Genel

Published on Şubat 16th, 2026

0

Herkesin ötekisi: Roman Aleviler


Türkiye’de Roman Aleviler çoğunlukla ya yok sayıldı ya da kalıp yargıların gölgesinde temsil edildi. Ozan Doğan’ın İletişim Yayınları’ndan çıkan “Roman Aleviler” adlı kitabında bu görünmezliğe kapsamlı bir saha çalışmasıyla müdahale ediliyor.

Anıl Mert Özsoy – Evrensel

Türkiye’de Roman toplulukları ve Alevi inancı uzun yıllar boyunca hem akademik çalışmaların hem de kamusal tartışmaların sınırlarında tutulmuş, çoğu zaman görünmez kılınmış bir alan olarak varlığını sürdürdü. Etnik kimlik, inanç, sınıf ve mekansal dışlanmanın iç içe geçtiği bu toplumsal zeminde, Roman Aleviler çoğunlukla ya yok sayıldı ya da kalıp yargıların gölgesinde temsil edildi. “Romanlar Alevi olur mu?” sorusuna indirgenen bu yaklaşım, tarihsel birikimi, kurumsal hafızayı ve kuşaklar boyunca aktarılan inanç pratiklerini sistematik biçimde perdeledi.

Araştırmacı Yazar Ozan Doğan, İletişim Yayınları’ndan çıkan “Roman Aleviler” adlı kitabında bu görünmezliğe karşı kapsamlı bir saha çalışması ve eleştirel literatür okumasıyla müdahale ediyor. Uşak merkezli araştırmasını Ege’den Doğu Anadolu’ya uzanan geniş bir coğrafyayla destekleyen Doğan; ocak sistemi, cem pratiği, dil varlığı, göç yolları ve akrabalık ilişkileri üzerinden Roman Alevilerin zengin tarihsel ve kültürel dünyasını görünür kılıyor. Aynı zamanda hem genel toplumda hem de Alevi toplumu içinde üretilen dışlama mekanizmalarını “çifte tahakküm” kavramı çerçevesinde analiz ederek, yerleşik kabulleri sorguluyor.

Doğan’la; Roman Alevilerin tarihsel kökenlerinden saha araştırmasının yöntemsel boyutlarına, kimlik inşasından cem ve ocak geleneğine, görünmezlikten kurumsal temsile uzanan çok katmanlı meseleleri ele aldığı çalışmasını konuştuk. Roman Alevilerin “ötekinin ötekisi” haline getirilme sürecini, bu sürecin toplumsal ve tarihsel arka planını ve eşitlikçi bir Alevi kamusunun nasıl mümkün olabileceğini, tüm boyutlarıyla tartıştık.

‘Üç farklı Roman grubu var’

Roman Aleviler kimlerdir? Tarihsel olarak bu topluluğun kökenleri ve oluşumu hakkında ne söylersiniz? Roman kimliği ile Alevi inancı tarihsel süreçte nasıl kesişti ve bu birleşimin arka planında neler var?

Dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de yaşayan Romanlar da homojen özellik göstermez. Roman kavramı genellikle şemsiye bir kavram olarak kullanılır yani çoğunlukla Romlara karşılık gelecek şekilde kullanılmaz. Nitekim Türkiye’de Rom, Dom ve Lom olarak bilinen üç farklı Roman grup bulunur. On sekizinci yüzyılda Avrupa’da Romanların ana dili üzerine yapılan çalışmalar neticesinde Sanskritçe ile olan benzerlik dikkat çekmiş, takip eden yüzyıllarda başka çalışmalar yapılmış ve nihayetinde ortak bir köken anlatısı dile gelmeye başlamıştır. Bu anlatıya göre söz konusu gruplar 5 ila 15. yüzyıllar arasında Hindistan’dan kıtlık, savaş, istila gibi gerekçeler nedeniyle göç ederek farklı güzergahlardan dünyanın dört bir yanına dağılmıştır. Yüzyıllara uzanan bu süreç içerisinde diller, kültürler, inançlar başkalaşarak günümüze ulaşmıştır. Bu anlatı genel kabul görmekle birlikte eleştiri konusu da edilir. Ben tezimde ve kitabımda Hindistan anlatısına mesafeli durdum. Çünkü ortak bir köken anlatısı kurmanın bu grupları egzotikleştiren, inançlarına ve birikimlerine şüpheyle yaklaşan tutumlara zemin sunabileceğini düşünüyorum. Üstelik bu grupların böylesi bir gündemi ve iddiası yokken “siz Hindistanlısınız” demek anlamsız olduğu kadar, eşitsiz ilişkileri muhafaza eden yönler de içerir.

Diğer taraftan Türkiye’de Rom, Dom ve Lom gruplara dahil olmayan göçebe kökenli gruplar da bulunur. Örneğin; saha görüşmelerim esnasında Uşak’ta kendilerini Demirci olarak adlandıran grup Türkmen olduğunu belirtti, Malatya’da da kendilerini Türkmen olarak ifade eden bir grupla karşılaştım. Benzer örnekler birçok yerelde bulunmasına rağmen yeter düzeyde ele alınıp bilimsel çalışmaların konusu yapılmamıştır. Rom, Dom ve Lom gruplar içerisinde Alevi inancını benimseyen gruplar bulunur. Diğer etnik gruplarda olduğu üzere bu gruplar içerisinde de farklı dini inançlara mensup bireyler bulunur. Fakat bu grupların birikimleri hakkında ne Aleviler ne de diğer dini inanç çevreleri kapsamlı bilgi sahibi değildir. Bununla birlikte Romanların Alevi inancıyla tanışmasını 9. yüzyıla kadar götüren kimi varsayımlara rağmen Roman grupların ne zaman Alevi inancını benimsediği net değildir. Lakin saha çalışmalarında elde ettiğim veriler Roman grupların Alevi inancıyla ilişkisinin yüzlerce yıla yaslandığını doğrulamaktadır.

‘Uşak’ta 10 bini aşkın Roman Alevi yaşıyor’

Saha araştırmanız için neden özellikle Uşak ve Ege bölgesini seçtiniz? Uşak’taki Roman Alevi topluluğunun hangi özellikleri bu çalışmaya uygun bir örnek oluşturuyordu? Uşak örneğinin, Alevi Romanların yaşadığı diğer bölgelerdeki durum hakkında da fikir verdiğini düşünüyor musunuz?

Uşak’ta kırk yılı aşan bir cemevi pratiği bulunur. Cemevi 2013 yılında Uşak Belediyesi bünyesinde bir kültür merkezi olarak yasal statü kazanır. Türkiye genelinde olduğu gibi Uşak’ta ve bölgenin diğer kentlerinde yaşayan Aleviler de (ağırlıklı olarak Roman, Abdal ve Türk Aleviler) uzun yıllar boyunca inançlarını gizlilik içerisinde yerine getirir. Asimilasyon politikalarına maruz kalır. Hem saha görüşmelerinde hem de kimi makalelerde bu durum gözlenmiştir. Cemevinin uzun serüveni sadece Roman Alevilerin ve Işık Çakır Sultan ocağının belleğinde yaşar. Zira kentte yaşayan Roman olmayan Aleviler, cemevine gitmez. Bu bakımdan Işık Çakır Sultan Cemevi; Türkiye’de Roman Alevilerin aktif olarak kullandığı ve cemevinin yönetimini üstlendiği nadir örneklerden birisidir. Bu durum sahayı önemli kılan gerekçelerden birisidir.

Cemevinin lokasyonu (Çingene mahallesi olarak damgalanmıştır) ve Romanların cemevindeki varlığı Roman olmayan Alevilerin tutumunu tespit etmek bakımından öne çıkmıştır. Yani Uşak’taki cemevi pratiği Roman Aleviler ile Roman olmayan Alevilerin karşılaşmalarına odaklanarak grup içi dışlama pratiklerine yoğunlaşmaya imkan tanımıştır. Bu da ikinci önemli gerekçeyi oluşturmuştur. Üçüncü gerekçe kentte on bini aşkın Roman Alevi nüfusu bulunmasıdır. Nüfusun fazlalığı Alevi toplumu tarafından ihmal edilen, görülmeyen yahut görmezden gelinen büyük bir toplama işaret etmesi bakımından çarpıcıdır.

Dördüncü ve son derece önemli olan gerekçe ise Roman Alevilerin, Alevi ocak sistemine bağlılığıdır. Uşak’ta ve bölgenin başka kentlerinde (Kütahya, Afyon, Denizli, Manisa) yaşayan Roman Aleviler, 1800’lü yıllardan bu yana Işık Çakır Sultan Ocağına bağlıdır. Bu tarihin daha önceye uzanması kuvvetle muhtemeldir. Alevi inancında önemli bir yeri olan ocak sisteminin Roman Aleviler arasında da yaygın olduğunun belgelenmesi Alevi çalışmalarına önemli bir katkıdır. Uşaklı Romanların Ege Bölgesi’nin hemen hemen bütün illerine ve farklı bölgelere yayılan akrabalık ilişkileri Alevi inancının Roman gruplar arasındaki yaygınlığını göstermesi bakımından önemlidir.

Uşak’taki verileri takip ederek Afyon, Kütahya, Manisa, Elâzığ ve Malatya’da da görüşmeler gerçekleştirdim. Farklı illere ve bölgelere yayılan görüşmeler karşılaştırma imkanı sunması nedeniyle çalışmaya önemli katkılar sundu. Her il kendi özgünlüğü içerisinde değerlendirilmelidir. Bu nedenle Uşak’ta elde ettiğim verileri genel veriler olarak sunmadım. Bu, nesnel sonuçlar doğurmazdı. Çalışmanın bulgularını farklı illerde gerçekleştirdiğim görüşmelerle destekleyerek yaptığım çıkarımları güvenilir kılmaya odaklandım. 

‘Kendilerine ait ana dile sahipler’

Uşak’ta Roman topluluğu içinde Demirciler, Elekçiler, Sepetçiler ve Abdallar gibi alt gruplar olduğunu tespit ediyorsunuz. Abdallar ile Roman Aleviler arasındaki farklar nelerdir? Araştırma sürecinde bu gruplar arası farklılıklar çalışmanızı nasıl etkiledi? Hepsini tek bir “Roman Alevi” kimliği altında incelemek zorlayıcı oldu mu?

Uşak’ta üç farklı Roman grubu yaşar. Bu gruplara dahil olan bireyler kendilerini aile büyüklerinin zanaatlarına gönderme yapan isimlerle tanımlar. Üç grubun kendisine ait ana dili bulunur. Gruplardan derlediğim sözcükler üzerine yapılan değerlendirmeler neticesinde Sepetçilerin Rom, Elekçilerin Lom, Demircilerin ise Farsçadan etkilenmiş bir dil varlığına sahip olan ayrı bir etno-kültürel grup olduğu tespit edilmiştir. Diğer taraftan bu grupların göç yolları da farklılaşır. Her grup farklı olduğunun bilincindedir ve bunu özellikle belirtir.

Uşak’ta iki ayrı Roman derneğinin kurulması, cemevi ve Alevi kültür derneğinin faal olması kamusal alanda Roman isminin kullanılmasına yol açar. Bireylerin Roman kavramını kullanması çalışmada bu kavramın kullanılmasında belirleyici oldu. Fakat kullanılan şemsiye kavramın grup farklarını görünmez kılması önemli bir handikaptır. Bunun önüne geçmek için saha notları aktarılırken bireylerin ifade ettiği mesleki adlandırmalara yer verilmiştir.

Abdallar farklı bir etno-kültürel gruba karşılık gelir. Bu nedenle Uşak’ta yaşayan Abdallar (Dört farklı Abdal grubu bulunur) çalışmaya dahil edilmemiştir. Örneğin; Abdalların ana dili ile Roman grupların konuştuğu diller birbirinden farklıdır. Göç yolları, bağlı olunan Alevi ocakları ve dedeler de farklıdır. Uşak gibi nispeten küçük bir şehirde dahi “dışarıdaki” tarafından Çingene olarak adlandırılan ve homojen kabul edilen bir topluluğun yedi farklı gruptan oluşması son derece öğreticidir. Zira Roman ya da Abdal olmayan bireylerin bu gruplara ne kadar yabancı olduğu ve Çingene damgasının dışarıdan bakışla şekillenen ön yargılardan ibaret olduğu anlaşılır. Bu nedenle grup farklarını anlamaya odaklanmak çalışmaya önemli katkılar sundu.

Akademide Alevi topluluklar üzerine az sayıda çalışma olduğuna ve hatta “Romanların Alevi olmayacağı” gibi bir ön yargının yaygın bulunduğuna işaret ediyorsunuz. Bu boşluk ve ön yargılar sizi nasıl etkiledi? Araştırmanızla literatürde ve kamuoyunda neyi ortaya koymayı, hangi yanlış kanıları kırmayı hedeflediniz?

Roman Aleviler kitabına konu olan doktora tezimi beş yılda tamamladım. Bu sürenin önemli bir kısmını literatür taramasına ayırdım. Hem Roman çalışmalarında hem de Alevi çalışmalarında Roman Alevilerin birikimleri kapsamlı bir şekilde ele alınmamıştır. Dahası Romanların dini yaşamlarını konu edinen çalışmalar oldukça sınırlıdır. Bu çalışmalarda benzer isimlere referans verilerek benzer cümleler tekrarlanır. Örneğin Türkiye’de yaşayan Romanların çoğunluğunun Sünni, belirli bir kısmının Alevi-Bektaşi olduğu dile getirilir. Romanların inançları, Roman olmayan gruplar tarafından şüpheyle karşılanır. Romanların inançsız, dinsiz yahut zayıf inançlı olduğu düşünülür. Bu kalıp yargılar yüzyıllar boyunca Anadolu’da aktarılagelmiştir. Bununla birlikte Romların Marmara ve Ege Bölgelerinde, Domların Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde ve Lomların ise Kuzey Anadolu’da yaşadıkları kabul edilir. 

Sahada ulaştığım veriler neticesinde Roman grupların yerleşim yerlerini keskin bir şekilde ayıran yaklaşımı eleştirel bir okumaya tabi tuttum. Bununla birlikte Alevi inancının aktarılanın aksine Roman gruplar arasında yaygın olduğu fikrine ulaştım. Zira Alevi Romanlar, Sünniliğin asimilasyon yoluyla yaygınlaştığını düşünür. Romanlar arasında Alevi inancı yaygın olmasına ve hemen her yerelde Roman olmayan Aleviler ve ocaklar bu durumu bilmesine rağmen Roman Alevilerin birikimleri dikkat çekmemiştir. Bu durum Çingene’ye yüklenen olumsuz imajların Aleviler arasında da karşılık bulmasından ileri gelir. Ben hem kalıp yargılarla hem de literatürde var olan genel kabullerle arama mesafe koydum. Roman grupların da tıpkı diğer etno-kültürel gruplar gibi zengin bir tarihi ve birikimi olacağını düşünerek iki yıla yayılan saha gözlemleri gerçekleştirdim. Nihayetinde farklı illerden elde ettiğim veriler Roman Alevilerin ocak bağlantılarına, dil varlıklarına, göç yollarına, akrabalık ilişkilerine işaret eden önemli bir bilimsel çalışma açığa çıkardı. Çalışmanın birçok açıdan özgün olması eleştirel bir literatür okuması yapılmasıyla ilgilidir. Şayet okuduklarımı referans alarak sahaya çıkmış olsaydım bu sonuçlara ulaşmam mümkün olmayacaktı.

Roman Aleviler kendi kimliklerini tanımlarken “Roman” ve “Alevi” kimlikleri arasında nasıl bir denge kuruyorlar? İki kimliğin birlikteliği onlar için ne anlama geliyor? Kendilerini ağırlıklı olarak Alevi olarak mı görüyorlar, yoksa etnik kimliklerini de eşit düzeyde mi vurguluyorlar?

Bu sorunun yanıtı her kentte farklı şekilde yanıt bulur. Romanların örgütlü olduğu ve yaşadığı kentin günlük hayatına daha fazla dahil olabildiği yerlerde her iki kimlik birlikte kullanılır. Örneğin Uşak’ta iki ayrı Roman derneği ile Uşak Işık Çakır Sultan Cemevi ve Uşak Alevi Kültür Derneği bulunur. Romanlar bu dört kurumu da yönetmektedir. Kentte Roman Alevi ifadesi kullanılır. Yani bireyler etnik kimliklerini saklama eğilimi göstermez. Etnik kimliklerini Alevi inancıyla birlikte ifade eder. Fakat Romanların örgütsüz olduğu yerlerde dışlama pratikleriyle baş etme stratejisi olarak Alevi kimliğinin ön plana çıkarıldığı görülür. Bu fark Romanları kuşatan yerel ve bölgesel ortam düşünüldüğünde anlaşılırdır. 

‘Aleviler de Roman Alevileri dışlıyor’

“Tahakküm” kavramını çift katmanlı bir baskı yapısını tarif etmek için kullanıyorsunuz. Farklı etnik kökenden Aleviler tarafından dahi dışlanınca Roman Alevilere uygulanan baskı “Çifte tahakkümü de aşıyor” diye belirtmişsiniz. Roman Aleviler üzerindeki bu tahakküm mekanizmalarını biraz açar mısınız? Hem genel toplumda hem Alevi toplumu içinde karşılaştıkları baskı ve otorite ilişkileri neler?

Romanlar yüzlerce yıldır haklarında üretilen kalıp yargılar nedeniyle damgalanır ve dışlanır. Anadolu’da yaygın olarak kullanılan Çingene ifadesi inançsız, ahlaksız, tembel, kirli, hırsız, tehlikeli gibi anlamlarla yüklüdür. Bu nedenle Roman gruplar bütün yüzyıllarda ve gittikleri bütün diyarlarda yabancı olarak görülür. Günümüzde de Romanlar, toplumun geri kalanına yabancıdır. Roman olmayanlar bu grupları tanımaz, Romanlar hakkında bildikleri genellikle klişelerle yüklüdür. Dahası Çingene’ye tepeden bakıldığı ve Çingeneler hor görüldüğü için kimse tanımak istemez onları. Bu nedenle Romanlar sırf kimliklerinden kaynaklı devlet, hakim ulus ve inanç grubu tarafından dışlanır. Alevi inancının maruz kaldığı dışlama pratikleri Roman kimliğiyle birleşince ortaya katmerli dışlama pratikleri çıkar. Roman Aleviler hem etnik hem de dini kimlikleri nedeniyle dışlanırlar.

Roman Aleviler açısından meseleyi çifte tahakkümün ötesine taşıyan durum Roman olmayan Alevilerin de Roman Alevileri dışlamasıdır. Aleviler yüzlerce yıldır ötekileştirme pratiklerine maruz kalmalarına rağmen benzer pratikleri kendi içerisinde üretebilmektedir. Bu nedenle Türkiye’de farklı etnik gruplar arasında var olan sınırların ve hakim etnik grubun tahakkümü altında şekillenen ilişkilerin Alevi inancını benimseyen farklı etnik gruplar arasında da yankılandığı gözlenir. Romanlar, Alevi inancını benimseyen farklı etnik gruplar arasında Abdallarla birlikte en alt basamağa yerleştirilir. Bir nevi hiyerarşik bir önem sıralaması yapılır. Farklı çalışmalarda Kürtlerin ve Arapların Aleviliğini sorgulayan tutumlara atıf yapılır. “Kürt’ün Alevisi yoktur” yahut “Arap’ın Alevisi olmaz” türünden söylemlerle karşılaşılır. Fakat Roman bir Alevi, Kürt ya da Arap bir Aleviyle karşılaşınca onlar tarafından da dışlanır. Yani ötekileştirilen gruplar eşitsiz pratiklerden arınmış değildir. Ötekileştirilen grupların maruz kaldığı baskı ve sindirme politikaları nedeniyle bu grupların kendi içlerindeki eşitsiz ilişkiler çoğunlukla görünmez olur.

Alevi toplumu içinde Roman Alevi olmak “ötekinin ötekisi” konumunda olmak anlamına geliyor diyorsunuz. Hatta Roman Aleviler için “her grubun günah keçisi” ifadesi kullanılıyor. Bu katmanlı dışlanma hakkında ne söyleyebilirsiniz? Türk ya da Kürt gibi diğer Alevi grupların bile Roman Alevilere mesafeli durmasının sebepleri neler, ne tür önyargılarla karşılaşıyorlar?

Türkiye’de Roman olmak ile Aleviler arasında Roman olmak arasında anlamlı farklar bulunmaz. Zira her iki alanda da Çingene algısının çalıştığı görülür. Çingene’yle anılmak istemeyen, Çingene’nin kendi inanç evrenini kirleteceğine inanan tutum hem Alevi hem de Sünni inanç çevrelerinde görülür.

Aleviler; Roman Alevileri genel olarak tanımaz. Onların gerçekten Alevi olabileceğini düşünmez. Romanların kendi çıkarları için Alevi inancını kullandığını ve Aleviliğin Romanlar arasında kökleşmediğini savunur. Kürt, Türk, Arap vb. Aleviler arasında Roman Alevilere ilişkin bu ön yargıların toplumsal, tarihsel kaynakları bulunur. Söz konusu ön yargıların aşılması gerçek manada eşit ilişkilerin tesis edilmesiyle ve yabancılığı ortadan kaldıracak ilişkilerin kurulmasıyla mümkündür. Aksi halde Roman Alevilere ilişkin mesafe kendisini korumaya devam edecektir. Roman olmayan Aleviler, Roman Aleviler hakkında bilgi sahibi olmadığını kabul ederek öğrenmeye, tanımaya ve anlamaya öncelik verirse mesafeler aşılabilir.

Diğer Alevi çevrelerin, Roman Alevilerde de cem ve ocak geleneğinin yaşadığı gerçeğini duyunca şaşırdıklarını vurguluyorsunuz. Sizce bu şaşkınlığın nedeni nedir? Roman Alevilerin cem, semah, muharrem matemi veya kurban gibi ritüelleri de yerine getirdiğinin bu kadar az bilinmesi, onların yıllarca görünmez kalmasından mı kaynaklanıyor? Bu ritüellerde biçimsel ya da kültürel farklılıklar gözlemlediniz mi?

Roman Aleviler yıllardır cemevlerine, Hacı Bektaş anma törenlerine, türbelere gitmesine rağmen diğer Aleviler tarafından genellikle dışlanmıştır. Hacı Bektaş törenlerinde Romanlar ve Abdallar şiddete varan tutumlara maruz kalmış; konaklama, tuvalet, temiz su ihtiyacını karşılayabilecekleri alanlar sunulmamıştır. Bu sorunlar hâlâ aşılmış değildir. Cemevlerinde ve türbelerde de dışlayan tutumlar göze çarpar. Roman olmayan Aleviler, Roman Alevileri kabul etmediği için onların büyük bir inanç birikimine sahip olabileceğini düşünmez. Bu nedenle kitapta 1800’lü yıllara uzanan ocak bağlantılarına, yüz binlerle ifade edilen Roman Alevi nüfusuna, İran sahasında soylarını seyitlere dayandıran Roman grupların varlığına vb. işaret etmek yeni ve önemli bir çıkıştır. Temel sorun Roman Alevilerin görünür olmayan varlığına Roman olmayan Alevilerin sunduğu zemindir. Bu zemin birçok açıdan sorunludur ve eleştirel okumalarla yüzleşme zeminine çekilmelidir.

Alevi inancı Roman Alevilerin günlük yaşamını şekillendiren önemli bir etkendir. Saha gözlemlerim esnasında Roman Alevilerin inanç pratiklerinde farklılaşan bir yön tespit etmedim. Bunun kuşaklar boyunca aktarılan ocak sistemiyle ilgili olduğunu düşünüyorum.

Saha çalışmanızda Roman Alevilerin kendi köken anlatılarına değiniyorsunuz. Örneğin Uşak’taki Demirciler “Atalarımız İran’dan gelmiş”, Elekçiler “Ermeniceyi anlıyoruz”, Sepetçiler ise “Balkanlar’da akrabalarımız var” şeklinde farklı tarihsel anlatılar dile getiriyorlar. Roman Alevilerin bu çeşitli köken anlatıları onların kimlik algısını nasıl etkiliyor? Sizce bu anlatılar, “Romanlar Alevi olamaz” yargısına karşı bir cevap veya kendini kanıtlama ihtiyacı ile mi şekilleniyor?

Soyunu uzak bir geçmişe dayandırma tutumu bütün etno-kültürel gruplarda görülür. Zira gruplar kültürlerinin büyüklüğünü, diğerlerinden farklarını ve kendilerine yönelen söylemleri bu yolla aşmaya çalışır. Romanlar maruz kaldıkları damgalama ve dışlama pratikleri nedeniyle bu tür söylemler geliştirmiş olabilir. Fakat grupların yapıları ve pratikleri sabit değildir. Kendilerini kuşatan sosyal, ekonomik, politik ortam değiştikçe gruplar da değişir. Romanlar ve Abdallar söz konusu olduğunda bu grupların nedense yüzlerce yıl boyunca değişmeden günümüze ulaştığı varsayılır. Bu tutum “Çingene’ye” tepeden bakan hakim bakışın ürünüdür.

Romanların kendi tarihsel serüvenlerine ilişkin anlatıları Roman olmayanlar tarafından ciddiye alınmaz. Söylenenlerin gerçeği yansıtmadığı düşünülür. Oysa gerçek denilen olgu bireylere, gruplara, ortama göre değişir; tek değildir. Dolayısıyla herkesin gerçeği farklıdır. Uşak’ta Roman grupların göç yollarına ve kökenlerine ilişkin anlatıları kendini kanıtlama ihtiyacından ileri gelmez. Bu grupların ana dilleri, geniş bir alana yayılan akrabalık ilişkileri ve bağlı oldukları Alevi ocağının belleği dile getirilen ifadeleri destekler. Roman olmayan Aleviler arasında dahi görülen eşitsiz dil ve pratik ile büyük ölçekli ekonomik tabanlı sorunlar bu grupların kendi etno-kültürel birikimlerini özgürce geliştirmesine mani olmaktadır.

Diğer Alevi topluluklarıyla Roman Aleviler arasında bir diyalog veya yakınlaşma çabası var mı? Yoksa genellikle ayrı mı duruyorlar? Alevi dernekleri, federasyonları veya cemevlerinde Roman Alevilerin temsiliyeti sağlanabildi mi? Bu ilişkilerde son yıllarda bir değişim gözlemlediniz mi?

Alevi kurumlarında Roman Alevilerin ve Abdalların büyük oranda dışarıda kaldığı görülür. Son yıllarda Garip Dede Dergahında, Mersin Cemevi’nde, Alevi Ansiklopedisi’nin Almanya’da gerçekleşen buluşmalarında farklı etnik kökenlere mensup Alevilerin birikimleri kendisine yer buldu. Bu buluşmalarda Roman Alevilerin ve Abdalların birikimleri aktarıldı, Alevi toplumu içerisinde maruz kaldıkları dışlama pratikleri gündeme geldi. Abdal ve Roman dernekleri ile akademisyenlerin ve araştırmacıların bu buluşmalarda yer alması anlamlıdır. Lakin bu buluşmaların işaret ettiği olumsuzluklar yerellerde aşılmayı bekliyor. Roman Aleviler ile Abdallara tepeden bakan ve eşitsizliği üreten hakim dil terk edilmedikçe Alevi kurumlarındaki temsil sorunu devam edecektir.


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑