Cumartesi Anneleri 1000 haftadır nöbette, yakınları nerede; Türkiye’deki 348 toplu mezar nasıl keÅŸfedildi, nasıl göz ardı ediliyor?
İHD’den avukat RehÅŸan Bataray Saman anlatıyor: Son kayıtlara göre, toplu mezar sayısı 348, kiÅŸi sayısı 4 bin 201. Açılan mezar sayısı 45, mezardan çıkarılan kiÅŸi sayısı 281…

SöyleÅŸi: Hazal Özvarış – T24
Yakınlarının, kırmızı karanfillerle birlikte fotoğraflarını yarın başta Taksim, Galatasaray olmak üzere pek çok meydanda bir kez daha kaldıracağı gözaltında kaybedilenlerin çoğu aşağıdaki görselde işaretli mezarlardan birinde yatıyor.
Türkiye’deki toplu mezarları gösteren bu ekran fotoÄŸrafı, İnsan Hakları DerneÄŸi (İHD) Diyarbakır Åžubesi’nin 2011’de kamuoyuyla paylaÅŸtığı ‘İnteraktif Toplu Mezarlar Haritası’na ait. Kayıpların akıbetlerini gizli tutarak devam ettirilen devlet suçunu bugüne taşıyan harita, aynı zamanda bu suça karşı 27 Mayıs 1995’ten itibaren meydanlara taşınan kayıplar mücadelesinin birikimini içeriyor.
Bu suç ve mücadelenin aldığı farklı biçimlere Türkiye’nin toplu mezarları üzerinden bakmak için projenin araÅŸtırma sürecinde aktif rol alan İHD Merkez Yürütme Kurulu Üyesi ve dönemin Diyarbakır Åžube Hukuk Komisyonu Sorumlusu Avukat RehÅŸan Bataray Saman ile konuÅŸtuk.
Bataray, aralarında meslektaÅŸları Raci Bilici ve Serdar Çelebi ile gazeteci Serdar Altan‘ın da bulunduÄŸu bir ekiple yaklaşık bir yıl boyunca toplu mezarlar üzerinde yaptıkları çalışmadan yola çıkarak T24‘ün soruları eÅŸliÄŸinde Türkiye’de bir toplu mezar keÅŸfinin nasıl gerçekleÅŸtiÄŸini, bölgede görevli savcıların mezarlara iliÅŸkin deÄŸiÅŸen tavırlarını, kayıp yakınlarının mezarları açmak için savcılığı beklemediÄŸinde neler olduÄŸunu, eski ve yeni toplu mezarlar arasındaki farkları aktardı.

Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın hakikat ve adalet için 1000. kez tutacakları haftalık nöbete eÅŸlik etmek üzere Bataray’ın paylaÅŸtıkları şöyle:
“2004’ten sonra köye dönüşle toplu mezar ihbarlarında büyük artış oldu”
– Sonuncusu geçen ay olmak üzere Gazze’de Nasır, el Åžifa ve Kemal Adwan hastanelerinin içinde ve çevresinde 7 farklı toplu mezar bulundu. Filistin otoriterlerinin içlerinden yüzlerce cenaze çıktığını söylediÄŸi bu mezarlar İsrail devletinin o alanlardan çekilmesiyle birlikte keÅŸfedildi. Yakın zamanda açılan bir mezarı keÅŸfetmeye kıyasla gömüden sonra on yılların geçtiÄŸi bir mezarı bulmanın zorluÄŸunu tahmin edebilsek de bunu nasıl aÅŸtığınızı bilmiyoruz. İHD Diyarbakır olarak GüneydoÄŸu’da doÄŸanın üstünü örttüğü mezarları nasıl tespit ettiniz ve 2011’de güncel bir toplu mezar haritası çıkardınız?
İHD Diyarbakır Åžubesi bölgede gerçekleÅŸen her türde insan hakkı ihlaline dair ÅŸikâyetin çatısı altında toplandığı bir kurum. Toplu mezarlara dair ayrı bir dosyamız yoktu ama bu ÅŸikâyetlerin arasında toplu mezar baÅŸvuruları da vardı ve biz her ne kadar interaktif haritayı 2011 Eylül ayında açıklasak da bundan önceki yıllarda İHD Diyarbakır’a yapılan baÅŸvuruların birikmesi, konunun siyasetin de gündemine gelmesi ve birçok toplu mezarın açılması deneyimiyle birlikte bu noktaya gelindi. Åžu da çok önemliydi: 2004’ten sonraki süreçte köye dönüşler baÅŸladıkça ve insanlar uzun zamandır gitmedikleri köylerine ve yaylalarına gittikçe yaÅŸadıkları yerlerde kemik kalıntılarıyla, toplu mezarlarla karşılaÅŸmaya baÅŸladılar. 2004-2005’ten sonra baÅŸvurularda bu nedenle büyük bir artış oldu.
– Neden 2004 ve 2005?
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin üst üste verdiÄŸi ihlal kararları ve baÅŸvuruların yoÄŸunlaÅŸması üzerine 2004’te 5233 sayılı yasa çıkarıldı, Terör ve Terörle Mücadeleden DoÄŸan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun. Bununla ilgili tazminat baÅŸvuruları yapıldı ve bazı sıkıntılar olsa da, Avrupa BirliÄŸi adaylık sürecinin yarattığı baskı ile de kısmen köye dönüşlerin rahatladığı bir dönem baÅŸladı. Yazın çadırda kalmak için bile olsa insanlar geri geldi. Bu da olaylardan 10-15 yıl sonraya denk gelen baÅŸvurulara yansıdı.
– 10-15 yıl da doÄŸanın bir mezarı görünmez kılması için yeterli bir süre olduÄŸu için: Köylere geri dönüşlerde kemikler görüldüyse insanların bedeni gömülmemiÅŸ ve ortaya mı bırakılmış?
İnsanlar 1990’larda terk etmek zorunda kaldıkları köylerinde veya çevresinde kalanlarla bir ÅŸekilde iletiÅŸimi sürdürüyor, bilgi alıyor ve nerelerde toplu mezar olduÄŸunu biliyor. Ya da yakınları o mezarlarda olduÄŸu için kendileri araÅŸtırma yapıyor ama o dönem giriÅŸimde bulunmaya cesaret edemiyor. Dönüşler serbestleÅŸince belli bilgileri kesinleÅŸtirdikten sonra bize ulaÅŸtırdılar. Belki bilirsiniz, 11 köylünün gözaltında kaybedildiÄŸi Diyarbakır’ın Kulp ilçesinin Alaca köyü dosyasında yayla olarak bilinen yerde köylüler gözaltına alınmış, gözaltına alınanların yakınları burayı biliyor ama sonra köyleri boÅŸaltıldığı için baÅŸvurularına geri dönüş olmuyor.
– Dosyayı anlatır mısınız?
Daha sonra haber alınamayan 11 kiÅŸi Kulp, Alaca’da 11 Ekim 1993’te gözaltına alındı. Aileler yakınlarının nerede gözaltına alındıklarını biliyor, çünkü gözaltındayken onlara yemek götürmüşler. Fakat sonradan oraya gitmelerine izin vermemiÅŸler ve onlar da bir daha da yakınlarından haber alamamış. 2000’lerin baÅŸlarında dönmeye baÅŸladıktan sonra köylüler gözaltında tutuldukları bu yeri kontrol ediyor ve yüzeye çok yakın kıyafetlerle kemikler görüyorlar. Muhtemelen gözaltında tutuldukları yere doÄŸru düzgün bir mezar kazılmadan öldürüldükleri yere gömüldüler. Aileler baÅŸvurduktan sonra İHD defalarca savcılığa gidiyor. Savcılık (7. Kolordu Komutanlığı Savcılığı, 2010) bir gün “orada güvenlik yok, ben oraya gidip keÅŸif iÅŸlemi yapamam ama getirebiliyorsanız siz getirin” dedikten sonra o dönem ÅŸube baÅŸkanı olan Selahattin DemirtaÅŸ ailelerle birlikte buldukları kemik ve kıyafetleri toplayıp savcılığa götürüyor. Onlar üzerinde yapılan DNA incelemeleri sonucunda bulunanların aranan kiÅŸiler olduÄŸu tespit ediliyor.
Dönemin İHD Diyarbakır Åžube BaÅŸkanı avukat Selahattin DemirtaÅŸ, Diyarbakır’ın Alaca köyünde ihbarda bulunan ailelerle birlikte toplu mezar keÅŸfi yaparken
İHD toplu mezarları ve içlerinde kaç kişi olduğunu nasıl teyit etti?
– BaÅŸvurularda belirtilen bu gibi toplu mezarların konumlarını nasıl tespit veya teyit ettiniz? İHD ilk toplu mezar raporunu Åžubat 2011’de açıkladığında, içlerinde 1459 kiÅŸi olan 114 toplu mezardan bahsediliyor. Bu mezarlar için savcılara mı baÅŸvurdunuz yoksa hepsini ziyaret mi ettiniz?
Savcılar bu tür dosyalarda olay yerine çok zor gittikleri için biz başvuruları aldığımızda önce yeri tam tespit etmeye çalıştık. Başvuruları yapanlarla, ailelerle tarif ettikleri yerlere gidip dilekçelerimize yazabileceğimiz -yüzeye yakın kıyafetler olması gibi- somut bilgileri müdahale etmeden topladık. Bu süreçten sonra da savcılığa başvurduk. Raporları ve haritayı bu bilgilere dayanarak hazırladık.
– Sıfırdan bir toplu mezar keÅŸfi yapmadınız, doÄŸru mu?
Yapmadık.
Bingöl’de altında iki toplu mezar olan cami
– Toplu mezar açma raporlarına baktığımda mezarların nerede olabileceÄŸini gösteren fotoÄŸraflarda çorak bir bayır veya büyük bir düzlük gözüküyor, ayırt edici bir nesne varsa eÄŸer bu bir aÄŸaç veya açılmış bir yoldu. GeniÅŸ arazileri de içeren bu alanlarda teyit sürecini nasıl yürüttünüz?
İddialara ve yere göre deÄŸiÅŸiyor. ÖrneÄŸin, Bingöl’ün Genç ilçesinin bir köyündeki toplu mezar iddiası çok gündeme gelmiÅŸti, çünkü içinde toplu bir mezarın olduÄŸu söylenen caminin altında Åžeyh Sait döneminden kalan baÅŸka bir toplu mezar olduÄŸu ve caminin mezarın üzerine yapıldığı söylendi. Öncesinde baÅŸvurmamışlar ama cami bombalandıktan sonra insanlar baÅŸvuru yapıyor. Biz de bunun üzerine İHD olarak dört kiÅŸi o köye gittik, köylüleri dinledik ve bizi caminin olduÄŸu yere götürdüler. Köye çok yakın bu yerde bir cami enkazı var ve caminin içinde toplantı halinde olan örgüt militanlarının cenazeleri duruyor. Biz bunu göremiyoruz ama köylüler “Åžu taşı kaldırsak kıyafetleri görebiliriz” diyor. TaÅŸları tam çıkarmamışlar ama bazılarını kaldırdıkça görmüşler. Bahsedilene göre, 1920’lerde de orada bir ÅŸeyler yaÅŸanmış. 1980’lerde caminin inÅŸaatında çalışan, baÅŸvurularını aldığımız yaÅŸlı amcalar “Biz buranın inÅŸaatında çalıştık, kemiklerle karşılaÅŸtık, onları bir köşeye koyduk, camiyi onların üzerine yaptık” dedi. “Åžeyh Sait isyanı döneminde baskın yapılıyor ve köyün erkekleri orada toplanarak yakılıyor, burası onların da toplu mezarı” diye bir iddiaları vardı. Bunların üzerine gittiÄŸimizde ayrıntılı fotoÄŸraflamalar yaptık, bilgileri topladık ve bu ÅŸekilde savcılığa verdik. Bu çok kırsal alanda ve gitmesi zor olan bir köy; araçla gittikten sonra da daÄŸlık alanda epey yürüyorsunuz. Savcılık buraya hiç gitmedi. Biz de baÅŸvuru yaptıktan sonra açıkçası çok ısrarcı olmadık çünkü savcılar Minnesota Protokolü’nü uygulamadan toplu mezarları açtıkları için delillerin kaybolmasına mı neden oluyoruz, diye endiÅŸe ettik.
Batman, Sason’da bir toplu mezar vardı örneÄŸin. Aile bilgi almış bir ÅŸekilde, yakınları örgüt militanı ve o noktada bir bombalama olmuÅŸ ve hayatlarını kaybetmiÅŸler, kimse de cenazelerini kaldırmamış. Sason’a gidip burayı tespit ettik. Onlarda kazma ve gömme olmadığı için kemikler çok yüzeydeydi. Mart 2011’de insan hakları kuruluÅŸları, sivil toplum kuruluÅŸlarının katılımı ile düzenledikleri toplu mezarlara dair basın açıklamasını bu mezar başında yapmıştı, bugün tutuklu olan ÇaÄŸdaÅŸ Hukukçular DerneÄŸi’nden avukat Selçuk KozaÄŸaçlı da açıklamaya katılan kurum temsilcilerindendi.
Mart 2011’de insan hakları kuruluÅŸları ve sivil toplum kuruluÅŸlarının Batman Sason’daki toplu mezar açıklamasından görüntüler
“Mardin’de kuyular, Diyarbakır’da daha çok çatışma sonrası mezarlar var”
– Minnesota Protokolü’yle birlikte mezar açma süreçlerini ayrıca soracağım ama, toplu mezar tanımının hukuken bir sınırlaması var mı? Teyit için gittiÄŸiniz mezarlar mekânsal olarak nasıl bir çeÅŸitlilik içeriyordu?
İHD Mardin Åžubesi özellikle kayıplar ve faili meçhullere iliÅŸkin baÅŸvuruların yoÄŸun olduÄŸu ÅŸubelerdendi. Bu ÅŸube yönetiminde yer alan arkadaÅŸlarımızın aileler ile sahada yaptıkları çalışmalar, keÅŸifler, tanık beyanlarının alınması gibi çok yoÄŸun çalışmalar sonucunda birçok toplu mezar tespit edildi ve Dargeçit’te örneÄŸin kuyulardan cenaze çıkarmak çok gündeme geldi. Birden fazla cenaze olduÄŸu zaman kuyuları da toplu mezar olarak niteleyip rapora yansıttık. Veya bombalama sırasında yaÅŸamlarını yitiren örgüt militanları birden fazlaysa cenazeleri alma, DNA testi yapma ve ailelere teslim etmek gerekiyor ama bunlar yapılmadığı ve o alanda bırakıldığı için onları da rapora geçirdik.
– Hafıza Merkezi’nin hazırladığı “KonuÅŸulmayan Gerçek: Zorla Kaybedilmeler” raporunda Cizre’deki kayıpların Cizre ve İdil yolu üstündeki askeri birliÄŸe yakın bir köy ve çevresinde, Silopi’deki kayıpların BotaÅŸ kuyusu ve Habur Sınır Kapısı çevresinde, İdil’dekilerin Hizbullah’a yakın köyler ve çevrelerinde yoÄŸunlaÅŸtığı yazıyor. Kuyuların Mardin’de olması gibi, ÅŸehirler arasında ayrışan baÅŸka nitelikler var mı?
Diyarbakır civarındaki cenazeler daha çok çatışma sonrası toplu gömülmüş ya da yaÅŸamlarını yitirdikleri yerlerde bırakılmış veya çok az kazarak yüzeye yakın bir yere gömülmüş. Bir de bazı kimsesizler mezarlıkları var. ÖrneÄŸin, Bingöl-Genç’te kazı yapıldığında görüldü ki, cenazeler o kadar düzensiz gömülmüş ki neredeyse toplu gömü olmuÅŸ. Savcılığın bunu tespiti ardından cenazeler ayrı ayrı gömüldü ama kimsesizler mezarlıklarında olanları toplu mezar raporuna geçirmedik.
– Hazırladığınız haritanın görseline baktığımızda GüneydoÄŸu’da bazı bölgelerde yoÄŸunlaÅŸma olurken bazı bölgelerde toplu mezar olmadığını görüyoruz. Bu ayrım sizce neden kaynaklanıyor?
Bitlis bölgesinde, Batman-Sason’da ve Bingöl-Genç tarafında toplu mezarların çok yoÄŸunlaÅŸtığını görüyoruz, çünkü bunların çoÄŸu çatışmaların yoÄŸun olduÄŸu yerler. Diyarbakır’ın Kulp ve Lice ilçelerinde ise faili meçhul ve gözaltında kayıpların yoÄŸunlaÅŸtığını görüyoruz. ÖrneÄŸin 61 yaşındaki Bahri Budak ve 14 yaşındaki torunu Metin Budak kayıptı, köye dönüşler baÅŸladıktan sonra yakınları köyün etrafındaki daÄŸlarda dolaşırken bir aÄŸaca yakın bir yerde kıyafet parçası buluyor, sonra araÅŸtırıp dede ve torunun cenazesine ulaşıyorlar.

“Kayıplara kıyasla PKK militanlarının mezarlarını bulmak daha kolay çünkü…”
– Açıklamalarınızda mezarların içinde kaç kiÅŸi olduÄŸu da yazıyor, bunu nasıl teyit edebildiniz?
Edilemiyor ama başvurucular genelde yakınlar olduğu için biliyor veya o çatışmadan sağ kalanlar, nasıl bir operasyon olduğunu veya çatışmada kaç militanın öldüğünü söyleyebiliyor.
– Bu söyledikleriniz bir kiÅŸinin kemiklerinin farklı mezarlarda çıkabildiÄŸi 1990’larda zorla kaybedilenler için geçerli olmadığı için soracağım, kayıplara ve PKK üyelerine ait iki mezar çeÅŸidi arasında derinliÄŸin yanı sıra bu açıdan da bir fark var mı?
Var tabii ama bazı dosyalarda kayıplar için de sayılar var, Budaklar örneÄŸinde olduÄŸu gibi. İki kiÅŸi aranıyordu ve iki kiÅŸi çıktı. Ya da Kulp, Alaca’da 11 kiÅŸi kayıptı, kemikler bulunduktan sonra DNA incelemeleri sonucunda 9 kiÅŸininki tuttu, 2 tanesi tam incelemeye uygun bulunmasa da 11 kiÅŸinin cenazesine ulaşıldı.
– Peki gözaltında kaybedilenler ve faili meçhuller ile çatışmada hayatını kaybeden PKK üyelerinin mezarları genel olarak eski/derin ve yeni/yüzeye yakın olarak ayrılıyorsa eski mezarları bulmak daha mı zor?
Açıkçası örgüt militanlarının mezarlarını bulmak daha kolay oluyordu, çünkü örgütün bir çalışması vardı. Örgüt, kendi basın kuruluÅŸlarında “ÅŸu tarihte, ÅŸurada yaÅŸamını yitirdi” gibi bir açıklama yaptıktan sonra aileler o açıklamalar üzerine bize geliyorlardı. Aileler hâlihazırda araÅŸtırdığı için de daha kolaydı. Ama kayıpların toplu mezarlarına ulaÅŸmak çok zor. İtirafçı Abdülkadir Aygan‘ın beyanları üzerine ulaşılan bazı mezarlar oldu veya bir asker, derneÄŸe baÅŸvuru yapmıştı ve “Gizli tanık olarak beyanım, ben tanık olmak istiyorum” demiÅŸti, Lice tarafında kaybedilen Edip Tanrıverdi ve Ferman Cingöz‘ün mezarı onun detaylı beyanı sayesinde bulundu. Zorla kaybedilen Murat Aslan ve Hasan Ergül‘ün cenazeleri de bu tür ifadeler sayesinde bulundu.
“Toplu mezarların oluÅŸumu Türkiye’nin cezasızlık sistemi ile alakalı”
– SöyleÅŸinin başında savcıların bu mezarları açarken genel olarak uygulamadığını söylediÄŸiniz Minnesota Protokolü kuralları hangileri oldu? Bilmeyenler için not düşelim: Toplu mezar açarken takip edilmesi gereken kuralları belirleyen BirleÅŸmiÅŸ Milletler’in hukuk dışı, keyfi ve yargısız infazların önlenmesi ve soruÅŸturulmasına dair hazırladığı Minnesota Otopsi Protokolü’nü takip etmeyen mezar açma süreçlerinde yer altından çıkanlar insan kemiÄŸi dahi olsa kanıt olarak kabul edilmeyebiliyor. Bu kuralların arasında incelemelerin adli tıp uzmanları tarafından yapılması, iÅŸ makinesi gibi delilleri karartıcı kazı yöntemleri kullanmamak ve eÄŸitimli teknisyen bulundurmak, yakınların veya onların bilirkiÅŸilerinin gözlemci olarak otopsi esnasında bulunmasına izin vermek ve kimlik tespiti için DNA eÅŸleÅŸtirmesi yapılmasının yanı sıra ölüm nedenini anlamak için gerekli çalışmaların yapılması yer alıyor. Mezardan parça almak yerine tüm iskelet kalıntılarının çıkarılması gibi unsurları kapsayan son maddenin amacı ölümlerdeki devlet sorumluluÄŸunu tespit edebilmek. Bu süreçte ne tür ihlallere tanık oldunuz?
Toplu mezarları usulüne uygun bir ÅŸekilde açma ve usulüne uygun soruÅŸturma yürütme konusunda savcılıklar her zaman çok isteksiz oldu. Sonuçta o toplu mezarların oluÅŸumu, orada yatan insanların yaÅŸamlarını yitirme ÅŸekilleri ve sorumlulukları gibi hususlar bir bütün olarak Türkiye’nin cezasızlık sistemi ile alakalı. Savcılıkların bu mezarlara tam bir olay yeri incelemesi titizliÄŸi ile yaklaÅŸması ve delil olabilecek tüm verileri titizlikle toplaması gerekiyor. Bu insanların yaÅŸamını yitirmesine iliÅŸkin olarak zaten çok az delil söz konusu ve aradan geçen uzun yıllar nedeniyle bu delillerin önemli kısmı da kaybolmuÅŸ durumda. Bu mezarlar da kepçelerle, iÅŸ makineleriyle açılarak deliller yok edilmeye baÅŸlandı. Savcılıklar, hiç açılan toplu mezarı yaratan olayın ne olduÄŸuna ve bunun sorumlularının kimler olduÄŸuna iliÅŸkin etkin bir soruÅŸturma yürütmedi maalesef. Yakınlarını kaybedenlerin hakikati bilme hakları göz önünde bulundurulmadı.
“Barış sürecinde savcılar ‘elinizdeki delil ve listeleri bize sunun’ dedi”
– Savcıların mezarlar konusundaki taleplerinize yönelik tavrında dönemsel deÄŸiÅŸiklikler oldu mu?
“Barış süreci” olarak adlandırılan yumuÅŸama döneminde çok net farklıydı. Taleplerimizi kısmen karşılayabiliyorlar veya faili meçhuller ve kayıplarla ilgili araÅŸtırma yapılsın diye baÅŸsavcıdan randevu aldığımızda görüşme yapılabiliyordu. Ellerinizde deliller veya listeler varsa bize sunun, dendi ve o dönem bunları savcılıklara sunduk. Günün sonunda cezasızlıkla da sonuçlansa Kulp, Alaca, Musa Anter dosyası gibi bazı ceza dosyaları açıldı ve davaya dönüştü. Bu dosyanın savcısı örneÄŸin bizimle görüşüp “Zamanaşımı olmadan bu davayı açmak istiyorum, elinizde neler var” dedikten sonra sunduÄŸumuz delillerden bir iddianame hazırladı. Ama 2014-2015’te savcıların yaklaşımı çok hızlı bir ÅŸekilde olumsuzlaÅŸtı.
Cumartesi Anneleri 25 Mayıs Cumartesi günü 1000. kez gözaltında kaybedilen yakınları için bir araya gelecek.
“Savcılık gelmeyince birçok aile buldukları mezarları kendi kazdı”
– Bir toplu mezar haberi bölgede yayıldığında ve savcılık harekete geçmediÄŸinde aileler, yakınları için bireysel olarak kazı yapıyor mu? Bu sık karşılaÅŸtığınız bir durum mu?
Evet, insanlar kendileri hem yerleri tespit etmeye çalışıyor hem de “savcılık gelmiyorsa kendimiz kazalım, götürelim” ÅŸeklinde kazı yapıyor, bunlar çok oldu.
– Savcılık nezdinde bunlar nasıl sonuçlandı?
Savcılık bu tür dosyalarda kendi de gitse aile de getirse orada ne olay olduğu ile ilgili bir araştırmaya gitmedi. Sadece bulunan kemik varsa o aileye ait mi değil mi bakıp dosyayı kapattı.
– Yönetmen Veysi Altay, Dargeçit’te olanları konu aldığı “Kuyu” belgeselini yapma sürecini anlatırken Altyazı dergisine kemik arama süreçlerinde çok hata yapıldığını, bunlar Minnesota Protokolü’ne uygun yapılmadığı için yetkililerin “Bunlar hayvan kemiÄŸi” diyerek DNA incelemesi de yapmadıklarını söylüyor.
Açıkçası çok yoÄŸun baÅŸvurularla karşılaÅŸtığımız ilk dönemde bu konuda özel olarak çalışanlar olmadığı için el yordamıyla ilerledik. Toplu mezar açma usulünü ve nasıl olması gerektiÄŸini, iÅŸin içine girip araÅŸtırmaya baÅŸladıktan sonra öğrendi hak savunucuları da. Hukuki kısmının nasıl olması gerektiÄŸine dair de bir deneyimimiz yoktu. Dolayısıyla ilk dosyalarda bu olmuÅŸ sanırım ama ben karşılaÅŸmadım. Bir iki dosyada da DNA incelemesi yaptıktan sonra kalıntıların hayvan kemiÄŸi olduÄŸu tespit edildi. BaÅŸka bir vakada da Sur’da kazı çalışması yapılırken kemikler bulundu ve yapılan incelemelerde bulunan kemiklerin yaklaşık 100 yıl öncesine ait olduÄŸu tespit edildi.
– 1915 mi?
Kamuoyu ilgisini yitirdikten bir süre sonra, “Biz araÅŸtırdık ve o dönem orada Ermeni aydınlarının tutulduÄŸu bir cezaevi varmış” diye yazılar yayımlandı. Ancak bu konuda hiçbir araÅŸtırma ve soruÅŸturma yapılmadı.
Kimsesiz kemiklere karşı DNA bankaları
– Gözaltında kayıp mücadelesi neredeyse tamamen aileler tarafından yürütüldüğünden ailesi olmayan veya inadı kırılmış aileleri olan kayıplar için soracağım; iskelet kalıntıları savcıların gözetiminde çıkarıldıktan sonra baÅŸvuran ailelerle DNA’sı uyuÅŸmayan kemikler de oldu mu?
Oldu ve kimsesizler mezarlığına gömüldüler. Her bir cenaze bulunduÄŸunda aileler yeniden baÅŸvuruyor ve onlardan yeniden numune alınarak karşılaÅŸtırma yapılıyordu. Bu nedenle “DNA bankaları oluÅŸturulsun” diyorduk, çünkü olanların da ailelerinin 5-10 sene sonra hâlâ hayatta kalıp kalmayacağını bilmiyoruz. Ama bu konuda olumlu yanıt alamadık. Ayrıca, inceleme yapacak birinci dereceden yakın yoksa yaÅŸamını yitiren anne babanın mezarı açılarak oradan numune alınabilir ama böyle bir durumla karşılaÅŸmadım.
– Son toplu mezar ne zaman açıldı?
Tam bilmiyorum. Ama 2013’te Bitlis-Mutki’de açılan bir mezarı çok iyi hatırlıyorum. BaÅŸvuru yapmıştık ve kışın, her taraf kar altındayken savcılıktan sabah erken aradılar ve “Mezar açmaya gidiyoruz” denildi. Biz alelacele gittik ve gördük ki savcı bir kepçeyle karlar arasında açmaya çalışıyor. “Böyle olmaz, belli usullere uymanız gerekiyor” dedik ve durduruldu ama sonra savcı deÄŸiÅŸti. Süreç çok sürüncemede kaldı ve uzun zaman sonra açıldığında örgüt militanlarına ait kemikler çıktı, bazılarının kimlikleri de tespit edildi. Bitlis tarafında 1999’daki geri çekilme ve ateÅŸkes sürecindeki çatışmalardan kaynaklı çok fazla toplu mezar var.
2013’te Bitlis Mutki’de savcı eÅŸliÄŸinde toplu mezar açılırken
Açılmamış 303 toplu mezar var
– Åžubat 2011’deki ilk rapordan sonra İHD Diyarbakır Åžube Sekreteri Raci Bilici, Eylül 2011’deki basın açıklamasında ihbarlarda büyük bir artış olduÄŸunu ve ikinci raporda sayının 253 mezar, 3248 kiÅŸiye çıktığını söyledi. Bugün İHD’ye göre Türkiye’de kaç toplu mezar var ve kaçı açılmayı bekliyor?
Toplu mezar sayısına ilişkin rapora göre, toplam mezar sayısı 348, kişi sayısı 4 bin 201. Açılan mezar sayısı ise 45, mezardan çıkarılan kişi sayısı da 281.
– PaylaÅŸtıklarınız 2014’te İHD’nin açıkladığı sayılarla aynı. Bu mezarların yaklaşık ne kadarının zorla kaybedilenlere ait olduÄŸu biliniyor mu?
Bu yönde bir oranımız yok.
– Son olarak: Bugün interaktif harita neden eriÅŸime açık deÄŸil? Mezarların tahrip edilme ihtimaline karşı mı?
Çok büyük bir kaos oldu aslında; biz baÅŸvuruları almaya devam ettik, yerleri tespit ettik ama savcılık harekete geçmedi ve inceleme yapmadı. Bir dönem PKK’nın kendi militanlarının olduÄŸu mezarları, kendi imkânları ile açtığı ve tek tek mezarlara gömdüğü ÅŸeklinde ailelerden bilgiler de gelmeye baÅŸladı. Biz de içimizde, “deliller ortadan kayboluyor, usulüne uygun mezar açılmıyor” tartışmaları yürüttük. 2015 ve sonrasında bunun koÅŸulları hiç kalmayınca böyle sonuçlandı. Ama toplu mezar çalışmalarının ve bu birikimin kalıcı hale gelmesi için İHD’nin kurucusu olacağı bir vakıf çalışması baÅŸlatıldı.
Hazal Özvaris – T24 – 24.05.2024

























































