Makaleler

Published on Ocak 14th, 2026

0

Emperyalizm, savaş, sömürü, yayılmacılık ve sınıfsal mücadele | Ali Arayıcı


Emperyalizm, kapitalist büyüme, sömürü ve yayılmanın ayrılmaz bir parçasıdır. ABD emperyalizmi tarafından Venezuela devlet başkanının ve yol arkadaşı eşinin insanlık dışı bir şekilde kaçırılması, halefinin, Kolombiya’nın, Küba’nın, Meksika’nın ve İran’ın baş hedefe alınması ve Siyonist İsrail devletinin Filistin’in Gazze Şeridi’nde işlediği “soykırıma” açıkça destek verilmesi, ABD emperyalizmin çirkin ve acımasız yüzünü açıkça göstermektedir.

            Emperyalizm, egemen bir ulusun savaş, sömürü ve yayılmacılık yoluyla başka bir ulusu siyasi ve ekonomik egemenliği altına alma arzusudur. Emek ve insanlığın düşmanıdır. Tarihinden miras kalan “soykırım”, sömürgecilik, ayrımcılık ve yayılmacılık uygulamaları, günümüzün otoriter dikta ve faşist rejimlerine ilham kaynağı olmaktadır. Fiziksel işgal şeklinde gelişen emperyalist yayılmacı uygulamalar, zamanla evrimleşerek daha gizli biçimlerde sürmüştür.

            Kaynakların yağmalanması ve her türlü sömürüye dayanan dinamikleri değişmemiştir. Emperyalizm, kapitalist tarih anlatısında her süre geçmişe ait bir kavram olarak sunulmuştur. Ancak, emperyalist sömürü tekniklerinin dönüşümü, onun ortadan kalktığı anlamına gelmez. Bugün bile, emperyalist politika ve ona karşı muhalefet, dünya siyasetini şekillendirmeye devam etmektedir. Emperyalizmin günümüzdeki rolünün bununla sınırlı olmadığına şüphe yoktur.

            EMPERYALİZMİN UYGULAMALARI

            Bugün, emperyalizmin iyi bilinen acımasız ve barbar uygulamaları, hem sömürü ve dış yayılmacılık süreçlerinde hem de iç muhalefeti bastırmak için kullanılmaktadır. ABD emperyalizmin ekonomik büyümesi, dünyanın farklı ülkelerinde yaptığı gibi; doğal zenginlikler, hammaddeler ve pazar ihtiyaçlarına dayalı emperyalist yayılma mekanizması, şoven aşırı milliyetçilik ve faşizmin arkasına saklanmaktadır.

            Dahası, emperyalist savaşlar ve giderek artan fetih planları, vatanseverliği sömüren ve duygulara hitap eden aldatıcı, demagojik ve zehirli ikna süreçleri yoluyla yayılmaktadır. Yüzyıllardır süregelen acılara rağmen, emperyalist politikaların geniş halk kitleleri tarafından bu kadar kolay kabul edilmesi, devrimci siyasetin bu konuya özel bir önem vermesini gerektiriyor. Bunu, devrimci diplomasi ve siyasetin olmazsa olmaz bir koşuludur diye düşünmek olanaklıdır.

            Emperyalist tehdit ve savaş kapımıza dayanmadan ve tamamen bir yok oluş tehlikesi oluşturmadan önce, insanların günlük yaşamlarını etkileyen bir aktivizm çerçevesinde; ulusal gurur, din ve benzeri motiflerle şekillendirilen algı yönetimi taktiklerine karşı, mücadele etmek ve anti-emperyalist bir söylem geliştirmek gerekir. Aynı zamanda, bu faaliyetlerin aktif olarak uygulanması ve yaşama geçirilmesi bir zorunluluktur.

            Emperyalist saldırganlığın yoğunlaştığı ve işçi sınıfının zorluklarının zaten ortada olduğu bir dönemin eşiğinde, emperyalizme karşı net bir tutum almak hayati önem taşıyor. Emperyalizme yarı veya tamamen bağımlı ülkelerde, sömürünün ekonomik temelini görünür kılmanın ve emperyalizmi ekonomik nedenlerinden soyutlayarak kültürel alana hapsetme eğilimine, karşı çıkmanın kaçınılmaz olduğunu bir kez daha burada anımsatmak gerekir.

            ÖRGÜTLÜ VE SINIFSAL MÜCADELE

            Kapitalist sınıfın temel amacının, emperyalist çıkarlar doğrultusunda dünya çapında üretimi artırmak, genişletmek ve büyük sermayenin hizmetine sunmaktır. Ayrıca, çatışan tarafların uluslar değil, sermayenin fraksiyonları olduğu gerçeği açık ve net bir şekilde vurgulanmalıdır. Bilindiği gibi, emperyalist savaşlardan, bunların yol açtığı ekonomik yıkım ve sefaletten kurtulmanın tek yolu, kapitalist sistemden tamamen ve koşulsuz olarak kurtulmaktır.

            Emperyalizme ve emperyalist savaşlara karşı, işçi sınıfı başta olmak üzere, farklı sosyal katmanların örgütlü mücadelesinin yaşama geçilmesidir. Halkın çıkarlarını egemen kapitalist sınıfın çıkarları olarak sunan kamuoyu manipülasyon mekanizmalarına ve bilinç bozulma süreçlerine karşı, mücadele etmek gerekir. Burada, işçi sınıfının uluslararası dayanışmasını vurgulamaya ve yoldaşlar arasında bilgi paylaşımına yönelik çabalar bugün her zamankinden daha çok önemlidir.

            Emperyalist tehdit ve savaşlara karşı tepkiler, özellikle 20. yüzyılın ortalarından itibaren anti-emperyalist hareketlerin gelişmesiyle ortaya çıktı. Bu hareketler, ulusal bağımsızlığı, özgürlüğü ve yerel halkların egemenlik haklarını sonuna kadar savundu. Küresel ölçekte, bu tepkilerin bir sonucu olarak dekolonizasyon süreci başladı. Bugün, bu mücadelenin aynı yönde ve aynı ölçekte devam ettiği söylenmektedir.

            Sonuç olarak, emperyalizm, ekonomik ve siyasi açıdan güçlü ülkelerin zayıf ülkeleri sömürerek ekonomik ve siyasi hakimiyet kurma çabası olarak anlaşılabilir. Tarihsel olarak, büyük ölçekli savaş, sömürgecilik ve yayılmacılık olarak şekillenen bu süreç, ulusal ve küresel düzeyde sosyal, kültürel ve ekonomik eşitsizliklere yol açmıştır. Bu durumda, ulusal bağımsızlık ve özgürlük mücadelelerinin giderek daha fazla tetiklendiğini beraberinde getirmiştir. 


Prof. Dr. Ali Arayıcı / Paris – 14.01.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑