Makaleler

Published on Ocak 5th, 2026

0

Göçmenlerin tek azınlık statüsü ve eşit vatandaşlık hakkı (II) | Cumali Yağmur


Bir önceki yazımda, göçmenlerin toplumda “tek azınlık” olarak kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştim.

Almanya’nın bir göçmen ülkesi olduğu artık inkâr edilmiyor. Ancak bu gerçeğin kabul edilmesine rağmen, göçmenlere yönelik hukuki ve sosyal eşitlik koşullarını hayata geçirme konusunda hâlâ direnç gösteriliyor. Göçmen azınlıklar, yarım asrı aşkın süredir Almanya’da 5-6 nesildir birlikte yaşıyor. Vatandaşlık görevlerini eksiksiz yerine getirmelerine rağmen, en temel demokratik haklardan hâlâ mahrum bırakılıyorlar. Avrupa genelinde de göçmenlerin “tek azınlık” statüsünde tanınması konusunda hâlâ ciddi bir isteksizlik söz konusu.

Almanya’da sayıları 25 milyonu bulan göçmenlerin toplumsal sorunlarını ele almak ve çözüm önerileri üretmek, değerli bir çabadır. Sürekli “uyum” söylemleriyle aynı cümleleri tekrar etmek yerine, yeni fikirler geliştirmek çok daha anlamlı ve gereklidir. Sosyoloji ve siyaset okuduğum için, bu fikirleri üretmeyi ve kamuoyuna sunmayı kendime bir görev biliyorum.

Son yıllarda göçmenlerin azınlık statüsü üzerine farklı bir bakış açısıyla yürütülen tartışmalar, oldukça olumlu karşılık buldu. Pek çok kesim, artık göçmenlerin azınlık statüsünü tanıyor. Bu yeni düşüncenin, tüm göçmen örgütlerinde ve toplumsal aktörler arasında tartışılması, değerlendirilmesi ve derinleştirilmesi gerekiyor.

Yeni göçmen statüsü ne anlama geliyor?

Bu yeni yaklaşım, göçmenlerin ayrı bir bayrak, toprak ya da devlet talep etmediğini açıkça ortaya koyuyor. Göçmenler; yaşadıkları toplumda aşağılanmadan, sömürülmeden, baskı görmeden, eşit koşullarda ve barış içinde yaşamak istiyor. Bu ise ancak yeni ve kapsayıcı bir anayasayla mümkün olabilir.

Yeni anayasa; dil, köken, cinsiyet, siyasi görüş, inanç ya da kültür farkı gözetmeksizin herkese kanun önünde eşit vatandaşlık hakkı tanımalı. Ayrıca farklı kültürleri kapsamalı, azınlık haklarını güvence altına almalı ve Alman olmayan göçmen kültürlerini hukuken tanımalıdır. Böyle bir anayasanın mümkün olduğuna inanıyoruz.

Bu tartışma her ne kadar yeni olsa da göçmen hareketi içinde bu konuyu bilen ve ileriye taşıma iradesi gösteren birçok insan var. Elbette yapıcı katkı sunanların yanı sıra, süreci sabote eden ya da konuyu kavrayamayan çevreler de oluyor. En zoru ise milliyetçi, ırkçı ve dar kafalı bakış açısıyla hareket eden kişilerin eleştirileridir. Bu kişiler yapıcı düşüncelerin önünü tıkıyor ve kişisel çıkarlarını her şeyin önüne koyuyorlar. Onların görüşleri göçmen azınlıklar için artık geçerli değildir.

Bu çevreler yarım asırdır “uyum sağlayamayan göçmenler” söylemiyle asimilasyon politikalarını savunuyorlar. Burada Kurt Tucholsky’nin bir sözüne atıf yapmak yerinde olur: “Eğer bir şey Alman usulüyse, ilaç bile fayda etmez.”

Entegrasyon tartışmasını yıllardır sonuçsuzca sürdüren bu kesimler, geçimlerini göçmenler üzerinden sağlıyor. Onlar için bu söylemi sürdürmek bir meslek hâline gelmiş durumda. Sözde göçmenlerin haklarını savunan, milliyetçilik ve ırkçılıkla mücadele ettiğini iddia eden bu yapılar aslında asimilasyonun taşıyıcısıdır. Bu grupları “yardım endüstrisi” olarak adlandırmak yanlış olmaz.

Vatandaşlık yeterli değil

Zaman zaman kamuoyunda “göçmenler topluma uyum sağladı” denilerek yanlış algılar yaratılıyor. Göçmenlerin, Hitler döneminden kalma Yabancılar Yasası’ndan kurtulmak için Alman vatandaşlığına geçmeleri “başarı” gibi gösteriliyor. Özellikle Suriyelilerin geri gönderilme korkusuyla vatandaşlığa geçmeleri sevinçle karşılanıyor.

Oysa bu geçiş yalnızca hukuki güvenlik sağlıyor; toplumsal hayatta ayrımcılığı ortadan kaldırmıyor. İş başvurularında Alman olmayan bir isim, hâlâ dezavantaj yaratıyor. Bu noktada vatandaşlık bile kişiyi korumaya yetmiyor. Vatandaş olmak sadece oturma izni almak için saatlerce Yabancılar Dairesi’nde beklememek anlamına geliyor.

Göçmen uzmanları ve engelleyici kesimler

Kendilerini “göçmen uzmanı” olarak tanıtan bazı kişiler, göçmenlere azınlık statüsü verilmesine karşı çıkıyor. Bu çevreler, gelecekte de aynı direnci göstereceklerdir. Öte yandan, milliyetçi ve ırkçı çevrelerin göçmenlere yönelik düşmanlığı da artıyor. Bu nedenle bu çevrelere karşı daha güçlü bir demokratik mücadele gerekiyor.

Kendilerine “demokrat” diyen bazı partiler ise faşist partilerin söylemlerine karşı dursalar bile, “oy kaybı yaşarız” korkusuyla göçmenlerin azınlık olarak tanınmasını pasif bir şekilde engelliyorlar. Ancak zamanla bu gerçeği kabul edeceklerine ve bu hakkı teslim edeceklerine inanıyoruz.

Azınlık hakkı demokrasinin gereğidir

Göçmenlerin azınlık statüsünü destekleyen çok sayıda okuyucudan mektuplar aldık. Geniş bir kesim, bu talebi “Alman demokrasisinin gelişimi için gerekli bir adım” olarak nitelendiriyor.

Almanya’daki kesintiye uğrayan burjuva demokrasisi, göçmenlere azınlık hakkı vererek yeniden güç kazanabilir. Bu yolla milliyetçilik, ırkçılık ve şovenizme karşı ortak bir mücadele zemini kurulacaktır. Aksi hâlde bu akımlar hem göçmenlere hem Almanya’nın demokrasisine zarar vermeye devam edecektir.

Ulusal ve uluslararası azınlık hakları

Almanya’daki ulusal azınlıkların ve dillerin korunması, hem ulusal yasalarla hem de Avrupa düzeyindeki uluslararası sözleşmelerle güvence altındadır:

  • Ulusal Azınlıkların Korunmasına İlişkin Çerçeve Sözleşme
  • Avrupa Bölgesel veya Azınlık Dilleri Şartı
  • Dil Şartı’nın Uygulanması
  • Federal Meclis Seçim Hukuku ve Siyasi Partiler Kanunu
  • Avrupa Birliği Roman Stratejisi

Anayasa ve yasal koruma

Almanya Anayasası’nın 3. maddesi, “Dil, köken, cinsiyet, din ve inanç farkı nedeniyle kimse ayrımcılığa uğratılamaz” der. Bu hüküm yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlar. Ayrıca Almanya’da azınlıklar, ulusal ve uluslararası sözleşmelerle de korunur.

Çerçeve Sözleşme, Almanya’da 1 Şubat 1998’de yürürlüğe girmiştir. Devletleri, azınlıkları asimilasyona karşı korumaya ve ayrımcılığa uğramalarını önlemeye zorunlu kılar.

Avrupa Bölgesel veya Azınlık Dilleri Şartı ise, 1 Ocak 1999’da yürürlüğe girmiştir. Almanya’da aşağıdaki altı azınlık dili korunmaktadır:

  • Danca
  • Kuzey Frizce
  • Saterland Frizcesi
  • Romanes (Romanca)
  • Aşağı Sorbca
  • Yukarı Sorbca

Bunlara ek olarak Aşağı Almanca (Plattdeutsch) da bölgesel dil olarak korunmaktadır.

Ulusal azınlık partileri için seçimlerde uygulanan yüzde 5 barajı geçerli değildir. Ayrıca bu partilere finansman ve imza toplama konusunda özel ayrıcalıklar tanınmaktadır.

Roman stratejisi

AB’nin Roman Stratejisi çerçevesinde, Almanya 2022’den bu yana “Antiziganizmle Mücadele Ulusal Eylem Planı” uygulamaktadır. Uygulama ve gelişmeler, düzenli olarak kamuoyuyla paylaşılmaktadır.

Günümüzde Almanya’nın demokratik gelişimi, göçmen azınlıkların eşit haklara kavuşmasına ve anayasal güvence altına alınmasına bağlıdır. Bu sadece göçmenlerin değil, tüm toplumun ortak geleceği için gereklidir.


Cumali Yağmur – 05.01.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑