Kadınlardan rapor tepkisi: Kadınlar görüşülen değil, karar alan olmalıydı 🎥 ►
Meclis Komisyonu raporunda Kürt sorununun “terör” sorunu olarak ele alınmasının kadınları barış anlayışıyla uyuşmadığını belirten Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi üyeleri, yasa yapım sürecinde kadınların görüşülen değil, karar alan pozisyonda olması gerektiğini söyledi.
Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi (BİV), Kürt sorununun çözümü kapsamında kurulan Meclis Komisyonu’nun düzenlediği rapora ilişkin Mülkiyeliler Birliği’nde basın toplantısı düzenledi. Toplantının düzenlendiği salona “Kadınlar konuştu rapor sustu” pankartı asıldı. Birçok kadının katılımıyla yapılan toplantıda, inisiyatif üyeleri Gülcan Tarkan ve İlgi Kahraman açıklama yaptı.
Açıklamada, kadınların barış mücadelesinin Meclis Komisyonu’ndan daha eski olduğunu vurgulandı. Kadınların 1980’lerden bu yana farklı platformda bir araya gelerek barış mücadelesini verdiğini son olarak BİV adı ile bu mücadelenin devam ettirildiğini belirtilerek, “BİV olarak öncelikle üç acil talep tanımladık: Siyaset suç olmaktan çıkarılsın, kayyımlar geri çekilsin, sınır ötesi harekatlara son verilsin. Bunlar yalnızca kadınları ilgilendiren talepler olmasa da neden kadınlar için önemli olduğunu, devletin bekasını temel alan güvenlik siyasetinin dönüşmesinin biz kadınların güvende ve eşit yaşaması açısından ne anlama geldiğini anlattık. Bu üç acil talebimizi Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde bir açıklamayla ifade ettik. Meclis komisyonu henüz kurulmamışken, o kapıda ‘Meclis acilen barışın hukuki zeminini oluşturmak için görev almalı’ diyerek bir komisyon çağrısı yaptık. Bu komisyonda ve her barış masasında kadınların olması ve kadınların sözünün, derdinin duyulması gerektiğini, bunun kalıcı ve toplumsal bir barış için şart olduğunu söyledik” denildi.
‘BARIŞ ANNELERİNİN ANADİLLERİNDE KONUŞMASINA İZİN VERİLMEDİ’
Meclis Komisyonu’nun 51 üyesinin sadece 10’unun kadın olduğuna dikkat çekilen açıklamada, “Komisyon 21 kere toplandı. Bu oturumların yalnızca birinde, o da dinlemelerin en son gününde, bu toplumun yarısı olan kadınların savaşı nasıl yaşadığını konuşmak üzere kadın kurumları davet edildi. Komisyon 137 kurum ve kişiyi dinledi; bunların yalnızca 6’sı kadın kurumuydu. Birinin, yani Barış Anneleri’nin dertlerini kendi anadillerinde, Kürtçe olarak ifade etmelerine izin verilmedi. Orada savaşın farklı yüzlerini anlatanlar, barış için taleplerini ifade edenler bunların nihai raporda bir biçimde yer almasını beklese de kadınlar sadece ‘dinlendi’, sözleri duyulmadı” ifadelerine yer verildi.
‘RAPOR YAZIMINDA TEK BİR KADIN YOKTU’
Meclis Komisyonu’na BİV’in sunduğu raporda eşit vatandaşlığın cinsiyet eşitliğini de kapsaması gerektiğine yer verildiğini ancak bunun yalnızca Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi’nin (DEM Parti) raporunda ifade edildiği belirtilen açıklamada, “Parti raporları sonrasında, komisyon raporunun yazımında tek bir kadın bulunmadı. Partilerin verdiği üyelerin hepsi erkekti. Bu yalnızca niceliksel bir yokluk durumu değil, aynı zamanda anlattıklarımızın ve taleplerimizin duyulmaması, kadınların barış masasının dışında kalarak, ısrarla barışla olan bağını vurguladıkları erkek şiddeti ve erkek egemenliğine dair meselelerinin ‘barışla ilgisiz’ görülmesi anlamına geliyor” diye belirtildi.
‘KADIN KELİMESİ GEÇMİYOR’
Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreterliği’nin “Kadın, Barış ve Güvenlik” raporuna göre, dünyada 10 barış sürecinin 9’unda kadınlar yer almadığı ifadesine dikkat çekilen açıklamada şunlar kaydedildi: “Kadınların süreçlere katılamamasının ise barışın kalıcılaşması ve toplumsallaşması önünde bir engel olduğu küresel ölçekte ifade ediliyor. 18 Şubat 2026 tarihinde meclis komisyonunun 47 oyla onayladığı, TİP ve EMEP’in ret verdiği, DEM Parti’nin de şerh sunduğu raporda neredeyse ‘kadın’ kelimesi dahi bulunmuyor. Kadınlar sadece dinlenen kurumlar arasında geçiyor. Rapora yöneltilen haklı eleştiriler, şerhler ve açıklamalarda da barışın öznesi olması gereken kadınlar kimsenin aklına gelmedi. Sürekli dillendirilen ‘bütün kesimlerin dahil edilmesi’, ‘herkes için demokrasi’ sözleri yine tarihin bu anında savaşın onca yükünü, şiddetini, patriyarkal baskısını çeken kadınları içermedi – ne iktidar ne de onu eleştirenlerce. Bizim tarihin bu akışına, kadınları eşit biçimde dahil etmeden yürütülmeye çalışılan sürece itirazımız var. Barışın tarafıyız. Bundan bir önceki barış sürecinde BİKG’nin 2013 çözüm süreci raporundaki öneri hala geçerli: ‘Cinsiyet eşitliğini sağlayacak ve kadınların mağduriyetlerini gidererek onları güçlendirecek barış süreçlerinin yaratılması için, kadınların sürecin her alanında eşit temsil edilmesi, kadın hakikatlerinin belgelenmesi, kadınların insani güvenliğini sağlayacak siyasetlerin geliştirilmesi ve kadınların kamusal alanda, siyasette, toplumsal ve ekonomik yeniden yapılanmada eşit güç olarak var olmalarını sağlayacak yasaların hazırlanması, barış sürecinin önceliklerinden olmalı; bunlar bir ulusal plan çerçevesinde ve katılımcı ve şeffaf bir yöntem geliştirilerek hayata geçirilmelidir.”
‘KADINLARIN BARIŞ ANLAYIŞINDAN UZAK’
Komisyon raporunun meseleyi “terör” sorunu olarak nitelendirilmesinin kadınların barış anlayışından uzak olduğunu vurgulanan açıklamada, raporun 6’ncı maddesine işaret etti. Açıklamada şunları dile getirildi: “Silah bırakarak sivil yaşama katılması beklenen kadınların eline neden silah aldığını düşünmek de dolayısıyla bu sürecin bir parçası. Pek çok kadın için bunun sebebi elbette Kürt kimliğinin inkarı ve Kürt kimliğine yönelik sistematik saldırılar. Aynı zamanda eşitsiz bir toplumda erkek şiddetinden uzaklaşmak, bir kadın olarak özgürleşmek, erkeklerle eşit olabilmek de dağa gitmelerinin sebepleri. Dolayısıyla bu barış sürecinde geri dönecek bir kadın için, erkeklerin dayattığı bir yaşama mahkum edilmemek, dönünce ne iş yapacağından daha önemsiz değil.”
‘KAPSAMLI PROGRAMA İHTİYAÇ VAR’
Çatışma ve şiddet ortamının yarattığı bireysel ve kolektif travmalarla yüzleşmeden adil bir gelecek kurmanın mümkün olmadığının altı çizilen açıklama şu ifadelerle son buldu: “Bu nedenle BM’nin ‘Geçiş Dönemi Adaleti’ olarak tanımladığı; hakikatlerin açığa çıkarılması, cezasızlığın son bulması, adaletin sağlanması, onarım ve tekrarlanmama garantilerini de içeren kapsamlı bir programa ihtiyaç var. Kadınlar için adaleti sağlamak adına yapılması gereken, çatışma çözüm ve demokratikleşme mekanizmalarını şekillendirecek komisyonlar ve hızla başlaması gereken yasa yapım süreçlerinde yalnızca ‘görüşülen’ değil, ‘karar alan’ pozisyonda da yer almalarıdır.
MÜCADELE ALANI OLARAK GÖRÜYORUZ
Komisyon raporunda yerel yönetimlere, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmasına, TMK, TCK ve 2911 sayılı kanununun ifade özgürlüğünü güçlendirecek şekilde düzenlenmesine, cezaevi idare ve gözlem kurullarının gözden geçirilmesine ve benzeri noktalara vurguları bu açıdan bir mücadele alanı olarak görüyoruz. Barıştan ve demokratikleşmeden bahsederken LGBTİ+ olmanın kendisini bir suç haline getirme çabası, sosyal medyayı kimlik takibiyle herkesin her cümlesi için suçlu ilan edilebileceği bir gözetleme ve denetim alanı haline getirme adımı, örgütlü mücadele veren sosyalistlere ve muhalefete yönelik operasyon ve tutuklamalar kabul edilemez. Barış, yeni suçlular ve düşmanlar yaratarak değil, eşitlik ve adaletle olur. Bizler taleplerimizin arkasındayız ve takipçisiyiz.
MÜCADELEYE DEVAM EDECEĞİZ
Barışın kalıcılığının toplumsal cinsiyet eşitliği ile sağlanabileceğini gerçeğiyle; kadınların geçiş döneminin tüm safhalarına katılması, yasaların toplumsal cinsiyet eşitliği bakışıyla oluşturulması ve toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik saldırıların son bulması, çatışma dönemlerinde kadın ve kız çocuklarına karşı suç işleyenlerin hesap verebilir olmasını garanti altına alan ve bunların cezasız kalmasına izin vermeyen bir adalet sisteminin uygulanması için mücadeleye devam edeceğiz.”






















































