8 Mart: Kadın grevi, eşitlik mücadelesi ve uluslararası dayanışma | Nazlı Top
8 Mart, sembolik bir anma günü değil; patriyarkaya, kapitalizme ve faşizme karşı kadınların grevle, dayanışmayla ve kitlesel mücadeleyle tarihsel bir meydan okumasıdır.
8 Mart dünya Emekçi Kadınlar Günü sembolik bir mücadele ve hak ara günü değil; patriyarkaya, kapitalizme, ırkçılığa ve otoriterliğe karşı yükselen küresel bir direniş günüdür. Kadınların emeğinin görünmezleştirildiği, bedenleri üzerinde tahakküm kurulduğu, yoksulluğun ve savaşın yükünü orantısız biçimde taşıdıkları, katledildikleri, kazanılmış haklarının saldırı altında olduğu bir dünyada 8 Mart, eşitlik talebinin kitlesel bir siyasal müdahaleye dönüştüğü tarihsel bir eşiği temsil eder.
Bugün Kadın özgürlük hareketleri, yalnızca cinsiyet temelli eşitsizliklere değil; aynı zamanda neoliberal politikaların yarattığı sosyal yıkıma, sağın ve faşizmin yükselişine, ırkçılığa, İslamofobiye, antisemitizme, emperyalist saldırganlığa ve engelli düşmanlığına karşı da mücadele etmektedir. Çünkü kadınların gerçek özgürlük mücadelesi, bu baskı biçimlerine karşı mücadele ile iç içe geçmiş durumdadır.
Yoksulluğun Kadınlaşması ve Sınıfsal Eşitsizlik
Çalışan kadınlar küresel ölçekte düşük ücretli, güvencesiz ve yarı zamanlı işlerde yoğunlaşmakta ve kapitalist emek sömürüsünde kat be kat etkilenmektedir. Asgari ücretle çalışanların büyük çoğunluğunu kadınlar oluştururken, kadınlar ortalama olarak erkeklerden yaklaşık %20–25 daha düşük ücret almaktadır. Emeklilikte ise fark daha da derinleşmekte; kadınların emekli maaşları erkeklerden yaklaşık %40 daha düşük olabilmektedir.
Yoksulluk tek ebeveynli ailelerde daha yaygındır ve bu ailelerin büyük kısmı kadınlar tarafından geçindirilmektedir. Kadınların bakım emeği nedeniyle iş gücünden kopmaları ya da kısmi çalışmaya zorlanmaları, ekonomik bağımsızlıklarını zayıflatmakta ve yoksulluğun kuşaklar arası aktarımını pekiştirmektedir, bu durum kadınların özgürlüklerini kısıtlamaktadır
Ev içi emeğin görünmezliği de bu tabloyu tamamlar. Kadınlar erkeklere kıyasla katbekat fazla zamanlarını yemek, temizlik ve bakım işlerine ayırmaktadır. Kadınların %80’i günde en az 1 saat yemek ya da temizlik yaparken, erkeklerde bu oran %36’dır. Çocuk, yaşlı ve engelli bakımının %63’ü kadınların omuzlarındadır. Kapitalizm bunu kadınlara ve topluma ücretsiz ve doğal bir “görev” gibi sunmaktadır.
Bu nedenle kadın grevi yalnızca ücretli işe değil; ev içi emeğe ve tüketime de yönelmektedir. “Kadınlar olmadan her şey durur” şiarı, toplumsal yeniden üretimin merkezinde kadın emeğinin yer aldığını görünür kılmayı amaç edinmektedir.
Emek, Emeklilik ve Çalışma Koşulları
Kadınların yoğunlaştığı sektörler sağlık, eğitim, bakım hizmetleri genellikle düşük ücretli ve değersizleştirilmiş alanlardır. Kamusal hizmetlerin tasfiyesi, özelleştirmeler ve sosyal harcamalardaki kesintiler kadınları hem çalışan hem hizmet kullanıcısı olarak iki kez etkilemektedir.
Kadınların emekli maaşları erkeklerden %40 daha düşüktür. Sözde emeklilik reformları ve prim gün sayısındaki artışlar, part time( yarı zamanlı) çalışan kadınlar için daha ağır sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle Sendikaların eşitlik mücadelesi talepleri arasında; insanca ücret, 60 yaşında emeklilik, daha kısa çalışma süresi ve zorunlu yarı zamanlı çalışmanın yasaklanması gibi somutlaştırılmaktadır.
Aşırı Sağ, Irkçılık ve Feminist Mücadelenin Araçsallaştırılması
Birçok ülkede faşist ve sağ hareketlerin güç kazanması, kadın hakları açısından ciddi bir tehdittir. Bu hareketler göçmenleri hedef alırken, kadın haklarını seçici biçimde araçsallaştırarak ırkçı ve İslamofobik politikalarını meşrulaştırmaya çalışmakta ve zaman zaman karşıt eylemlerle birlikte yanıltıcı deklarasyonlar yayımlamaktadır. Fransa örneğinde olduğu gibi, ırkçı ve faşist hareketler, kadın eylemlerine fiilen saldırmakta ve provoke etmektedir.
Oysa kadın özgürlük mücadelesi evrensel ve kapsayıcıdır. Göçmen kadınlardan mülteci kadınlara, LGBTQIA+ bireylerden engelli kadınlara kadar herkesin haklarını savunmak zorundadır. Gerçek bir eşitlik, kapsayıcı bir mücadele olmadan mümkün değildir. Eşitlik mücadelesi aynı zamanda antifaşist bir mücadeledir ve sokaklarda faşistlere yer açmayacak bir perspektifi içerir.
Bedensel Özgürlük ve Şiddete Karşı Duruş
Dünya genelinde her üç kadından biri yaşamı boyunca fiziksel ya da cinsel şiddete maruz kalmaktadır. Dünyada her yıl 47.000 kadın güvensiz kürtaj nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Tecavüz vakalarının büyük kısmı cezasız bırakılmaktadır.
Kadınların bedenleri üzerindeki denetim; kürtaj hakkının kısıtlanması, doğurganlık politikaları, zorla evlilikler ve cinsel şiddet yoluyla sürdürülmektedir. Bu nedenle kadın örgütleri, kürtaja erişimin güvence altına alınmasını, kapsamlı cinsel eğitim programlarını, şiddetle mücadele için yeterli bütçeyi ve etkin yaptırımları talep etmektedir.
“ Bedenimiz bizimdir” talebi, yalnızca bireysel bir hak olarak algılanmamalı; patriyarkal iktidara karşı kolektif bir özgürlük talebi olarak da sahiplenilmeli ve bu anlayış mücadelede kararlılıkla savunulmalıdır
Küresel Dayanışma ve Emperyalizm Karşıtlığı
Kadınlar dünyanın pek çok yerinde savaşın, otoriter rejimlerin ve iklim krizinin yükünü taşımak zorunda bırakılmaktadır. Silahlı çatışmalar, zorla göç, ekonomik ambargolar ve çokuluslu şirketlerin talan politikaları kadınların yaşam koşullarını ağırlaştırmaktadır. İklim krizinden yerinden edilenlerin büyük çoğunluğunun kadın olması tesadüf değildir.
Bu nedenle kadın özgürlük mücadelesi, emperyalizme ve sömürgeci politikalara karşı da konumlanır. İran’dan Afganistan’a, Filistin’den Sudan’a, Rojava’dan Venezuela’ya ve Ukrayna’ya kadar dünyanın dört bir yanında mücadele eden ve direnen kadınlarla dayanışma; yalnızca moral bir tutum değil, politik bir zorunluluktur.
Kadın Grevi Bir Meydan Okumadır
8 Mart’ta feminist-kadın grevi çağrısı; ücretli emeğe, ev içi emeğe ve kapitalist tüketime yönelik kolektif bir duruş anlamına gelmektedir. Grev çağrısı artık sadece görünür olmak değil; bir güç dengesi yaratmak ve eşitlik taleplerini iş yerlerinden emekten gelen gücü kullanarak, sokaklarda kitlesel eylem gücü ile dayatmaktır. “Kadınlar olmadan hayat durur” şiarına ek olarak, kadınlar ayağa kalktığında tarihin yönünü değiştirebilecek güce sahip olduklarını vurgulamak zamanı gelmiştir.
Nazlı TOP – 16.02.2026

























































