Makaleler

Published on Mart 26th, 2026

0

Değişmeyen devlet, tartışılan süreç ve Newroz | Hüseyin Şenol


Newroz’un ortaya koyduğu tablo: Muğlak süreç, tartışılan politik yönelimler ve değişmeyen devlet gerçeği. Devlet değişmedi, baskı sürüyor. “Barış” söylemleri yükselirken Newroz yine kriminalize ediliyor. Tartışılan bir süreç mi var, yoksa yeniden dizayn edilen bir inkâr politikası mı?

Newroz bir kez daha geçti. Ama aslında geçmedi. Çünkü Newroz, takvimde bir gün değil; bir halkın tarihidir, hafızasıdır, direnişidir. Bu yıl da bir kez daha gördük ki o tarih hâlâ bugünün içindedir. Bu nedenle Newroz’u yalnızca bir bayram olarak değil, üç temel başlık üzerinden okumak gerekiyor: değişmeyen devlet, tartışılan süreç ve bütün bunların ortasında duran Newroz gerçeği.

Değişmeyen devlet

Devlet aynı devlet. Oligarşik diktatörlükle yönetilen Kemalist devlet yerinde duruyor; nöbeti 25 yıldır AKP-MHP tutuyor. İktidarlar değişiyor, söylemler değişiyor ama devletin Kürt meselesine yaklaşımında esaslı bir dönüşüm yaşanmıyor. Newroz alanlarına bakıyoruz: milyonlar var. Aynı anda gözaltılar, tutuklamalar, işkence iddiaları var. “Devlette bir değişiklik yok: 27 kişi Newroz’dan tutuklandı, 1 çocuk işkence gördü” gibi benzeri başlıklı çok sayıda haberde de görüldüğü gibi, hala Newroz’a katılımın dahi kriminalize edildiği bir tabloyla karşı karşıyayız.

Bir yanda Newroz alanlarında milyonlar, diğer yanda operasyonlar… Bir yanda “barış” söylemi, diğer yanda baskı politikaları… Bu bir çelişki değil; devletin sürekliliğidir.

Kayyım politikası sürüyor. “Mardin Büyükşehir Belediyesi’ndeki kayyımın görev süresi uzatıldı” haberi, barış tartışmalarının ortasında halk iradesinin nasıl gasp edildiğini açıkça ortaya koyuyor. Hasta tutsaklar ölüyor, siyasi mahpuslara ilişkin AYM ve AİHM kararları uygulanmıyor ama aynı anda “demokratikleşme” konuşuluyor. Bu tablo karşısında sorulması gereken soru basit ama belirleyicidir: Değişmeyen bir devlet, gerçekten değişen bir süreç yürütebilir mi?

Tartışılan süreç

Bugün “süreç” olarak sunulan tablo, en az devlet kadar tartışmalıdır. Bir yanda “barış”, “demokratik entegrasyon”, “birlikte yaşam” gibi kavramlar dolaşıma sokulurken, diğer yanda bu kavramların somut karşılığının ne olduğu belirsizliğini koruyor. Öcalan’ın Newroz mesajında aktarılan çerçeve, güçlü tarihsel referanslar içerse de siyasal açıdan muğlaklıklar barındırıyor. Devletin somut politikalarının açık ve net biçimde hedef alınmaması, bu muğlaklığın en önemli göstergelerinden biri.

“Abdullah Öcalan: Demokratik entegrasyona geçiş, barış yasalarını gerekli kılar” başlıklı açıklama da tek başına yeterli değildir. Çünkü barış tek taraflı olmaz; eğer devlet pratiğinde hâlâ operasyonlar, baskı ve kriminalizasyon sürüyorsa, “pozitif aşama” söylemi havada kalır.

Bugün gelinen noktada “süreç”in fiilen durduğu ya da en azından askıya alındığı yönünde güçlü işaretler de var. Bir yandan “barış” ve “demokratik entegrasyon” söylemleri sürdürülürken, diğer yandan Newroz alanlarına dönük uygulamalar bununla açık bir çelişki oluşturuyor. Öcalan posterlerinin alana sokulmaması, insanların “örgüt propagandası” gerekçesiyle gözaltına alınması ve tutuklanması, devletin güvenlikçi reflekslerinden vazgeçmediğini bir kez daha gösteriyor. Bu durumda sorulması gereken soru daha da netleşiyor: Gerçekten ilerleyen bir süreç mi var, yoksa sadece söylem düzeyinde tutulan bir beklenti mi?

Sosyalist yazarlar ve sansür

Burada özellikle şunu da açık söylemek gerekiyor: Bu yazımda da farklı sosyalist yazarlara sıkça referans veriyorum. Bunu biraz da yurtsever medyanın, bu kesime karşı sansürcü yaklaşımına tepki olarak yapıyorum. Hem kendi yazılarımda hem de yazı kurulunda yer aldığım Avrupa Demokrat gazetesinde bu tür eleştirel metinlere özellikle yer açmaya çalışıyorum. Çünkü bu sosyalist yazarların eleştirel yaklaşımı çoğu zaman yurtsever medyada hiç yer bulmuyor ya da yalnızca hedef alınarak aktarılıyor. Oysa gerçek bir tartışma, ancak bu farklı ve eleştirel seslerin görünür olmasıyla mümkündür.

Sibel Özbudun ve Temel Demirer’in “Yalan(lar), yanılsama(lar) ve gerçek(lik) ya da süreç’e dair” başlıklı yazısında vurguladığı gibi, “süreç” olarak sunulan gelişmelerin gerçekten bir çözüm olup olmadığı ciddi biçimde sorgulanmalıdır. İbrahim Çiçek’in “Sürecin seyircisi değil, tarafıyız” başlıklı değerlendirmesinde belirttiği gibi, bu sürecin dışında kalmak değil, taraf olmak gerekir; ancak bu taraflık, mevcut belirsizlikleri kabullenmek değil, eşitlik ve özgürlük temelinde bir çözümü savunmak anlamına gelmelidir.

Halil Gündoğan’ın “Bakın neymiş devlet projesi dedikleri?” başlıklı yazısında işaret ettiği gibi, “Terörsüz Türkiye” söylemi Kürtlerin ulusal statü talebini tasfiye etmeyi hedefliyorsa, bu bir çözüm değil, yeni bir dizayn sürecidir. Mehmed S. Kaya’nın “Yüz yıllık Kürt yoktur yalanı sona eriyor – Peki ya bundan sonrası ne olacak?” başlıklı yazısında belirttiği gibi, inkârın bittiği iddia edilse de kolektif hakların güvence altına alınmadığı bir tabloda gerçek bir çözümden söz edilemez. Sorunun özü hâlâ yerinde duruyor: Kürtler bir halk olarak tanınacak mı, kendi kaderini tayin hakkı kabul edilecek mi? Bu soruların net bir cevabı yoksa, ortada çözüm de yoktur.

Onlarca merkezde milyonlar katıldı

            2026 yılında Türkiye’de Newroz kutlamaları Mart ayının başından itibaren kademeli olarak başladı. Süreç 9 Mart’ta yapılan deklarasyonlarla duyurulurken, ilk kutlamalar ve Newroz ateşleri 11 Mart’tan itibaren Sur, Karakoçan, Doğubayazıt ve İstanbul gibi merkezlerde yakıldı. Ardından kutlamalar gün gün farklı şehirlere yayıldı; 14–18 Mart arasında Nusaybin, Kızıltepe, Hakkari, Ağrı, Dersim, Erzurum ve Yüksekova gibi birçok kentte Newroz alanları doldu. Başta Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan olmak üzere DEM Partili siyasetçiler Newroz alanlarında konuştu.

Bu yılki kutlamalar, aynı zamanda en uzun Newroz kutlama zincirlerinden biri olarak kayda geçti.

Bu tablo, Newroz’un yalnızca sembolik bir gün değil, milyonların katıldığı somut bir politik güç olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Newroz alanlarında Kürt bayraklarının yoğunluğu dikkat çekti. Bu tablo, ulusal kimliğe sahip çıkma iradesinin ne kadar güçlü olduğunu ve Newroz’un politik karakterinin tartışmasızlığını bir kez daha gösterdi.

Newroz yalnızca belirli merkezlerle sınırlı kalmadı; bu yıl Türkiye genelinde 50’den fazla noktada kutlandı. 21 Mart’ta Diyarbakır başta olmak üzere Tekirdağ ve Kocaeli’de büyük buluşmalar gerçekleşirken, İstanbul’daki merkezi kutlama 22 Mart’ta yapıldı. Aynı gün Ankara, Mersin, Urfa, Van, Antep, Batman, Adana, Bursa ve Eskişehir’de de alanlar doldu; program 23 Mart’ta Şırnak, 24 Mart’ta Silopi’de, dün de Muş’ta ve diğer Kürt şehir ile ilçelerinde devam etti.

Bu tablo yalnızca Türkiye ile sınırlı değildi.

Newroz Avrupa başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde her yıl kitlesel olarak kutlanıyor. Bu yıl kutlamalar daha geniş ve daha kitlesel geçti. Avrupa merkezi Newrozu 21 Mart’ta Frankfurt’ta gerçekleştirildi ve son yılların en kalabalık buluşmalarından biri oldu. Avrupa’da neredeyse Newroz kutlaması yapılmayan metropol ya da şehir kalmadı; kutlamalar Avrupa dışındaki ülkelerde de geniş bir coğrafyaya yayıldı.

Evet 2026 Newrozu, bu yıl Türkiye, Kürdistan, Avrupa ve tüm dünya genelinde onlarca merkezde, milyonların katılımıyla kutlandı. 11 Mart’tan itibaren başlayan kutlamalar Diyarbakır’dan İstanbul’a, Van’dan Mersin’e kadar geniş bir coğrafyaya yayıldı. Ancak bu kitlesellik aynı zamanda hedef alındı; “Türk bayrağı yok” manşetleriyle milyonların açıkça hedef gösterilmesi, medyanın nasıl bir düşmanlaştırma dili ürettiğini bir kez daha ortaya koydu. Bu dil ile faşizm arasında bir fark yoktur.

Sözde masaya oturan iktidarın medyası da milyonların katıldığı Newrozları görmezden geldi.

Öte yandan Newroz alanlarının kendisi de çelişkiler barındırıyor. “Feministler ve LGBTİ+’lar Newroz’da Yenikapı’daydı” başlıklı haberlerde de görüldüğü gibi, LGBTİ+’lar alanda dahi güvenlik çemberiyle korunmak zorunda kalıyor. Bu durum, sorunun sadece dışarıdan değil içeriden de ele alınması gerektiğini gösteriyor. Aynı mücadele içinde olanlar birbirine güvenli alan açamıyorsa, barış söylemi eksik kalır.

Arif Çelebi’nin “Statlardan kampüslere milliyetçi kuşatma ve zorunlu ayrışma” başlıklı yazısında işaret ettiği gibi, yaşanan ayrışma sahte kardeşlik söylemlerini bitirirken, gerçek ve onurlu bir mücadele birliğinin zeminini de açıyor. Gerçek birlik ancak eşitlik temelinde kurulabilir; aksi durumda ortaya çıkan şey birlik değil, tabiiyet ilişkisidir.

Newroz gerçeği: Sömürge gerçeği neden yok?

Bana göre Öcalan’ın Newroz mesajı, “birlikte yaşam” ve “demokratik entegrasyon” gibi zaten sorunlu bulduğum kavramlara yaslanırken, sömürgeci-sömürge gerçeğini açıkça ortaya koymaktan da uzak kaldığı için siyasal açıdan ciddi bir muğlaklık taşıyor…

Ve bütün bu tartışmaların ortasında Newroz duruyor. Newroz, Kürt halkının politik bayramıdır; özgürlük bayramıdır; sömürgeciliğe karşı isyan bayramıdır. Bu anlamı silikleştirmeye çalışan her yaklaşım, doğrudan politik bir müdahaledir. Newroz’u depolitize etmeye çalışmak da, başka anlamlarla ikame etmek de aynı sonuca çıkar: içini boşaltmak.

Açık söyleyelim: Newroz kimsenin “özel günü” değildir. Newroz, Kürt halkının mücadele, direniş ve özgürlük bayramıdır. Bu tarihsel ve politik anlamı bulanıklaştırılmaya çalışıldığında, mesele sadece bir yorum farkı olmaktan çıkar; doğrudan bir anlam çarpıtmasına dönüşür.

Özellikle bazı Alevi çevrelerinde dile getirilen “21 Mart Hz. Ali’nin doğum günüdür” yaklaşımı, Newroz’un tarihsel ve siyasal içeriğini gölgeleyen bir yorumdur. İnançsal anlamlar elbette tartışılabilir; ancak bu tür yaklaşımlar, Kürt halkının yüzyıllardır süren direniş geleneğini görünmez kılmamalıdır. Newroz’un anlamı nettir: sömürgeciliğe karşı isyanın ve özgürlük mücadelesinin adıdır.

Adını koyalım

Bugün ortaya çıkan tabloyu sadeleştirdiğimizde geriye üç temel gerçek kalıyor: Devlet değişmedi, süreç belirsizliğini koruyor ve Newroz bütün bu tabloya rağmen halkın politik iradesi olarak yerinde duruyor. Bu üçlü birlikte okunmadan yapılan hiçbir değerlendirme gerçekliği kavrayamaz.

Artık mesele, söylenenlere değil, yaşananlara bakmaktır. Eğer gerçekten bir çözümden söz edilecekse, bunun yolu da açıktır: eşitlik olmadan birlik olmaz, haklar tanınmadan barış kurulamaz ve gerçekler açıkça ifade edilmeden hiçbir süreç ilerlemez.

Newroz her yıl yeniden hatırlatıyor: Bu mesele hâlâ çözülmedi; sadece farklı adlarla tartışılmaya devam ediyor.

Newroz her yıl yeniden hatırlatıyor: Bu mesele hâlâ çözülmedi; sadece farklı adlarla tartışılmaya devam ediyor.

Evet, inadına barış. Ama onurlu ve gururlu bir barış.

Ve Newroz’lar Kürt halkının politik bayramı olarak kutlanmaya devam edecek.

Newroz Pîroz Be!


Hüseyin Şenol – 26.03.2026

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑