Ortadoğu’da egemenlik savaşı: Emperyalizm, siyonizm ve Molla rejimi | Bolşevik Partizan
ABD emperyalizmi ve Siyonist İsrail, İran’a yönelik saldırıya uzun süreden beri hazırlanıyordu. Haftalardır süren askeri sevkiyatlar; bölgeye konuşlandırılan uçak gemileri, hava savunma sistemleri ve üs takviyeleri, Ortadoğu’nun bilinçli biçimde yeniden bir savaş sahasına çevrileceğinin hazırlıkları idi. Körfez’deki ABD üsleri, İsrail’in saldırı kapasitesi ve bölgedeki müttefik rejimlerin sağladığı lojistik destekle İran adım adım kuşatıldı, fiili olarak bir askeri çember içine alındı. Bu hazırlıkların sonucu olarak İran’a yönelik bir saldırı başlatıldı.
ABD’nin İran’la yürüttüğünü iddia ettiği diplomasi arayışı, masada dayatılan koşullar nedeniyle bir uzlaşma değil, açık bir teslimiyet dayatmasıydı. İran’dan nükleer programından vazgeçmesi, İsrail’i hedef alabilecek füze kapasitesini tasfiye etmesi, bölgedeki vekil güçlere verdiği desteği kesmesi ve enerji kaynaklarını emperyalist tekellere açması istendi. Bu dayatmalar reddedildiğinde ise “diplomasi” rafa kaldırıldı, savaş seçeneği devreye sokuldu.
Bugün Batılı emperyalistler açısından İran, “kontrol dışı” bir aktör olarak görülmektedir. Sorun, İran’ın söylemleri ya da rejimin niteliği değildir; asıl sorun, Batılı emperyalist merkezlerin çizdiği sınırların dışına çıkmasıdır. Molla rejiminin askeri kapasitesini geliştirmesi, bölgesel hamlelerini Batılı güçlerden onay almadan gerçekleştirmesi ve enerji kaynakları üzerinde tam egemenlik iddiasında bulunması, Çin ve Rusya ile yakın işbirliği İran’ı doğrudan hedef hâline getirmiştir. Bu nedenle İran’ın “kontrol altına alınması”, ABD ve İsrail açısından stratejik bir zorunluluktur.
ABD ve İsrail, İran’ın bölgesel askeri kapasitesini kırmayı hedeflemektedir. Özellikle İran’ın Yemen, Lübnan ve Irak’ta molla rejimine bağlı ya da onun etkisi altındaki vekil güçlere verdiği desteğin kesilmesi istenmektedir. Bu hat, Ortadoğu’da İsrail’in güvenliğini ve ABD’nin askeri-siyasi üstünlüğünü zorlayan bir direnç hattı olarak görülmektedir. Dolayısıyla saldırının hedefi yalnızca İran’ın kendisi değil, onun bölgesel nüfuz alanıdır.
İran’a yönelik başlatılan savaşın bir diğer temel nedeni ise enerjidir.
İran petrollerinin emperyalist denetim altına alınması, ABD açısından stratejik bir önceliktir. Kendi kaynakları üzerinde tam egemenlik kurmak isteyen bir İran, küresel enerji piyasasında kontrolsüz bir aktör olarak görülmektedir. Bu nedenle nükleer program, füze kapasitesi ve bölgesel etkiden bağımsız olarak, İran’ın ekonomik bağımsızlığı da doğrudan hedef alınmaktadır.
1979’da İran’da iktidara gelen şiacı molla rejimi, emekçi sınıfların değil; dinci, baskıcı ve gerici bir egemenlik aygıtının temsilcisidir.
Molla rejimi, dinsel dogmalara, zor aygıtına ve sistematik baskıya dayanmaktadır. Siyasal muhalefetin acık terörle tasfiyesi, örgütlenme ve ifade özgürlüğünün yok edilmesi, rejimin kuruluşundan itibaren temel yönetme biçimi oldu.
Molla rejimi, işçi sınıfının ve emekçilerin karşısında konumlandı.
Grevler yasaklandı, sendikal faaliyetler bastırıldı. Molla rejimi, dini ideolojiyi bir yönetim aracı olarak kullanarak sömürüyü kutsallaştırdı, yoksulluğu kader olarak dayattı. Kadınlar üzerindeki baskı ise rejimin en görünür faşist karakterlerinden biri oldu. Zorunlu örtünme, kamusal hayattan dışlama, beden ve yaşam üzerinde kurulan denetim, rejimin ideolojik kontrol mekanizmasının parçasıdır. Gençler, öğrenciler, etnik ve mezhepsel azınlıklar da aynı baskı aygıtının hedefindedir. Devlet şiddeti, rejimin sürekliliğinin temel dayanağıdır.
Molla rejimi, Ortadoğu’da halkların özgürlüğünü değil, kendi egemenlik alanını genişletmeyi hedefleyen yayılmacı bir politika izledi. Yayılmacı politika, mezhepçi bir hat üzerinden inşa edildi. Bölgesel nüfuz arayışı, “direniş” söylemiyle meşrulaştırılmaya çalışıldı. Molla rejimi,
halklar arasında düşmanlıkları derinleştiren, mezhepçi ve gerici bir siyaseti izledi.
Molla rejimi anti-emperyalist değildir. Emperyalizme karşı söylemlerine rağmen bu rejim, halkların kurtuluşunu değil kendi iktidarının sürekliliğini esas almıştır. Emperyalizmle gerçek bir kopuş yerine, dönemsel gerilimler ve pazarlıklar üzerinden konum alan molla rejimi, gerektiğinde emperyalist merkezlerle uzlaşmanın yollarını aramış; karşıtlığını ise çoğu zaman iç politikada baskıyı meşrulaştıran bir propaganda aracına dönüştürmüştür. Anti-emperyalizm, halkların özgürlük ve eşitlik mücadelesini gerektirir; baskıcı, sömürücü ve mezhepçi bir rejimin böyle bir hattı temsil etmesi mümkün değildir.
Ortadoğu’da 28 Şubat’ta başlayan savaş, küçük haydutlarla büyük haydutların bölgesel egemenlik savaşıdır. Bu savaş ne özgürlük savaşıdır ne de halkların çıkarlarını temsil etmektedir; baştan sona gerici bir savaştır. Siyonist İsrail’in ve ABD emperyalizminin İran’a yönelik saldırısı, bölgeyi daha fazla kana, yıkıma ve istikrarsızlığa sürüklemekten başka bir sonuç üretmeyecektir. Bu nedenle İran’a yönelik bu saldırıya açık ve net biçimde karşı çıkıyoruz.
Bu savaşın esas hedefi molla rejimi gibi gösterilse de gerçekte zarar gören İran halklarıdır. Yaklaşık 90 milyonluk bir ülkede savaşın bütün yükü işçilerin, emekçilerin, kadınların ve çocukların omuzlarına bindirilecektir. Bombalar rejimleri değil kentleri vurur; ambargolar iktidarları değil halkların yaşamını felç eder. Yıkılan evler, kesilen elektrik ve su, çöken sağlık sistemi, artan yoksulluk ve zorunlu göç, savaşın gerçek bilançosudur. Emperyalist hesapların bedelini her zaman olduğu gibi halklar ödeyecektir.
İran’a yönelik saldırıya karşı çıkmamız, molla rejimini savunduğumuz anlamına gelmez. Aksine, bu rejimin baskıcı, gerici ve emekçi düşmanı karakteri ortadadır. Ancak hiçbir emperyalist ve gerici güç, bir halkın geleceğine bombalarla yön verme hakkına sahip değildir. İran’da neyin yapılacağına, nasıl bir rejimin kurulacağına yalnızca İran halkları karar verebilir.
Şimdi Molla rejimini devirmek için emperyalist müdahaleyi çağıran, olumlu gören ve gösteren kimi işbirlikçiler halkların çıkarını değil, emperyalistlerin çıkarını savunuyor.
Ortadoğu’da yaşanan bu savaş, halkların değil egemenlerin savaşıdır.
Emperyalizm ve Siyonizm, bölgeyi denetim altına almak için saldırırken; molla rejimi kendi iktidarını korumak adına halkları ateşe sürmektedir.
Bu gerici savaşta tarafımız nettir: Ne emperyalist saldırganlık ne de gerici rejimler. İran halklarının kaderi bombalarla değil, kendi örgütlü mücadelesiyle belirlenecektir. Kurtuluş, emperyalizme karşı bağımsız, gericiliğe karşı devrimci bir hatta işçi sınıfının önderliğinde verilecek mücadelededir. Molla rejimine son verecek olan, dış saldırılar değil; komünist bir partide örgütlenmiş işçi sınıfının ve emekçilerin önderliğinde gelişecek devrimci bir mücadeledir. Halkların kurtuluşu, ne emperyalizmin füzelerinde ne de gerici rejimlerin sahte direniş söylemlerindedir.
28 Şubat 2026






















































