Makaleler

Published on Ocak 14th, 2026

0

Irkçılığa, milliyetçiliğe ve faşist saldırılara karşı teslim olmayacağız! | Cumali Yağmur


Irkçı ve milliyetçi gruplar, sitemize tehdit mesajları göndererek bizleri susturmak istiyor. Ancak ne susacağız ne boyun eğeceğiz; örgütlenerek mücadelemizi sürdüreceğiz.

Almanca sitemiz www.fremdeninfo.de üzerinden son zamanlarda milliyetçi ve ırkçı içerikli birçok mesaj alıyoruz. Ancak eğer bu saldırganlar, bu tür söylemlerle bizi susturabileceklerini sanıyorlarsa büyük bir yanılgı içindeler.

Avrupa’da, özellikle de Almanya’da toplumun sağa kaymasıyla birlikte bu tür saldırıların sayısı artıyor. Son günlerde, göçmenlerin “yeni bir anayasa ile azınlık olarak tanınması” gerektiğini savunduğum yazılar nedeniyle gerici güçlerin hedefi haline geldim.

Bugün 1933 Almanyası’nda yaşamıyor olsak da, kullanılan söylemler o dönemin kopyası gibi:
“Sizi gaz odalarına göndeririz. Geçmişte Yahudilere yapılan kıyım ve ‘temizlik’ süreci sizin de başınıza gelebilir. Bavulunuzu toplayın, yoksa gaz odasına girersiniz. Hangi mevkide olursanız olun, siz sadece yabancısınız. Sesinizi çıkarmadan defolun.”

Hanau, Solingen, Hoyerswerda ve NSU cinayetleri gibi acıların bir daha yaşanmaması gerektiğini söyleyen bu çevreler, çözüm olarak “ülkenize dönün” diyor. Oysa bu insanlık dışı tehditler, öldürme ve yok etme arzusunun kültürel bir fenomene dönüştüğünü gösteriyor. “Göçmenler için yeni anayasa çıkacaksa bu onların tamamen ülkeden atılması için olmalıdır. Sizin için azınlık hakkı asla söz konusu olmayacak; cenazelerinizi nereden toplayacağınızı düşünmeye başlayın” diyorlar.

Bu söylemlere bakıldığında, Alman tarihinde benzerlerinin yaşandığı açıkça ortadadır. Tarihçiler hep hatırlatır: tarih tekerrürden ibarettir. Milliyetçilik ve ırkçılık, bu toplumun belli kesimlerinde kökleşmiş kültürel bir olgudur. Dün Yahudilerin başına gelenlerin bugün göçmenlerin başına gelmeyeceğinin garantisini kim verebilir?

Burada bir yanlış anlamaya da açıklık getirmek gerekir: Bu durum ne Yahudilerden ne de göçmen azınlıklardan kaynaklanır. Ortada bir fail (Täter) ve bir kurban (Opfer) vardır. Geçmişte Yahudiler kurbandı; bugün hedef göçmenlerdir. Irkçılık, göçmenlerin varlığından değil; nefretle beslenen, ırkçılığı neredeyse “anne sütü” gibi emen zihniyetten kaynaklanıyor.

Bu yüzden tüm ilerici güçler, bu tehditlere ve sistematik nefret söylemlerine karşı birlikte hareket etmeli, mücadele bayrağını yükseltmelidir. Sitemizde düşüncelerimizi yazmaya devam edeceğiz. Ne tehdide boyun eğeceğiz, ne de susacağız. Milliyetçiliğe, ırkçılığa, şovenizme ve yabancı düşmanlığına asla teslim olmayacağız. Bu söylemler bizi korkutamaz; mücadelemiz sürecek.

Almanya’da ırkçılığın ve milliyetçiliğin kültürel bir fenomene dönüşmesi, geçmişte soykırımları beraberinde getirmişti. Bugün sadece farklı bir zamanda yaşıyoruz. Ancak faşist saldırı yöntemleri, geçmişin bir tekrarını andırıyor. Aynı zihniyet, benzer söylemlerle bugünün koşullarına uyarlanarak yeniden sahneye çıkıyor.

Bizler, bu ülkede yaşayan göçmen azınlıklar olarak, gerektiğinde Alman ilerici güçlerle yan yana gelip barikatlara yürüyecek; ırkçılığa, milliyetçiliğe ve faşizme karşı mücadelede yerimizi alacağız. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Milliyetçiler, ırkçılar ve kafatasçılar da bunu böyle bilsin.

Evet, milliyetçi saldırıların ilk hedefi genellikle göçmenler olur. Ama sonrasında sıra demokratlara, ilericilere, sosyalistlere ve devrimcilere gelir. Tarih böyle yazıldı, bugün de aynı strateji izleniyor.

Biz, milliyetçiliğe, ırkçılığa ve faşizme karşı mücadelede; ölüm ne zaman ve nereden gelirse gelsin, “hoş geldi, safa geldi” diyerek korkusuzca yürüyeceğiz. Barışçıl ama kararlı bir mücadeleyle omuz omuza duracağız.

Demokrat, ilerici ve devrimci güçler geçmişteki hatalardan ders çıkararak birleşmelidir. Zamanında birbirini suçlayarak bölünen ilerici kesimler, faşizme karşı birleşik cephe kuramadı. Artık geçmişin hataları tekrar edilmemeli. Bugünün ilerici ve sosyalistleri, asgari müştereklerde buluşarak gericiliğe, milliyetçiliğe ve ırkçılığa karşı ortak mücadele yürütmelidir.

AfD’nin kamuoyu yoklamalarında birinci parti konumuna gelmesi, herkesi düşündürmeli. Unutmayalım: Hitler de seçimle başa gelmiş, sonra felakete yol açmıştı. Benzer bir sürecin yeniden yaşanmayacağının garantisi yoktur.

AfD, toplumun her kesimine inerek örgütleniyor. Yeni dönemde saldırganlığını daha da artıracağa benziyor. Bu nedenle, toplumdaki memnuniyetsizlikten beslenen AfD’ye karşı tüm demokratlara, ilericilere ve sosyalistlere büyük görevler düşüyor. Göçmenler de bu mücadelenin bir parçası olmalı.

Bu noktada Papaz Martin Niemöller’in şu sözünü hatırlamakta yarar var:
“Naziler komünistleri götürdüğünde sustum, çünkü komünist değildim.
Sosyal demokratları hapse attıklarında sustum, çünkü sosyal demokrat değildim.
Sendikacıları götürdüklerinde sustum, çünkü sendikacı değildim.
Beni götürdüklerinde ise, protesto edecek kimse kalmamıştı.”

Bu tarihi sözleri unutmadan örgütlenmeli, demokrasiye sahip çıkmalı, ülkede milliyetçiliğe, ırkçılığa ve faşizme geçit verilmemelidir. Eğer bu tarihi görevlerimizi yerine getirmezsek, ırkçı ve faşist güçler toplumda korku iklimini yaymaya ve insanlık dışı eylemlerini sürdürmeye devam edeceklerdir.


Cumali Yağmur – 14.01.2026

Tags: ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑