Batı Avrupa’da siyasal gelişmeler ve sorumluluklarımız… | Özgür Gelecek
“Yeni, militan devrimci ideallere ve heyecana sahip bir gençlik hareketine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu ihtiyaç, bizzat bu pratik içinde çıkacaktır. Önemli olan bu pratiğin canlı ve taze bileşeni olabilmektir”
Almanya’da 11-12 Nisan tarihlerinde Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu (ATİK) tarihsel anlamda önemli bir kongre gerçekleştirdi. Kongreye Avrupa’nın birçok ülkesinden delegeler katıldı.
Bu kongre aslında öncesiyle tartışıldığı an ve günümüz koşulları itibarıyla ortaya çıkardığı somut gerçeklik, bundan sonraki sürecin yol haritasının belirlenmesi ve perspektif olarak sunulması açısından önemli ve değerliydi.
Somut koşullar, gelişen siyasal ve toplumsal gerçeklik, değişim ve yenilik gibi bir dizi sosyal gerçekliği ortaya koyması ve karara bağlaması yönüyle de tarihsel bir misyonu oldu.
Devrimci mücadeleyi ve araçlarını kalıplara oturtmadan yaşadığı ülkenin somut siyasal, ekonomik, sosyal ve toplumsal alanlarına yoğunlaşmayı önüne koyması geleceğe dair hedefi somuta indirgemiştir. Esas ve tali ayrımında yaşadığımız ülkenin gerçekliğini esas alması ve üzerinde yoğunlaşması belirleyici olmuştur.
Kısacası, adına yeni yönelim dediğimiz esasta günün ve geleceğin stratejik örgütlenmesini ve konumlanmasını hedef alması açısından üzerinde detaylıca tartışmayı ve kavratılmayı hak eden bir yönelim gerçeğiyle karşı karşıyayız.
Bu stratejik yönelimin uygulanmasının, kadrolarının yetiştirilmesinin, geniş yelpazede yaşadığı ülkenin siyasetinde aktif rol alabilmesi açısından neden önemli olduğunun altını çizmek ve kavramak zorundayız. Mevcut gelişmelerin sıradan ve alışılagelmiş örgütsel çabayla karşılanamayacağını ve cevap veremeyeceğini biliyoruz.
Yaşanan sorunların elbette onlarca nedeni var. Ancak gelişen ve değişen sosyal ve toplumsal olgulara yenilik ve değişim ile cevap olamamak, yeniye direnç göstermek, klasik ve dogmatik şekillenişi terk edemediğimiz sıradan alışkanlıklarda ısrar gibi bir dizi yaklaşım, bu gerçeklikle yüz yüze bırakmıştır.
Bu anlamıyla yeni yönelime dümen kırdıran tarihsel ve güncel siyasi gerçekliklerimiz nelerdir?
Hangi uluslararası zemin bizi yaşadığımız Avrupa coğrafyasının gerçekliğiyle yüzleştirmek zorunda bıraktı? Gerçeklikten kopuk, somut siyasetten uzak bir toplumsal duruş bizi nereye kadar taşıyabilir?
Bu ve buna benzer soruları ve dolayısıyla cevapları çoğaltabiliriz. Zira amacımız soruları çoğaltmaktan öte mevcut olana somut yaklaşımlar ortaya koyabilmektir. Bir sorunu ne kadar iyi kavrayabilirsek, onun çözümünü de bir o kadar zenginleştirebiliriz.
Devrimciler hayatın her alanındaki sorunlara çözümleyici bakar. Onun için kafa yorar. Yaşadığı ülkenin iktisadi ve sosyal yanlarını çözümlemeye çalışır. Sorunların çözümüne ağırlık verir.
Ona göre konumlanır ve örgütlenme araçlarını üretir. İşte tam da bu noktada yeni yönelimi ve örgütsel yol haritamızı ortaya koymada cesaretli ve net olmak zorunluluğu ortaya çıkıyor. Türkiye devrimini esas alan ya da Türkiye devriminin yedek gücü olmayı hedefleyen bir mücadele çizgisi içinde bugüne kadar önemli bir mesafe kat ettik.
Ancak Avrupa’da göçmenlik koşullarının değişmesi, göçmenlerin kalıcılaşması ve yeni kuşakların farklılaşan sorunlarla karşı karşıya kalması, örgütsel yönelimimizi yeniden değerlendirmemizi zorunlu kılıyor. Geçmişin mücadele deneyimini değerlendirirken bu değişimi ve ortaya çıkan yeni ihtiyaçları da hesaba katmalıyız.
Tarihsel muhasebenin temel meselelerinden biri de budur.
Şimdi bu noktalara yoğunlaşarak bir perspektif haline getirmek ve pratikte buna uygun adımlar atarak yönelimi beslememiz gerekiyor.
Yönelimin temel dayanaklarından biri göçmenlik olgusudur!
Nesil farklılaştıkça istem ve talepler de farklılaşmaktadır. Bu farklılaşma kendi doğası gereği kendi ihtiyacını karşılayacak örgütlenmelere ihtiyaç duymasını getirecektir. Biz bu ihtiyacı, devrimci bir öz ile harmanlayarak cevap olmak zorundayız.
Anladıkları dilden, ihtiyaç duydukları yoldan devrimci ruhu vermek zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Bu adım, eskiyi yeninin önüne koyarak olmayacaktır. Çünkü yeni bir nesil ile karşı karşıyayız. Avrupa’da okuyan, meslek sahibi olan, burada doğup büyüyen, buranın yaşam ve kültürünü özümseyen ve mesleki kurumlar içerisinde yer edinen, yönetici kademesine yükselen, siyasette aktif rol almakla yetinmeyip yönetici olarak söz sahibi olan (belediye başkanı, milletvekili, sendika yöneticisi veya bakanlık statüsüne varan onlarca siyasetçinin göçmen kökenli olması) bir kuşaktan bahsediyoruz.
Okulunu, mesleğini, kurmak istediği yaşamı bulunduğu ülkede inşa etmek isteyen göçmen bir nesilden söz ediyoruz.
Kökeni olduğu ülkeye aile bağı dışında, siyasetine ve toplumsal yaşam normlarına ilgisizliği ve ruhsal zayıflığının yanı sıra sadece tatil amaçlı giden bir nesil gerçekliği ile yüz yüzeyiz. Beklentileri, hedefleri, sosyal şekillenişi, toplumsal ilişkileri ve düşünüş tarzı bizim istem ve niyetimizle belirlenmiyor.
Avrupa’da ırkçı ve faşist gelişim
Yeni yönelimin diğer önemli ayaklarından biri de Avrupa’da gelişen ırkçı ve faşist hareketlerdir. Bu gelişim Avrupa’nın üçte ikisini siyaset olarak etki alanına almıştır.
Avusturya ve İtalya’da iktidarda olmasının yanı sıra Almanya’da iktidara yürüyen faşist partinin yükselişini Fransa ve Hollanda izliyor. Avrupa’nın siyasi ve ekonomik bel kemiği Almanya’da AFD’nin korkunç yükselişi, siyaset alanını bir hayli ısıtmaktadır.
Bu ırkçı ve faşist partinin kuruluşundan bugüne kısa bir zaman dilimi geçmesine karşın Almanya genelinde birinci parti sıralamasına yükselmesi tesadüfi değildir.
Tabanının yalnızca düşük gelirli kesimlerle sınırlı olmadığı, mevcut iktidar döneminde hırpalanan orta sınıf ve köylü tabanında oldukça büyük destek gören bir tehlikeye dönüşmüştür. Bugünkü mevcut savaş iktidarının ekonomik iktidarsızlığı bu toplumsal zeminin AFD tarafından ciddi şekilde kullanılmasını getirmiştir.
İktidarın ve sistemin çöküşünü ve bunalımını kullanarak kendisi için yükselme zemini yapmaktadır. Bu anlamıyla yeni yönelimin anti-faşist mücadeleye ısrarla vurgu yapması, yaklaşan tehlikenin boyutunu ortaya sermektedir. Yerli kurumlarla anti-faşist birlikteliklerin daha güçlü kurulmasını ifade etmemiz de bu gerçekliğe dayanmaktadır.
Savaş tehlikesi ve ekonomik yıkım
Ukrayna ve Rusya savaşının ekonomik, siyasi ve askeri boyutları ve ortaya çıkardığı ekonomik külfet önemlidir. Üçüncü Dünya Savaşı tehlike çemberinin yakıcı sonuçları esasen vekâlet savaşları ile yürütülüyordu.
İşgal topraklarında vekillerin emperyalistler adına çarpıştığı göreceli bir savaş yürütülüyordu. Bu savaş, derinleşen krizlerin atlatılması, paylaşılmış olan alanların yeniden el değiştirmesi üzerinden başlatılarak gelecek yüz yılı garantiye alma üzerine inşa ediliyordu. Bu inşa kan ve savaş ile yapılacaktı.
Bu savaşın ve yıkımın tüm faturasının ezilen uluslara ve emekçilere çıkarılarak yapılacağının herkes farkındadır. Almanya savaş hükümeti başta olmak üzere Avrupa ülkeleri dev bütçelerle silah ve savaşa yatırım yapıyor.
Eğitim, sağlık, temel yaşam olanakları ve sosyal yaşam hakları bir bir tırpanlanıyor. Avrupa’nın sosyal devlet olgusu yok edilirken, ırkçı-faşist güçler sermaye tarafından desteklenerek yedek güç olarak tutuluyor. Savaşın insan ihtiyacı için zorunlu askerlik devreye sokuluyor. Yaşanan ekonomik dar boğaz, iş ve çalışma alanlarını daraltıyor, enerji krizi derinleşiyor.
Almanya’da ekonomik kriz ve gençlerin askerliğe hayır gösterileri sokakları doldurmaya başladı. Otomotiv sanayisi ciddi kriz içinde. VW araba fabrikasını kapatıp İsrail ile ortak silah fabrikasına çevirmekte. İş kolları ciddi gelecek ve güven sorunu yaşamaktadır.
Ama bizler açısından da işçi sınıfı ile daha güçlü bağlar kurabilmenin imkân ve olanakları mevcuttur ve artmaktadır. İş kollarımız ayrı olsa da taleplerimiz ve geleceğimiz ortaktır.
Bu ortak zemini sokaklarda, protestolarda yakalamak mümkün. Bu zemin, Avrupa’nın birçok kentinde yakalanabilir. Fransa’yı günlerdir sarsan militan öğrenci eylemlerine işçiler de destek vermeye başladı. İspanya sokakları ayakta, Romanya keza aynı. Avrupa kıtasına yayılan anti-faşist ve anti-savaş karşıtı hareketler ivme kazanıyor. Irkçı ve faşist gelişimin panzehri de budur.
Yeni, militan devrimci ideallere ve heyecana sahip bir gençlik hareketine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu ihtiyaç, bizzat bu pratik içinde çıkacaktır. Önemli olan bu pratiğin canlı ve taze bileşeni olabilmektir. İşte yeni yönelimin ana kolonlarından biri de tam da bu ayağı oluşturmaktadır. Yani, ekonomik, siyasi ve özgürlük sloganlarının atıldığı somut kendi ülke yaşam alanlarında gelecek kaygısını paylaştığımız yerli güçlerle bütünlüklü hareket edebilmektir.
Enerjimizi bu ortak geleceğin inşasına verebilmektir. Esas mücadele alanını burada inşa etme zorunluluğunu anlamaktır. Eğer bu gerçekliği kavrayabilirsek, bugünden yarına kendimizi ve örgütlü gücümüzü adapte edersek, siyasette somut bir karşılık alabiliriz.
İşte bu yüzdendir ki, yeni yönelim Avrupa’yı sarsacak olan siyasal, ekonomik ve askeri gelişmeler karşısında yerelden bütünü kapsayacak olan somut örgütlenme ve gelişmelere uzak değil, kendi sorunu olarak bakabilmeyi salık veriyor.
Bu sorunlar dolayısıyla yaşadığımız ülke ve yerellerdeki sorumluluklarımızı ve örgütsel perspektiflerimizi tali değil esas görüyor. Bu esasa göre konumlanmak, onun ihtiyaçlarına göre örgütlenmek önemlidir. Bunu başarabilirsek, gelecekteki siyasi yaşama müdahil olabiliriz. O sınırsız ve sömürüsüz ülke ve dünya düşüne somut bir karşılık somut bir katkı olmuş oluruz.
Seçtiklerimiz: Özgür Gelecek Gazetesi – 18.10.2026
























































