Makaleler

Published on Nisan 1st, 2026

0

Sürecin ruhu: Oyalama, uzatma, çürütme | Arif Çelebi

Kitle inisiyatifi elbette çok önemlidir ama bir o kadar önemli olan da bu kitlenin eline bir siyasi programın verilmesidir. Bugün Kürt ulusal demokratik hareketinin yarattığı en büyük boşluk budur. Öcalan’ın 27 Şubat açıklamasının da en büyük açmazı buradadır. Bu açmaz giderilmeden oluşan kitle inisiyatifi de nereye akacağı kestirilemeyen bir sel olarak kalacak ve en sonunda giderek kuruyacaktır. 

2024 Ekim’inde ilan edilen “süreç”in üzerinden bir buçuk yıl geçti. PKK, örgütsel varlığını tasfiye etmekten silahlı mücadeleye son vermeye kadar pek çok adım attı. Aynı süreçte Türk devletinin pozisyonunda ise hiçbir değişiklik olmadı. Silahlı mücadeleye son veren gerillanın dönüşü için yasalarla güvence altına alınmış bir zemin oluşturulmadı. Bunu bir yana bırakalım ne kayyum siyasetinden vazgeçildi ne hasta tutsaklar serbest bırakıldı. Devletin sömürgeci faşist kurumsal yapısı dün nasıldıysa öyle kaldı. 

“KRİTİK EŞİK”: TESLİMİYET Mİ YASAL GÜVENCE Mİ?
Mecliste bir komisyon kuruldu ve bu komisyon nihai raporunu açıkladı. Rapor, Kürt ulusal sorununun ortaya çıkış nedenlerini ve buna uygun çözüm önerilerini ortaya koymadı. Tam aksine raporda “terör”, sorunun kaynağı olarak açıklandı. Silahlı mücadeleye son verilmesi halinde bu sorunun da son bulacağı ileri sürüldü. Kürt ulusal kurtuluş mücadelesi “terör” olarak ifade edilirken, sömürgeci faşist devlet teröründen bahsedilmedi bile. 

Raporun 6. bölümünde “kritik eşik” tanımı yapıldı. Silahlı mücadeleye son verenlerin geri dönüşü ve siyasal sürece katılımı için zorunlu olan yasal düzenlemeler için; bütün silahlı birimlerin kendilerini feshettiği ve silahlarını teslim ettiklerinin tespit ve teyit edilmesi şart koşuldu. Devlet, “gerilla teslim olsun, kendini tasfiye etsin, ondan sonra ne yapacağımıza bakarız” diyor.  Bu yoldan bir ilerleme sağlanması mümkün mü? Devletin “kritik eşiğe” biçtiği anlam, tam tasfiye ve teslimiyetten başka bir şey değil. Gerilla için ise “kritik eşik”; dönüş ve siyasi mücadeleye katılım için yasal güvence demek. Bu yoldan ilerlenemeyeceği açık. Sömürgeci devlet aklı yine de bunda ısrar ediyor. Bu bilinçli bir tercih; oyalayarak, uzatarak çürütme politikası bu. Faşist Bahçeli, “Süreci boğmanın, aceleye getirmenin anlamı yok” diyerek bu politikayı açık ve net biçimde ifade etmiş oldu. PKK’nin tasfiyesi, silahlı mücadeleye son verilmesi, Rojava’nın HTŞ’ye teslim edilmesi için var gücüyle acele eden, bu amaçlarla “süreç”in gırtlağına yapışan Bahçeli’nin, sıra devletin atması gereken adımlara gelince vites düşürmekten, hatta frene basmaktan bahsetmesi gelinen aşamayı özetlemeye yeter. 

İKİNCİ AŞAMA VE ÖCALAN’IN STATÜSÜ
Öcalan, sürecin ikinci aşamada olduğunu belirtti. İkinci aşamadan kastedilen; PKK’nin yeterince adım attığı, sıranın devletin atması gereken adımlara geldiğidir. Devletin “kritik eşik” olarak tanımladığı aşama gerçekleşmeden ikinci aşamada ilerleme sağlanabilir mi? 

Öcalan’ın statüsüne dair faşist Bahçeli’nin yaptığı çağrı da bu ikinci aşamadaki “süreç”in giderek bir açmaza doğru itildiğini göstermektedir. 

Bahçeli, “PKK’nin kurucu önderliğinin statü sorunu nasıl ele alınacaktır? Terörsüz Türkiye’ye hizmet eden İmralı’nın statü açığı nasıl kapatılacaktır?” diyor. Sürecin başlangıcında “Gelsin meclise, DEM grubunda konuşsun” diyen Bahçeli şimdi başka şeyler söylüyor. 

Tuncer Bakırhan, “Öcalan için İmralı’da bir yer, yapı ya da ev inşa edilmiş. Aslında bir yerleşke var ama bunun adı nedir, statüsü nedir?” diye soruyor ve “Süreç hızlanmalı, İmralı’daki yerleşkenin statüsü netleşmeli” diyor.  

Öcalan’ın statüsünden kastedilen nedir? Bu statünün değiştirilmesi ikinci aşamanın en temel konularından biridir ama bu “kişiye özgü bir statü” değişikliği değildir. 

Bir yasal düzenleme olmadan, genel olarak ağırlaştırılmış mahkumlara ve bütün politik tutsaklara dair bir yasal düzenleme olmadan Öcalan hücreden çıkarılarak bir eve yerleştirilebilir mi? İmralı Hapishanesi kapatılmadan, oranın hapishane statüsü değiştirilmeden, sadece adaya gidişler değil oradan çıkışlar da serbest olmadan yeni bir yerleşkeye geçmekle sorun aşılabilir mi? 

Sömürgeci devlet aklı, hiçbir yasal düzenleme yapmadan, bugüne kadarki İmralı görüşmelerinde olduğu gibi “fiili bir statü” uygulamak istiyor. Yarın çerçevesi biraz daha genişletilmiş bir fiili statünün ertesi gün yeniden daraltılmasını güvence altında tutmak istiyor. 

Hem Öcalan hem de ulusal demokratik hareket bunun önüne geçmek için Öcalan’ın özgürce hareket edebileceği yasal zeminin oluşturulmasını istiyor. Bu da bir başka çıkmaz, Öcalan’ın özgürce hareket edebilmesi için aynı durumda olan bütün siyasi tutsakların da özgürce hareket edebilmesini sağlayan bir yasal düzenlemenin olması gerekiyor. Öcalan’ın eve çıktığı ve diğerlerinin hücrede kalmaya devam ettiği bir pozisyonun ulusal demokratik hareket tarafından kabul edilir bir tarafı yok. Buna karşın devlet tam da bu ikilemi sürdürerek Kürt halk kitleleri içinde umutsuzluğu derinleştirmek istiyor. Bu yolla olası beklentileri en aza indirmeye çalışıyor. 

SÖMÜRGECİ NORMAL: AYNI POZİSYON AYNI DÜŞMANLIK
Erdoğan, “Sürecin yeni bir aşaması başlayacak” dedi ve DEM Parti ile yapılan görüşmeleri “pozitif” olarak ifade etti.  DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan da sürecin birinci aşamasının kapandığını belirterek “artık hukuki ve siyasi adımlarla toplumsal barışa geçiş” aşamasında olduklarını söyledi. 

Newroz’dan hemen sonra faşist şefin yaptığı açıklama bu “yeni aşama”nın sömürgeci devlet aklı tarafından nasıl tanımlandığını bir kez daha ortaya çıkardı.

Bakırhan’ın ifade ettiği gibi “hukuksal ve toplumsal barışa geçiş” bir yana sömürgeci faşist devletin Kürtçeye ve Kürt ulusal taleplerine düşmanlığı bir kez daha kendini gösterdi. İki yüzden fazla kişi Kürtçe şarkılar söylemek ve Öcalan posterleri taşımak gerekçesiyle gözaltına alındı ve bir kısmı tutuklandı. 

Devlet, süreç başlamadan önce hangi pozisyondaysa aynı yerde duruyor. Faşist şef Newroz’da Kürt ulusal demokratik taleplerini dillendirenlere ve Kürt ulusal sembollerini taşıyanlara “milletimizin sinir uçlarıyla oynayan alçaklar” diyerek ağır hakaretlerde bulundu, bu talep ve sembolleri “provokasyon” olarak tanımladı.
Bu tutuklama saldırısının şu ya da bu provokatör devlet görevlisinin değil faşist şefin talimatıyla gerçekleştiği bizzat faşist şef tarafından açıklanmış oldu. 

Sömürgeci aklın dayatmaya çalıştığı “ikinci aşama”nın içeriği tam da şudur: Devletin çizdiği sınırları aşmayan, sömürgeci devletle bütünleşmiş, ulusal taleplerden arındırılmış bir topluluk yaratmak. Bu tür “geçiş”e direnenlere ise her zamanki sömürgeci faşist devlet terörü uygulamak. 

2026 NEWROZ’U: KİTLE İNİSİYATİFİNİN MÜDAHALESİ
DEM Parti, faşist şef ve hükümet yetkilileri ile her görüşme sonrası, iktidarın yaklaşımının pozitif olduğu yönünde açıklamalarda bulundu. Görüldü ki bugüne kadar yapılan pek çok “olumlu” görüşmeye rağmen hiçbir olumlu adım atılmadı. Sömürgeci devletin, ulusal demokratik hareketin en alt düzeye çekilmiş demokratik taleplerini gündemine dahi almaya niyeti yok. Bu durumda sanki her şey yolundaymış gibi davranmak, Kürt kitleleri bakımından artık kabul edilemez bir aşamaya geldi. 2026 Newroz’u, bunun en net göstergesi oldu. Kürt halk kitleleri devlete, onların istediği gibi Kürtsüzleşmiş Kürt olmayı kabul etmeyeceklerini; ulusal hareketin temsilcilerine de diplomasi koridorlarından çıkarak halkın sesine kulak vermeleri gerektiğini ortaya koydu. 

Şimdi yapılması gereken umutvar söylevler çekmek değil, Kürt ulusal demokratik talepleri için kitle gücünü hareket geçirmektir. Sömürgeci devlet yöneticilerinin attığı hiçbir adım yok. PKK’nin örgütsel varlığına ve silahlı mücadeleye son vermesini izlediler, şimdi tüm güçlerin teslim olmasını bekliyorlar. Onların ikinci aşamadan anladığı da bu. PKK’nin devre dışı bırakıldığı, DEM Parti’nin diplomasi koridorlarına sıkıştığı koşullarda dengeyi değiştirecek olan Kürt halk kitlelerinin hareketidir. Faşist şefin Newroz’a bu denli öfkelenmesinin nedeni de bu kitle inisiyatifinin baş göstermesidir. Tutuklamalar da bu inisiyatifi doğmadan boğma hamlesidir. 

Kitle inisiyatifi elbette çok önemlidir ama bir o kadar önemli olan da bu kitlenin eline bir siyasi programın verilmesidir. Bugün Kürt ulusal demokratik hareketinin yarattığı en büyük boşluk budur. Öcalan’ın 27 Şubat açıklamasının da en büyük açmazı buradadır. Bu açmaz giderilmeden oluşan kitle inisiyatifi de nereye akacağı kestirilemeyen bir sel olarak kalacak ve en sonunda giderek kuruyacaktır. 

ROJHİLAT KAYGISI VE “RÖLANTİYE ALMA” STRATEJİSİ
Burjuva Türk devleti, sömürgeci siyasetinden, Kürt düşmanlığından vazgeçmedi. Sadece Bakur’da değil her nerede bir Kürt kazanımı varsa onu yerle bir etmek Türk devletinin temel stratejisi olmaya devam ediyor. 

Sömürgeci Türk devleti şimdi de Rojhilat’a dikkat kesilmiş durumda. Sömürgeci Türk devleti, Rojhilat’ta Kürtlerin ulusal demokratik haklar elde etmesi ya da orada yeni bir Rojava’nın ortaya çıkması halinde oraya saldırmaya hazırlanıyor. Sömürgeci devlet bu nedenle de “süreç”i mümkün olduğu kadar rölantiye almak istiyor. Bakur kitlesini yürütülmekte olan “süreç”le oyalayarak ve PKK’yi hareketsiz bırakarak Rojhilat’ı yalnızlaştırmak “süreç”in yeni jeo-politik hedefi haline geliyor. Türk devleti, “süreç”i mümkün olduğu kadar oyalayarak, uzatarak dört parçada oluşan Kürt ulusal birliği fikri ve hareketini etkisizleştirmek istiyor. 

“Süreç”e dair eleştirel yaklaşım elbette önemli, ama bundan daha önemli olanı bu eleştirinin pratikte, eylem içinde yapılmasıdır. Devletin oyalama, uzatarak çürütme siyasetine karşı kitle inisiyatifinin açığa çıkarılması ve ulusal demokratik haklar için mücadele sadece Kürt ulusal hareketinin sırtına yüklenemez. Görev; ilerici, devrimci, sosyalist olma iddiasındaki bütün güçlerin omuzundadır. 


Arif Çelebi – etha – 01.04.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑