Kosova’dan Kürdistan’a: Ya barış ya ayrılık | Hüseyin Şenol
• Kosova’nın bağımsızlığı bir gerçeği gösterdi: Eşitlik yoksa ayrılık kaçınılmazdır. Bugün Kürdistan da aynı tarihsel eşikte duruyor: Ya barış ya bağımsızlık.
• Halkların iradesi bastırılamaz. Geciktirilebilir, bastırılabilir, kriminalize edilebilir ama yok edilemez.
17 Şubat, Kosova’nın bağımsızlığının 18. yılı. 7 Mart 1998 destansı direnişinin 28. yılı. Arnavut halkının inkâra, katliama ve sömürgeciliğe karşı ayağa kalkıp kendi kaderini tayin ettiği tarihsel eşik… Kosova deneyimi, bugün Kürdistan’da yürüyen süreci anlamak açısından da güçlü bir aynadır.
17 Şubat 2008’de Kosova Meclisi’nde okunan bağımsızlık bildirgesi, sadece bir devlet ilanı değildi; on yıllara yayılan bir ulusal kurtuluş mücadelesinin siyasal tesciliydi. On yıllarca süren mücadele, 1981’de cumhuriyet talebiyle yükselen halk hareketiyle yeni bir ivme kazandı. 1990’ların başındaki kitlesel direnişlerden; 7 Mart 1998’de Adem Jashari ve ailesinin şahsında sembolleşen topyekûn direnişe, 1999’da sömürgeci Sırbistan’ın çekilmesine kadar uzanan bir tarihsel hattın sonucuydu bu.
Bugün 18 yıl sonra geriye baktığımızda görüyoruz ki; Kosova’nın bağımsızlığı bir “masa başı projesi” değil, ağır bedellerle örülmüş bir halk iradesiydi. Ve bu gerçek, Kürdistan başta olmak üzere tüm ezilen halklar için hâlâ öğreticidir.
Ulusal kurtuluş ve sosyal-şovenizm
Kosova ve diğer parçalardaki Arnavut halkının direnişi, sadece açık ırkçılara ve sömürgecilere değil; kendini “sol” diye tanımlayıp ulusal kurtuluş söz konusu olduğunda devlet refleksiyle konuşanlara da ders oldu.
Yıllarca şu söylemleri duyduk: “Yugoslavya emperyalistler tarafından bölündü”, “Kosova tek taraflı bağımsızlık ilan etti”, “UÇK dış güçlerin örgütüydü”, “mafya ve kaçakçılar bağımsızlık yaptı”… Bu dil, sömürgecinin dilidir. Aynı dil bugün Kürt Özgürlük Hareketi için de kullanılıyor.
Kosova Kurtuluş Ordusu’na (Ushtria Çlirimtare e Kosovës – UÇK) yönelik “terör”, “suç örgütü”, “emperyalist aparat” yaftaları neyse; Kürt hareketine dönük yaftalar da özünde aynıdır. Ama tarih şunu gösterdi: Halkın meşru direnişini kriminalize edenler değil, bedel ödeyenler haklı çıktı.
Ulusal kurtuluş mücadelesine “ama” ile yaklaşmak enternasyonalizm değil, sosyal-şovenizmdir. Enternasyonalizm, ezilen halkın safında durmaktır; sömürgecinin “toprak bütünlüğü” ezberini tekrar etmek değil.
Kosova deneyimi, sosyal-şovenizmin maskesini düşürdü. Bugün Kürt meselesinde hâlâ aynı refleksle konuşanların, dün Kosova konusunda da benzer bir yerde durduğunu hatırlamak gerekir.
Adem Jashari ve geri dönüşü olmayan eşik
7 Mart 1998’de Adem Jashari ve ailesinin 36 saat süren kuşatmada teslim olmayarak katledilmesi, bir dönüm noktasıydı. Bu sadece bir trajedi değil, bir sıçramaydı. Yaşari’nin şahsında sembolleşen direniş, halkın topyekûn ayağa kalkmasının miladı oldu.
Her ulusal kurtuluş sürecinde böyle eşikler vardır. Kürt halkı için de Diyarbakır zindanları, Roboskî, Cizre bodrumları, Kobane direnişi gibi tarihsel kırılmalar vardır. Bu eşikler, halkların geri dönülmez bir irade ortaya koyduğu anlardır.
Kosova’da Jashari sonrası süreç hızlandı. UÇK büyüdü, halk desteği katlandı. Sömürgeci devletin baskısı arttıkça direniş de büyüdü. Bu diyalektik, bugün Kürdistan’da da geçerlidir: Baskı ve inkâr sürdükçe çözüm zemini zayıflar, kopuş ihtimali güçlenir.
Direniş ve siyasal zemin
Kosova süreci önce sahada direnişle şekillendi; ardından uluslararası düzlemde siyasal statüye dönüştü. UÇK’nın yarattığı fiili durum olmadan uluslararası gündem oluşmazdı. Ama siyasal çözüm zemini kurulmadan da bağımsızlık ilan edilebilmesi zorlaşırdı.
1999’da Sırbistan’ın geri çekilmek zorunda kalması, askeri ve siyasal basıncın birleşik sonucuydu. 2008’de ilan edilen bağımsızlık ise bu sürecin kurumsal ifadesiydi.
Bugün Türkiye’de yeniden gündeme gelen görüşmeler de benzer bir eşiktedir. Silahların susması, siyasal çözümün kapısını aralayabilir. Ancak bu kapının gerçekten açılabilmesi için eşitlik ve anayasal güvence şarttır.
Kosova örneği şunu gösteriyor: Sömürgeci güç barışı içselleştirmez, eşitliği kabul etmezse süreç ya tıkanır ya da başka bir biçime evrilir. Oyalama, tasfiye ve zamana yayma politikaları kısa vadede sonuç üretir gibi görünse de uzun vadede ayrılığı büyütür.
Arnavut ve Kürt halklarında parçalar gerçeği
Kosova’nın bağımsızlığı Arnavut halkının tüm tarihsel sorunlarını çözmüş değildir. Çünkü tıpkı Kürdistan gibi, Arnavut halkı da sömürgeci güçler tarafından parçalanmıştır.
Kürdistan bugün Türkiye, Suriye, İran ve Irak olmak üzere dört parçada bölünmüş durumdadır. Aynı şekilde Arnavut halkının toprakları da Arnavutluk, Kosova, Karadağ, Kuzey Makedonya, Yunanistan ve Sırbistan sınırları içine dağıtılmıştır. Altı parçada yaşayan bir halktan söz ediyoruz.
Bu parçalanmışlık tesadüf değildir. Balkanlar’da olduğu gibi Ortadoğu’da da sınırlar halkların iradesiyle değil, emperyalistlerin ve bölgesel sömürgecilerin çıkarlarıyla çizilmiştir.
Bu nedenle Kosova’nın bağımsızlığı, Arnavut halkının bütünlüklü özgürlük mücadelesinin yalnızca bir aşamasıdır. Tıpkı Güney Kürdistan’daki statünün ya da Rojava’daki kazanımların Kürt halkının nihai çözümü olmaması gibi.
Ya barış ya ayrılık
Sırbistan uzun süre “birlikte yaşam” dedi ama eşitliği reddetti. Anadili bastırdı, özerkliği kaldırdı, siyasal temsili yok etti. Sonuçta birlikte yaşam zemini fiilen ortadan kalktı.
Bugün Türkiye’de de temel soru budur: Gerçek bir demokratik çözüm mü, yoksa oyalama mı?
Eğer barış; anadilde eğitim, yerel demokrasi, siyasal temsilde eşitlik, kayyum uygulamalarının son bulması ve hukuki güvence gibi somut adımlarla desteklenmezse süreç güven üretmez. Güven olmadan da birlikte yaşam mümkün değildir.
Kosova deneyimi açık: Barıştan kaçış, ayrılığı büyütür. Sömürgeci zihniyet çözülmezse kopuş kaçınılmazlaşır.
Arnavut halkı Kosova’da sömürgeci Sırbistan’a bağlı var olan özerklikle yetinmedi; Yugoslavya içinde diğer halklarla eşit bir “cumhuriyet” olmak istedi. Bu talep kanla bastırılınca, bağımsızlık tarihsel bir zorunluluk haline geldi.
Eşitlik reddedildiğinde ayrılık bir tercih değil, kaçınılmaz sonuçtur.
Ya barış, ya ayrılık.
Kosovalı Arnavut bir göçmen ve Türkiyeli bir sosyalist olarak, 47 yıldır Kürdistan’ın bağımsızlığı için mücadele ettiğim gibi, Kosova direnişinde de UÇK’nın yanında durdum. Bugün Türkiye’de yürüyen “sürece” eleştirel destek sunuyorum; ancak tarihsel ve siyasal olarak nihai hedefin bağımsızlık olması gerektiğini düşünüyorum. Barış, eşitlik temelinde gerçek bir çözüm üretirse kalıcı olur. Halkların kendi kaderini tayin hakkı hep gündemde olmalı.
Rojava ve bölgesel denklem
Kosova süreci aynı zamanda uluslararası konjonktürün önemini gösterdi. Uluslararası dengeler, sahadaki direnişle birleştiğinde sonuç üretir. Rojava’da IŞİD’e karşı verilen mücadele de benzer bir tarihsel eşik yarattı. Kürt halkı, sadece kendi özgürlüğü için değil, bölge halklarının geleceği için de bedel ödedi.
Ancak Kosova bağımsız olduktan sonra da Sırbistan’ın provokasyonları bitmedi. Tanımama politikası, paralel yapılar, sınır gerilimleri sürdü. Aynı şekilde Kürtlerin elde ettiği her kazanım da sürekli baskı altında tutuluyor.
Bu nedenle yürüyen süreç sadece Türkiye sınırları içinde ele alınamaz. Güney Kürdistan’dan Rojava’ya kadar uzanan bütünlüklü bir perspektif gerekir.
Birlikte yaşamın şartı eşitliktir
Kosova bugün tüm eksikliklerine rağmen kendi bayrağıyla, diliyle, kurumlarıyla ayakta. Eski sömürgecinin tanımamasına rağmen var. Bu, küçümsenecek bir kazanım değildir.
Kürt halkı da yüz yıldır inkâr ve imhaya rağmen kimliğini, dilini ve örgütlü mücadelesini korudu. Bugün gelinen noktada ya gerçek bir demokratik çözümle eşit yurttaşlık zemini kurulacak ya da tarih başka bir kapıyı aralayacaktır.
Birlikte yaşam ancak eşitlikle mümkündür. Eşitliğin olmadığı yerde barış bir oyalamaya dönüşür. Oyalamanın olduğu yerde ise ayrılık fikri güçlenir.
Kosova’nın 17 Şubat’ı, Kürdistan’a şu gerçeği hatırlatıyor: Halkların iradesi bastırılamaz. Geciktirilebilir, bastırılabilir, kriminalize edilebilir ama yok edilemez.
Bu nedenle yürüyen süreç, tüm eksikliklerine rağmen, heba edilmemelidir. En küçük barış ihtimali bile büyütülmeli; ama eşitlikten taviz verilmemelidir.
17 Şubat vesilesiyle bir kez daha söylüyorum:
Yaşasın ulusal kurtuluş mücadeleleri.
Yaşasın halkların kendi kaderini tayin hakkı.
Yaşasın onurlu ve eşitlikçi barış.
Posht me kolonializmin, rroftë pavarësia!
Kahrolsun sömürgecilik, yaşasın özgürlük!
Darısı Kürdistan’ın ve tüm ezilen halkların başına.
Hüseyin Şenol – 15.02.2026

























































