncelerin ve bilgilerin aktarılması insana dair bir güzellik değil mi?
Nedir bu kindar ve dindar nesil yetiştirme çabası?
Niçin bu ırkçı, dinci tahammülsüzlük?

Paylaştığımız işyerleri, alın terleri, okullar, kitaplar; çocuklarımız, dostlarımız, komşularımız…
Bir arada, barış içinde yaşamak insanlığa ve doğaya dair bir sorumluluk değil mi?

Bu diyaloğu kurduğumuz an hepimiz faydasını göreceğiz.

Sınıf mücadelesini dillerinden düşürmeyen sosyalistler de soykırımla yüzleşmiyor. Çünkü Ermeni devrimcilerin mirasından bihaberler.
Paramaz ve yoldaşlarının idamına dair tek satır yok. Yayınlarında bir gün olsun Ermeni sosyalistlerin idamını haber yapmadılar.

Oysa idam edilen Ermeni devrimcilerin “Yaşasın sosyalizm” sloganı Beyazıt Meydanı’nda yankılandı.
Dolayısıyla Mustafa Kemal’in ulusalcı Türk solu komünist değil, Kemalisttir.

Eğer bir arada yaşansaydı…
Ermeni-Asuri halkı zanaatkârdı. Ticaretle uğraşıyorlardı.
Kuyumcu, heykeltıraş, ressam, edebiyatçı, şair, müzisyen, seramikçi, taş ustası, değirmenci, fotoğrafçı, madenci, kunduracı, marangoz…
Yerel üretim gelişmişti.

Meyvelerden pestil, üzümden likör ve şarap yapıyorlardı.
Ermeni-Asuri halkı başarılı zanaatkârlardı.
Bu başarıların yolu Türkçülüğün esaslarıyla barbarca kesildi.

İnsanlığa karşı işlenmiş suçlarda zaman aşımı olmaz.

Geçmiş sorgulanmadan acılarımızın ortaklığında buluşamayız.

Geçmiş, bugünün önsözüdür.

İttihat ve Terakki paşalarının uyguladığı soykırım, Almanya Federal Parlamentosu tarafından 2016’da tanındı.

Almanya’nın kabul etmesi anlamlıdır; çünkü suç ortağıdır.
Alman Dışişleri arşivlerinde şu ifade yer alır:
“Bizim bir hedefimiz var: Türkiye’yi yanımızda tutmak. Ermeniler ister yok olsun ister olmasın, fark etmez.”
— Theobald von Bethmann Hollweg

Osmanlı ordusuna silahları veren Kayser Almanyası, soykırıma göz yumdu.

Gelelim günümüze…

Türkiye’de “soykırım” kararını protesto eden kesimler “En güzel Ermeni ölü Ermeni”, “Ermeni piçi” sloganları atıyor.

Sahi, kimdir bu dilsel milliyetçiler ve dinsel cemaatler?

Kindarlık, nefret ve aşağılama öyle bir noktaya ulaşmış ki, gerçek yüzlerini fazlasıyla gösteriyor.

1915-1917’de İttihatçı çetelere karşı Ermeni ve Asurileri koruyan insanlar da vardı.

Kütahya Valisi Faik Ali Ulusoy, Kastamonu Valisi Recep Bey, Yozgat Valisi Cemil Bey, Erzurum Valisi Tahsin Bey imha emirlerini uygulamadı.
Malatya Belediye Başkanı Azizoğlu Mustafa Ağa birçok kişiyi sakladı ve bu yüzden öldürüldü.

Lice Kaymakamı Hüseyin Nesimi Bey, Beşiri Kaymakamı Sabit Bey ve diğerleri de bu yüzden öldürüldüler.

Diyarbakır’da, Midyat’ta, Çermik’te insanlar Asurileri evlerinde saklayarak kurtardı.

Konyalı Mevleviler, bazı Sünni Türkler, Dersimli Kürtler, Kızılbaş-Aleviler yardım etti, korudu.

Bu dayanışma umut oldu, olmaya devam ediyor.

Sahi; Ermeni, Asuri, Rum, Yahudi, Kürt, Kızılbaş-Alevi olmak egemen Cumhuriyet’te ne demekti?

Avrupa’da yaşayan “Türkçüler ve dinciler”, “gavur” dedikleri yerde yaşamlarını sürdürüyorlar.
Berlin’de “Bayrağını al da gel” yürüyüşü yaptılar.
“Türkler soykırım yapmaz” sloganı attılar.

İsveç’te, Stockholm’de nefret dolu mitingler düzenlendi.
“Ölüm, ölüm, ölüm” diye bağırıldı.

Ama güzel insanların yüzü suyu hürmetine umut hâlâ var.

Dolayısıyla Osmanlı tapu arşivleri açıklanmalıdır.


Erdal Boyoğlu – 24.04.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑