Kadınların kendi irade sesi olabilmesi varken… | Gül Güzel
Kadın ve devrimci olmak; tarihin derin hafızasından bugüne uzanan direnişin, hafızanın ve özgürlük iradesinin adıdır.
Kadın ve devrimci olmak, faşistlerin karşısında cesaretin dik duran, korkusuz hâlidir. Zifiri karanlığa ışık tutan Leyla, kimliğinin mücadele simgesi Zarife, bütün kültürleri yıldızlara serpiştiren Delila, ihanete bedenini siper eden Zilan, uçurumun ölümsüzü Beritan ve yaşamı, özgürlüğü bedeninde Kobanê semalarında yıldızlaştıran Arin Mirkan gibi; eli, yüreği değince yaşamı değiştiren özgürlük fidanı yani KADIN OLMAK…
Küresel sermayenin çıkarları doğrultusunda, açık desteğiyle neredeyse ifade özgürlüğü sipariş edilir olunca, günümüzde istediğini yazmak, düşünmek ve söylemek de cesaret ister hâle geldi.
Günlerimiz ve zaman sayılara tutsak edildiğinden beri, her yeni doğan günle birlikte özellikle Ortadoğu’ya hüzün çöker oldu. Çünkü 21. yüzyılda da insanın insanın kurdu olmasından bir adım geriye atılmadı. Modern kapitalizm sistemleri de böylelikle kendini, insanın insana düşman edilmesi üzerinden var edip yaşatıyor. Siyahın beyaza, sıcağın soğuğa, ateşin suya, erkeğin kadına, doğanın insana düşman edilmesi gibi… Bu duruma “İnsan insanın cennetidir / Kadın kadının yurdudur” felsefesinden düşüşün hikâyesi de denilebilir. Bütünlüğün bilgisinden, birbirini tamamlama felsefesinden kopan insanın yitirilişi aynı zamanda. Kadın eksenli yaşamın, ana soylu değerlerin bilgisinden kopan insanın hikâyesidir de diyebiliriz buna.
21.yüzyılda zamanın ruhunu hisseden ve bu anlamı yeniden ören biz kadınlar ise kurdun, kurşunun hedefi oluyoruz. Kubaba (eski Asur döneminden beri varlığı bilinen, Fırat Nehri’nin yukarı kesimlerindeki Karkamış şehrinin tanrıçasıdır. Karkamış Kraliçesi olarak anılır ve eşi, koruyucu tanrı Karhuha’dır). Kubaba Tanrıçasına Hurriler, Hititler ve Luviler de tapardı. Rojava ve Kuzey Kürdistan’ı içine alan Fırat’ın doğusu ile batısının birleştiği Kobanê ve Şehba, tarihin en eski tanrıça inançlarından birine ev sahipliği yapan toprakların ana damarını oluşturur. Girê İnanna (İnanna Tepesi), Şikefta Keçika (Kızlar Mağarası) gibi yer isimleri; Tişrîn başta olmak üzere birçok yerde bulunan antik kalıntılar ile Alalah, Ebla ve Mari kraliyet tabletleri, kadın hafızasının bu topraklarda ne kadar güçlü olduğunu anlatır bize. Böylece kadın için hazinenin kaybedildiği yerde bulunduğunu ve kadın devrimi ile güncellendiğini derinden hissederiz.
Bir ana, Munzur’un suyuna ağıt yakar. Tam altı ay, altı gün suya döker sesini… Çakıl taşlarından yapar gül yüzlü kızının resmini ve her seferinde sorar kızının akıbetini Munzur’a ve su tanrıçası Anahita’ya… Çünkü Anahita, Hurrilerin dilinde ve o dili koruyan Kirmanckî (Zazakî) lehçesinde su ve yaşam tanrıçasıdır. Anne, sezgisel bir yakarışla suda arar Gülistan’ın silüetini hâlâ… Zîlan’ın kayıp haberi düşer sonra yüreklere. Cizre’de on beş yaşında bir çocuk… Kaybedilmenin bilgisine nail olan Cizre, Şahmeran’ın sevgisi ve öfkesi ile direnmişti yüzyıllarca. Peri masalları ile büyüyen kuşakların yurduydu aynı zamanda. Kültürel kodları ile zalimin zulmüne boyun eğmeyen ve diz çökmeyenlerin yurdu. Haber portallarında “Bugün bir kadın daha katledildi” diye eklenir. Ve bu cümlede geçen “daha” kelimesinin rahatsız edici gürültüsü tırmalar yüreğimizi. Çünkü farkında olmadan dilimizle meşrulaştırdığımız katliamları saklar o “daha” sözcüğü.
Farkındalık ve hiçbir şeyin tesadüf olmadığı bilinci, dilimize devrimin öfkesini ve coşkusunu ekmeyi koşullar. Çünkü güneş doğarken kuşlar da uçmaya başlar gökyüzünde. Kuşlar her şeye inat maviye doğru umutla kanatlanır. Buna, yitirilen yerde arayan kadınların gelişi demek de mümkün… Duyabilmek kadınların gelişini… Kendi kökleri üzerinde yeşeren, anlamsal ve yapısal dünyasını kurmaya başlayan kadın iradesinin saldırıların hedefinde olması; çağın onur abidesi gerillanın bedeninin teşhir edilmesi, saç örgüsünün kesilmesi ve bedeninin balkondan aşağı atılmasının yarattığı tarihsel anlam ile bağlantılıdır.
Paris’te özgürlük çizgisine, Silopi’de özyönetim gücüne, Karaçox’ta özsavunma iradesine, Kobanê’de toplumsal yapılanmaya dönük saldırıların hiçbiri amaçsız ve tesadüfî değildir. Gülistan’ın, Zîlan’ın kaybedilmesinin; Kobanê’de, Efrîn’de kadınların saldırıya uğramasının tesadüf olmadığı gibi. Nerede ve nasıl olursa olsun kadına yönelik bütün saldırılar sistematik, eril ve politiktir. Ve hepsinin ortak amacı, kendi olma bilincine erişen ve kökleri üzerinde yeşeren kadın bilincini, hafızasını ve kültürünün devrimsel gücünü kırmaktır.
Bilinen gerçek şu ki Kürdistan topraklarında, özellikle Rojava’da kadın direnişi dünyasından akan enerji, dünyanın en gelişmiş tekniğine karşı amansızca savaşarak direniyor. Düş–düşün–düşünce–bilgeleş gücünü kuşanan anaların anlam deryası Kürdistan topraklarında yaşam buluyor. “Kadın ana yolun sahibi, mürşid-i kâmildir” diyenlerin felsefesi Kürdistan’dan dünya kadınlarına dalga dalga ulaşıyor. Bütün bunların bilincini kuşanarak modern kapitalizme, kadın varlığının inkâr ve imhasına karşı savaşmaktır mesele. İşte bu bilinç ve inanç ile duyabilmek gerekir kadınların ayak seslerinin gelişini “Jin Jiyan Azadî” sloganının gerçekliğiyle… Kendini yenilemek, mücadele etmek ve özgürleştirmek en büyük zaferdir biz kadınlar için. Kararlarımız da hayallerimiz de başarılarımızın tamamı da bize aittir. Çünkü bizim için en doğru ve en iyi olana biz kendimiz karar verebiliriz. Toplumun özgürleşmesinin, kadının eşit haklara sahip olması ve özgürleşmesi ile gerçekleşebileceğinin de bilincindeyiz. Bu bilinçle Demokratik Ekolojik Devrim’ini gerçekleştirerek yaşamlarına yön veren Rojava–JINWAR kadın köyündeki kadınları da saygıyla tebrik etmek gerekiyor.
Kadının Kaleminden: Gül Güzel – 21.02.2026






















































