Faşizm

Published on Kasım 27th, 2025

0

Almanya: “Antifa Ost” davası, faşizmle mücadele biçimlerini gündeme getirdi

ANTİFAŞİZM: DEMOKRASİYİ FAŞİZME KARŞI SAVUNMAK – Dresden’de başlayan Antifaşistlerin yargılanması, Almanya’da devletin faşist hareketi durdurmaktaki aczi karşısında yurttaşların faşizme karşı özsavunma hakları konusunun tartışılmasına katkıda bulundu. ABD’nin “Antifa Ost”u “yabancı terör örgütü” ilanı tepkiyle karşılandı.

Almanya’da protofaşist hareketlerin ikinci dünya savaşı sonrasında en büyük güce eriştiği doğu eyaletlerinden Saksonya’nın Dresden Bölge Yüksek Mahkemesinde (Oberlandesgericht) 25 Kasım’da  başlayan 7 antifaşistin yargılandığı “Antifa Ost” davası faşizmle mücadelenin yolları ve biçimlerine yönelik tartışmayı ülke gündemine taşıdı.

26 Kasım Çarşamba günkü duruşmada yargılananlardan üçünün sorgusu yapıldı. Sanık sandalyesinde oturanlar anti-faşist tutumlarını savunarak devleti aşırı sağa ve faşizme karşı mücadelede başarısız kalmakla suçladılar.

“Antifaşizmin amacı demokrasiyi faşist tehdide karşı savunmak”

Orta Almanya Radyo-Televizyonu’nun (MDR) haberine göre, 32 yaşındaki bir sanık, savunmasında  “Antifaşizmin amacı demokrasiyi faşist tehditlere karşı savunmak” dedi.

Suçlananlar, “Devlet harekete geçmediğinde, insanların kendilerinde sorunları kendi başlarına çözme hakkı göreceğini” savundular. Sanıklar, federal savcının iddialarına karşı sağcı aşırılıkçılara yönelik saldırıların tamamen yanlış bir biçimde “devlete yönelik saldırılar” olarak yansıtıldığını söylediler ve hukukun üstünlüğüne yönelik asıl tehdidin aşırı sağdan kaynaklandığını ileri sürdüler.

“Antifaşizm hukukun üstünlüğünü red değil, demokratik özsavunmadır”

49 yaşındaki en yaşlı sanık, Berlin Duvarı’nın yıkılmasından sonraki, “beyzbol sopası yılları” olarak adlandırılan dönemdeki deneyimlerini anlattı. Doğu Almanya’da neonazilerin güçlendiği o dönemde sol görüşlü bir genç olarak sürekli tehdit altındaydı. Neo-Naziler, çevresinden birkaç genci öldürmüştü. Antifaşizmin, hukukun üstünlüğünü red değil, demokratik özsavunma olarak yaşandığını anlattı.

Yargılananlarla solun dayanışması

Duruşmalar sırsında Dresden’deki mahkeme binası önünde solcular yargılananlarla dayanışma gösterisi gerçekleştirdi; “Bütün Antifaşistlere Özgürlük” yazan pankartlarla suçlamaları protesto ettiler.

Yargılananların destekçileri  mahkeme salonunda da izleyicilerin büyük bölümünü oluşturuyordu. Sol-sosyalist çevrelerde Antifa Ost davası “devletin güç tekelini gasp eden faşistlere karşı özsavunmanın yargılanması” olarak okunuyor.

Öte yandan Almanya yaygın medyasında devletin görüşü “hukuk devleti ve devletin güç tekelinin savunulması” çerçevesinde yorumlanıyor. Mahkeme kararlarında da yargılananlar için net ifadelerle “yasadışı silahlı şiddet grupları” vurgusu yapılıyor.

Ne ve kimler yargılanıyor?

25 Kasım’da başlayan davada sanık sandalyelerinde bir kadın ve altı erkek oturuyor.

Suçlamalar ciddi: “Silahlı suç örgütü kurma ve yönetme”, “suç örgütüne yadım”, “ağır yaralama” “kasten öldürmeye teşebbüs, “mala ve mülke zarar verme” gibi, Almanya ceza mevzuatında 7 yıldan aşağı olmayan hapis tehditleri yagılananların üzerinde sallanıyor.

Suçlamalar, yargılananların 2018-2023 arasında “radikal sağcı, neo-Nazi çevreler, faşist olduğu varsayılan ya da sağcı etkinliklerde yer alan kişiler”e yönelik fiziksel saldırılar düzenledikleri  iddialarına dayanıyor.

Dava, 2023’te “Antifa mensubu” olduğu iddiasıyla hüküm giymiş olan Lina E. ve üç başka sanığın yargılanmasının devamı niteliğinde görülüyor. Yeni yedi sanığın, örgütün “çekirdek kadrosu”nu sürdürdüğü iddia ediliyor.

Sanıklardan —Almanya medyasına göre— “Johann G.”nin grubun üst düzey sorumlusu olduğu, eylemleri planladığı, örgütlediği ve icra ettiği iddiaları yöneltiliyor.

Davanın akıbeti

Almanya medyasında duruşmaların uzun sürmesi, ilk  takvime göre yargılamanın 2026 ortalarına kadar gelmesi, ancak davanın sonlanmasının 2027’ye kadar devamı olasılığı vurgulanıyor.

Mahkemenin davayı ağır cezalarla “suç örgütü yöneticiliği ve üyeliği” ile bitirmesi halinde Almanya ve genel olarak Avrupa’da yükselen faşizm karşısında canlı bir direnç odağı olan radikal sol ve militan Antifa etkinliklerinde ciddi bir kırılma doğabilir.

Ancak ABD’nin dış müdahalesiyle Antifa’nın “uluslararası terör örgütü” olarak ilanı ve AfD (Almanya için Alternatif) gibi hareketlerin önünün açılmasının ters tepmesi de mümkün. ABD’nin Rusya ile ittifak halinde Avrupa’ya yönelik baskılarının yarattığı hoşnutsuzluk dalgasının Antifanın meşru bir direnme gücü olduğu algısına güç katması ve yeni taktiklerle “kriminalizasyon” kumpasını aşarak popüler bir güç halini almasına yardımcı olması da akla yakın bir başka seçenek.

Arka plan

Antifa Ost veya “Hammerbande” adı verilen çevrenin 2017–2018 döneminde doğu Almanya’da Leipzig ve dolaylarını da içerecek şekilde oluştuğu, kendisini “militan sol veya Antifa” olarak tanımlayan bir yapı olduğu iddia ediliyor.

“Hammerbande” (Çekiç Çetesi) adının gruba medyada, sağcılara yönelik saldırılarda çoğu zaman çekiç (hammer) kullanmasından ötürü takıldığı biliniyor.

İddialara göre, saldırılar, yalnızca  Almanya içindeki neonazi ve faşist çevreleri hedef almakla kalmıyor. 2023’te Macaristan’ın başkenti Budapeşte’de düzenlenen bir radikal sağcı etkinlik sırasında “Onur Günü” adı verilen yürüyüşe katılacağı varsayılan kişilere yönelik olarak da eylem planlandığı iddia ediliyor.

2023’te “Lina E. davası” adıyla sonuçlanan ilk dava sürecinde, grubun çekirdek militanlarından bazıları hüküm giymiş; mahkeme Antifayı “suç örgütü” olarak kategorize etmişti.

Antifa Ost’un doğuşu ve etkileri 

Davanın görüldüğü doğu Almanya (özellikle Leipzig  ve çevresi) yıllardır hem radikal sağcı militan grupların hem onlara karşı radikal solcu Antifa grupların beslendiği ve karşı karşıya geldiği bir bölge. Bu bölge entegrasyon ve göç sorunlarından kaynaklanan toplumsal öatışmaların da siyasal kutuplaşmanın da yoğun olduğu bir gerilimle yüklü.

Almanya’daki “Antifa” akımı polis ve savcılığın iddilarına karşın merkezi, hiyerarşik bir organizasyon değil. Daha çok özerk, kozalar halinde, anti-faşist reflekslerle ve yerel saiklerle birbirlerinden bağlantısız eyleme geçen topluluklardan oluşuyor. Bu da faşistlerin savunma hattını kıran, fakat Antifanın da aynı zamanda devlet tarafından “örgütlü suç şebekesi” biçiminde tanımlanmasını kolaylaştıran bir zemin yaratıyor.

Bununla birlikte dava, konuya vakıf olan kamuoyunda —özellikle sol, antifa, çevreci, gençlik çevrelerinde— antifaşist direnişe “temsili bir saldırı”, “devletin güç tekelinin pekiştirilmesi”, “antifanın kriminalizasyouna yönelik bir girişim” olarak görülüyor.

Sağcı popülist kesimler ve radikal sağcı partilerse davayı destekliyor; örneğin AfD gibi protofaşist hareketler bu yargılamaların “toplumun huzuru” ve “yasadışı şiddetin ortadan kaldırılması”na yönelik adımlar olduğu yolunda propagandayı sürdürüyor.

ABD’nin Antifayı “Terör Örgütü” ilan etmesi

Donald Trump yönetimi, Kasım 2025’te, Antifa Ost’u ve  Avrupa’daki bazı radikal solcu, anarşist grupları, ABD Dışişleri Bakanlığı listesinde “Specially Designated Global Terrorists (SDGT)” yani “Yabancı Terör Örgütü (FTO)” ilan etti.

Bu kararla, grubun üyelerinin ABD’ye girişinin yasaklanması, malvarlıklarının dondurulması ve Amerikalıların onlara mali ya da lojistik destek vermesinin suç sayılması sağlandı.

Bu uluslararası siyaset manevrası, “Antifa Ost” davasının ABD eliyle yalnızca Almanya iç hukuku kapsamında kalmamasının, küresel “terörizmle mücadele” bağlamına sokulmak istendiğini gösteriyor. Trump hükümeti böylece, Antifa’nın olası mahkumiyetini içeride ABD antifaşistlerinin ve BLM (Black Lives Matter-Siyahların Hayatları da Değerlidir) gibi radikal hareketlerin kriminalizasyonuna dönük uluslararası bir bağ olarak isitismar edebilmeyi umuyor.

Bununla birlikte Almanya hükümeti -en azından resmi açıklamalarında- ABD’ye ayak uydurmamış görünüyor. Almanya İçişleri Bakanlığı kaynakları, “özellikle lider kadrolar gözaltında olduğu için” gruptan gelen tehdidin azaldığını ifade ediyor.

(bianet – AEK)


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑