“Yanlış İliklenen Düğme” hâlâ çözülmedi
Güney Almanya’nın Ulm şehrinde Erdoğan Aydın’la yapılan söyleşide, Cumhuriyet’in yüz yıllık muhasebesi resmi tarihin ötesinden değerlendirildi…
Avrupa Demokrat (Ulm)
Tarihçi-yazar Erdoğan Aydın’ın Cumhuriyetin 100 yılına dair eleştirel bir değerlendirme sunduğu “Yanlış İliklenen Düğme” adlı kitabı üzerine gerçekleştirilen söyleşiler ilgiyle takip edilmeye devam ediyor. Bu kapsamda Güney Almanya’nın Ulm kentinde Almanya Türkiyeli İşçiler Federasyonu (ATİF) ve Almanya Demokratik Haklar Federasyonu (ADHF) tarafından Tohum Kültür Merkezi’nde düzenlenen panelde Erdoğan Aydın konuşmacı olarak yer aldı. Etkinlik, gerek içeriği gerek katılım yoğunluğu açısından dikkat çekiciydi.
Toplantının moderatörlüğünü gazeteci Hüseyin Şenol üstlendi. Şenol, Aydın’ın sadece tarihçi ve yazar kimliğine değil, sosyalist duruşuna da dikkat çekerek “Maalesef resmi tarih karşısında çok da fazla gerçek tarihçi yok” dedi. Kitaba gösterilen yoğun ilgiden söz eden Şenol, dördüncü baskının tükenmek üzere olduğunu, beşinci baskının ise yakında yapılacağını duyurdu.
Meclisler, halklar ve dışlananlar
Erdoğan Aydın konuşmasında, Cumhuriyet’in kuruluş sürecinden günümüze kadar geçen dönemde uygulanan devlet politikalarını; Ermeniler, Kürtler, Aleviler ve diğer kimlikler açısından değerlendirdi. Özellikle Birinci Meclis’in bileşimine dikkat çeken Aydın, “Mustafa Kemal’in deyimiyle bu Meclis, ne Türklerin ne Kürtlerin ne Çerkeslerin ne de Lazların Meclisidir. Bu Meclis, vatan olarak kabul edilen topraklar üzerinde yaşayan herkesin meclisidir” dedi. Mecliste Kürt, Laz, Çerkes, Alevi milletvekillerinin yanı sıra, Ankara ve Eskişehir’de örgütlü Türkiye Halk İştirakiyun Fırkası’ndan iki komünist vekilin de bulunduğunu hatırlattı.
Bunlardan Tokat milletvekili Nazım Bey’in, Refet Bele’ye karşı aday gösterildiğini ve seçimi kazanarak İçişleri Bakanı olduğunu belirten Aydın, Mustafa Kemal’in keyfi tutumları nedeniyle Nazım Bey’in görevini yapamadığını vurguladı. Bu örnekten yola çıkarak 1. Meclis’in resmi tarih tezlerinin aksine “saltanatçı ya da cumhuriyet karşıtı” olmadığını, aksine çok sesli bir yapıya sahip olduğunu belirtti. 1. Meclis’in tasfiyesiyle başlayan süreçte, 2. Meclis’in tüm milletvekillerinin Mustafa Kemal tarafından belirlendiğini söyleyen Aydın, buna rağmen M. Kemal’in bu Meclis’i çoğu zaman devre dışı bıraktığını ya da habersiz kararlar aldığını dile getirdi.
Koçgiri’den Demokrat Parti’ye uzanan tarihsel çizgi
Söyleşide ayrıca Koçgiri direnişi, Takrir-i Sükûn Kanunu, Şeyh Sait İsyanı, İzmir İktisat Kongresi, 1936 İş Kanunu, 1946 seçimleri ve Demokrat Parti’nin iktidara gelişi gibi konular da ele alındı. Aydın, tüm bu başlıkları resmi tarih anlatılarının dışına çıkararak, dönemin belgelerine dayanan açıklamalarla sundu.
1924 Anayasası’nın milat olduğuna dikkat çeken Aydın, bu anayasaya kadar farklı halklar arasında açık bir hiyerarşinin bulunmadığını; Kürtlerle Türklerin, Çerkeslerle Lazların Meclis çatısı altında birlikte var olduklarını ifade etti. Ancak 1924 Anayasası’yla birlikte “herkes Türktür” tanımının getirildiğini, hak ve özgürlüklerin yalnızca “Türk” kimliği üzerinden tanımlandığını ve böylece çok kimlikli toplumsal ittifakların ortadan kaldırıldığını vurguladı.
Gerçek kahramanlar: Çerkes Ethem ve dışlananlar
Cumhuriyet tarihinin en tartışmalı figürlerinden biri olan Çerkes Ethem’e de geniş yer ayıran Aydın, onun Kurtuluş Savaşı’nda büyük başarılar elde ettiğini fakat siyasi hırslar nedeniyle hain ilan edilerek tasfiye edildiğini söyledi. Çerkes Ethem’in maruz kaldığı dışlanmanın daha sonra Kürtlere, Alevilere ve komünistlere de uygulandığını belirtti.
Aydın’a göre, Cumhuriyet’in yüzyılı; ilk düğmesi yanlış iliklenen bir elbise gibi, hiçbir zaman demokratik bir cumhuriyete dönüşemedi. Bugün iktidarda olan güçlerin de aynı devlet kodlarıyla, farklı kimlikleri ve sınıfları dışlayarak daha otoriter bir rejime yöneldiğini ifade etti. “Demokratik bir halk cumhuriyeti”nin gerekliliğini vurgulayan Aydın, sosyalizm için verilen mücadelenin sürdüğünü dile getirdi.
Bugünden geleceğe: Çözüm süreci ve bölgesel krizler
Söyleşinin ikinci bölümünde izleyicilerden gelen soruları yanıtlayan Erdoğan Aydın, Türkiye’deki “çözüm süreci”nin neden sürdürülemediğine ve bu sürecin siyasi iktidar tarafından nasıl araçsallaştırıldığına dair kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.
Çözüm sürecinin geleceği açısından Suriye’deki gelişmelerin belirleyici olacağını vurgulayan Aydın, mevcut iktidarın bölge politikalarının ciddi bir tıkanmışlık ve gerilim yarattığını ifade etti. Bu bağlamda, “Suriye’de bir fiili Afganistanlaşma gerçeği söz konusu olacak” diyen Aydın, Türkiye’nin müdahaleci politikalarının hem içerideki demokratikleşme çabalarına hem de bölgedeki halkların barış içinde birlikte yaşama imkanına zarar verdiğini belirtti.
Sürecin özellikle Kürt halkı açısından hayati sonuçlar doğurduğunu vurgulayan Aydın, hem Türkiye’de hem de Suriye’de Kürtlerin büyük bir belirsizlik ve kuşatma altında olduğunu belirtti. “Kürt halkı bıçak sırtında” sözleriyle bu kırılgan ve tehditlerle dolu süreci özetleyen Aydın, bölgedeki savaş politikalarının Kürt halkının kaderini her an değiştirebilecek bir hassasiyet taşıdığına dikkat çekti.
Toplantıda, bugün Ulm yapılacak “Rojava ile dayanışma” mitihg ve yürüyüşüne de çağrı yapıldı.
Üç saate yakın süren toplantı sonunda Erdoğan Aydın, okurları için kitaplarını imzaladı. Aydın, söyleşi dizisine bugün Villingen-Schwenningen’de ve yarın da Ludwigsburg’ta düzenlenecek buluşmalarla devam edecek.




























































