Makaleler

Published on Şubat 5th, 2026

0

İnsanlığın hal-i pür melali | Aziz Tunç


Sermayenin efendileri, insanlığı açlığa, savaşa ve yıkıma sürüklüyor. Dünya nüfusunun çoğu yoksullukla boğuşurken, bir avuç zengin her şeyi israf ediyor…

Son günlerde büyük sermayeyi gasp etmiş olan bir avuç aşağılık unsurun ortaya saçılan pislikleri tartışılıyor. Tartışılan rezaleti yaratanların hemen hepsi, kanlı devletlerin, pislik dolu şirketlerin ve kötülük kaynağı kurumların üst düzey yöneticileridirler. Yani bunların hepsi, gasp ettikleri dünyayı yönetenlerdir.
Esasında, dünyamızın ve insanlığın en büyük düşmanları olan bu aşağılık unsurlar, dünyayı tüketiyor ve insanlığı yok ediyorlar.
Herkesin bildiği bu ürkütücü gerçeği, dünyanın ve insanlığın içinde bulunduğu koşullara bakarak görebilmek mümkündür.
Dünyanın 7 kıtasında ve en az 40 bölgesinde, her saat insanlar katledildiği savaşlar veya çatışmalar yaşatılmaktadır. Ortadoğu bu çatışmaların en yoğun olduğu bölgelerin başındadır. Kürdistan’ın savaşların merkezinde olması, Rojava’da Kürtlere soykırım uygulanmak istenmesi, dünyanın bu koşullarından ayrı değildir.
Yoksulluk ve gelir eşitsizliği, insanlığın en temel sorunlarından birisidir ve her geçen gün büyütülmektedir.
Dünyanın 8 milyarlık nüfusunun, en zengin yüzde 1’i, kaynakların yüzde 59’unu gasp etmiştir. Kaynakların yüzde 41’i ise insanlığın yüzde 99’una kalmaktadır.
Dünyada yaklaşık 1,1 ile 1,3 milyar insan, ölümcül bir yoksulluk içinde yaşamaktadır. Afrika ve Asya kıtaları ile çatışmaların olduğu bölgelerde yaşayan yaklaşık 700 milyon insan, günde 2,15 dolarla yaşamaya mahkûm edilmiştir.
Dünyada 4,5 milyar insan, yani insanların yarısından fazlası, sağlık hizmetlerinden tam olarak yararlanamamaktadır.
Dünyada yaklaşık 1,2 milyar insan, konut imkânından yoksun bırakılmıştır.
İnsanlığın beslenme durumunu belirten 2018 tarihli bir rapora göre, dünyada 821 milyon insan açlık içinde yaşamaktadır. Yani karşılaştığımız her 9 kişiden birisi aç olarak yaşamak zorunda bırakılmıştır. Tabii ne kadar yaşayabilirse… Mevcut gidişle 2050’de dünya üzerinde 300 milyon insan aç kalacaktır.
Buna karşın zenginler, her yıl üretilen gıda ürünlerinin yaklaşık 1,3 tonunu, üretilen tahılların yüzde 30’unu, sebze ve meyvelerin yüzde 40-50’sini, yağlı tohumların yüzde 20’sini, et ve süt ürünlerinin yüzde 30’unu israf etmekte, çöpe atmaktadırlar.
Halbuki gıdaların çöpe atılarak israf edilmesi yüzde 25 azaltılırsa dünyadaki milyonlarca insanın açlık sorunu çözülecektir. Asalakların, üretilen temel gıda maddelerini israf ederek çöpe atması aynı zamanda bu sisteme güç vermektedir.
Dünya nüfusunun 2,5 veya 2,8 milyarı, insanlığın geleceğini temsil eden çocuklardan oluşmaktadır. Çocuklar, bu dünyanın her güzelliğini yaşaması, her nimetinden yararlanması gereken çiçekleridir. Bu tanımlamaları sistemin sahipleri olan bütün ahlaksızlar da sahtekârca yaparlar. Yaptıkları, söylediklerinin tam tersi olan bu alçaklarla aynı kelimeleri kullanmak bile rahatsızlık yaratıyor.
Dünya çocuklarının yaklaşık 690 milyonu, cinsel istismar, savaş, yoksulluk, açlık, eğitimsizlik, barınma olanaklarının olmaması ve yoksulluk nedenleriyle temel yaşam koşullarından mahrum bırakılmışlardır. 140 milyonu yetim bırakılan bu çocuklar, fiziksel, cinsel ve duygusal sömürüye, dilenmeye, suça ve şiddete maruz bırakılmışlardır.
2024’te UNICEF’in yaptığı araştırmaya göre 370 milyon kız çocuğu 18 yaşından önce tecavüze uğramış veya cinsel tacize maruz kalmıştır. Yani karşılaştığımız her 8 kadından birisi bu aşağılık saldırıyı yaşamıştır.
“Temasa dayanmayan sözlü tacizler” de eklendiğinde, 650 milyon kız çocuğu, taciz ve tecavüz saldırılarının mağduru olmuştur. Bu demektir ki her 5 kız çocuğundan birisi, çatışmalı yerlerde ise her 4 kız çocuğundan birisi bu saldırılarla karşılaşmıştır.
Sadece kız çocukları değil, aynı zamanda erkek çocukları da tecavüz ve taciz saldırılarına uğramışlardır.
Yapılan araştırmalara göre dünyada yaklaşık 240 ile 310 milyon erkek çocuğu, yani her 11 erkek çocuğundan birisi, çocuk yaşta tecavüze veya cinsel saldırıya uğramıştır. “Temasa dayanmayan cinsel saldırılar” da eklendiğinde, saldırıya uğrayan erkek çocuk sayısı 410 ile 530 milyonu bulmaktadır.
Dünya nüfusunun yarısını oluşturan kadınlara derin bir eşitsizlik yaşatıldığı bilinmektedir. Ev kadınlığı adı altında sosyal, siyasal ve ekonomik hayatın dışında tutulan kadınlara yönelik şiddet, cinsel istismar, kadın cinayetleri, kadınlar için dünyayı yaşanmaz kılmaktadır.
Zararlı böcek olan haramilerin tahribatları bunlardan ibaret kalmamıştır. Dünyanın ekosistemi altüst edilmiştir.
Yaşamın temel maddesi olan içme suyuna 2,2 milyar insan erişememektedir.
Ormansızlaştırma, toprak erozyonu ve bitki çeşitliliğinin yok edilmesi 2024-2025 itibarıyla alarm vermektedir.
Ozon tabakası delinerek zararlı ışınların insanların yaşamını olumsuz etkilemesine yol açılmaktadır. İklim değişmekte, hava kirliliği artmakta, insanlık ve dünya bu yönüyle de yok edilmekle karşı karşıya bırakılmaktadır.
Uyuşturucu tacirlerinin devletlerle el ele vererek milyonlarca insanı zehirlediği bilinmektedir. Uyuşturucu pazarını büyütmeye çalışan bu insanlık düşmanları, çocukların uyuşturucu kullanmalarını teşvik eden bir dizi faaliyet geliştirmektedirler.
Bütün bu kötülükleri yapanların, aynı zamanda suç işleme özgürlüklerini ve imkânlarını koruyup kollayacak mekanizmaları da bulunmaktadır. Bu kirli ve kanlı sistemin sahipleri, devletlerinin de desteğiyle dünyanın her tarafına yayılmış mafya çeteleri kurmuşlardır.
Bu kan emiciler, koydukları haksız ve zorbalığa dayalı kurallara uymaları için 8 milyar insana her türlü baskıyı ve zorbalığı yapmaktadırlar. Ancak kendileri için kuralsızlığı kural yapmışlar ve hiçbir kurala uymayan mafya çeteleriyle kirli ve kanlı icraatlarını yapmaktadırlar.
İnsanlık düşmanlarının icraatları bitmemiştir. Bu katiller sürüsü, şeriat denilen ve insanlığa zararlı kurallar içeren yönetim biçimlerini de insanlığa dayatmaktadırlar.
Yaklaşık bir milyar insana, Suudi Arabistan, İran, Afganistan, Brunei, Moritanya, Pakistan, Sudan, Umman, Nijerya, Endonezya, Yemen ve Katar’da şeriat sistemi dayatılmıştır. İnsan haklarını, özgürlük, eşitlik ve demokratik kuralları yok sayan bu yönetim sistemi, haramilerin kan içmelerini kolaylaştırmaktadır.
Bu pisliklerin Türkiye versiyonunun da kısa süre önce patladığı bilinmektedir. Nihayetinde bu pislik sistem, dünya sistemidir.
Bütün bunlara dair daha çok örnek sayılıp dökülebilir. Ancak yazılanlar meramımızı anlatmak için yeterlidir.
İşte dünyaya ve insanlığa bütün bu kötülükleri yapanlar, bugün tartışılan ve yazının girişinde adı geçen J. Epstein, Trump ve diğerleriyle birlikte bir avuç pisliktir.
Bunları koruyan, büyüten, bu yaptıkları kötülükleri yapmasına imkân sağlayan güç ise devletleridir.
Bu gerçek o kadar açık ki, yaptıkları alçaklıklardan dolayı, halklardan birisi bunların yüzüne tükürmek istese, devletlerinin elemanları, mafyaları her türlü zorbalığı yaparak bu canileri koruyacak, kimseyi yanlarına yaklaştırmayacaktır.
Ahlaksızlık, güce ve gücün kaynağı olan paraya tapan sistemin sahiplerinin yapısal özelliğidir. Asıl sorun, dünya bu hâle nasıl getirildi sorusu ve bu soruya verilecek cevaptır.
Bu kanlı ve kirli sistemin sahiplerinin ısrarlı, sistemli ve gerici bir dizi saldırıları sonucunda dünya bu hâle getirildi.
Bu kan emiciler, önce sermayeyi, sistemi ve devleti kutsadılar. Sonra ellerindeki devlet, medya, sinema, sanat, okul vs. gibi birçok araçla emekçileri de sermayeyi, sistemi ve devleti kutsamaya zorladılar. Doğru örgütleri ve önderleri olmayan emekçiler de kimisi küçük işletmelerinden bakarak sermayeyi kutsadı, kimisi her türlü gericiliği ve yozluğu meşrulaştıran bir tutum içinde davrandı. Böylece kan emicilerinin bugün yaptıklarını yapabilir olmaları kolaylaştırıldı.
Yani “kabahatin birazı da bizdedir.”
Dolayısıyla bu kanlı ve kirli sisteme “Artık yeter, edi bese” demek de dünyanın asil sahipleri olan emekçilere, üreten ve yaratanlara düşmektedir.
İşte onun için boşuna söylenmiyor: “Bu pisliği devrim temizler.”


Aziz Tunç – 05.02.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑