Makaleler

Published on Şubat 5th, 2026

0

Beklediğimiz bahar mevsimi gerçekten geldi mi? | Gül Güzel


Baharı beklerken, savaşın izleriyle yüzleşiyoruz. Umut yine de filizlenebilir mi? Şubat, hem dirilişin hem hatırlayışın ayı olabilir mi?

Doğal olarak, her mevsimin biz insanlığa yararlarını ve zararlarını göz önünde bulundurarak bir beklenti içerisinde oluruz. Yazın sıcağı, sonbaharın ektiklerimize verimleri, kışın dinlenme ve üretilenlerin tüketimi olarak düşünülse de umutlar ilkbaharın gelişine yoğunlaşır. Beklenti ve umutların birbirini güçlendirdiği bir mevsimdir ilkbahar. Yeşermeye başlayan dallardaki yapraklar, üzerlerine karlar yağsa da asaletli, direngen halleriyle karın asaletini yitirdiği mevsimdir. Bu mevsimde yağan yağmur, karlara rağmen uçarak ürkekliklerini yitiren kuşların cıvıltısı ve yüreğimizde, kısmen de olsa, yitirdiğimiz neşenin yeniden her yer ve kişide yaşam bulması mevsimidir şubat ayı ile gelen ilkbahar.

Şubat gelirken bize de yeni mesajlar, gizlediğimiz heyecanları da beraberinde getirip görünür kılıyor. Çünkü şubat, gizli cesaretlerin de kendisinde biriktirilen aydır… Tomurcuklar ilk kez bu ayda ortaya çıkıp filizleniyor… Kalplerimizdeki umudun nabzını sınayıp, ruhlar uzun bir umutsuzluk döneminden sonra nasıl yeniden ayağa kalkacaklarını hatırlıyor.

Uzun denilebilecek bir süreden sonra şubat, yeniden kapanan kapılarını doğaya açıyor. Doğaya açılan bu kapı yalnız güllerin açması için değildir. Aynı zamanda dünyadaki savaşların ateşlerini görünür kılmak içindir. Biz insanların, bazen görmek, duymak istemediğimiz için gözlerimizi, kulaklarımızı kapatıp kaçtığımız savaşlar… Dünyanın neresinde olursak olalım, nereye dönersek dönelim, bizi bu savaşlar hâlâ çok derinden yaralıyor. Uyandığımız her günün sabahında, acı dolu haberlerle dolu bir güne uyanıyoruz… Öyle ki bu acılarla dilimizi, sözlerimizdeki harfleri unutturuyoruz. Baharda açılan güllerimiz de artık kokusunu ve efsanemsi hissini bu savaşlarla unutuyor…

Her şeye rağmen, hayatımızın acılarından geriye kalan güzelliğin renklerini şubat ile tadalım. Güle utangaçlığın ritüellerini öğretmeyelim… Beklentinin parıltısını ve aşk şiirlerini okuyalım… Özlem için coşku, hayal, sevgi, mutluluk ve heyecanı derman eyleyelim. Ve gökkuşağının rengindeki melodileriyle şarkı söyleyebildiğimiz bir sabaha uyanalım… Vatanımızın kaldırımlarındaki anılarımızı, acılarımızı, hasretlerimizi bir kuşun tüyü hafifliğinde, bir nebze de olsa, unutalım…

Hayatımızın acılarından geriye kalan güzelliğin renklerini tadalım. Gülün utangaçlık ritüellerini öğrenelim… Beklentinin ışıltısını hissederek, özgürlük aşkı şiirlerini gök kubbeye, kilimlerimize dokuyalım. Özlemin hasretini… Ve gökkuşağı rengindeki melodileriyle şarkı söyleyen ilkbaharın şubat ayı sabahlarına heyecanla uyanalım…

Umudun, yağan karlara, esen kasırgalara, buz tutan ırmaklara rağmen yeşerip çiçek açtığı güllerin heyecanı, beklentisiyle şubat’a, ilkbahara merhaba diyelim.

Bu yazıyı sonlandırırken eklemek istediğim çok şey olmasa da, zamanımızda yaratılan ekolojik krizlerden kurtulmak için biz insanların yaratıcı gücü, adalet anlayışı ve değiştirmeye dair iradeleri ile yaşamı Rojava örneğinde olduğu gibi iyi bir hâle getirebileceğine inanıyorum. Ekolojik ekonomi ve kadının her alandaki yaşamda eşitlik sistemi, dünyadaki rant savaşlarını durdurup önleyebilir ve beklediğimiz bahar mevsimi gerçekten gelebilir! diyorum.


Kadının Kaleminden: Gül Güzel – 05.02.2026

Tags: ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑