Ülkü Abla’dan hayat dersleri | Gürsel Köksal
Kısa bir süre önce 90’ncı yaş gününü kutladığımız Sendikacı, Siyasal Bilimci ve Eğitimci Ülkü Schneider-Gürkan, 70 yıldır Almanya’da yaşıyor. Türkiye’den Almanya’ya işgücü göçüne başından beri tanıklık eden ve geride kalan 65 yılda göçmenlerin hakları için mücadelenin en ön saflarında yer alan Ülkü Abla göçmen kökenli gençlere şöyle sesleniyor: “Siyasi partilerin içinde çalışın!”
Ülkü Abla, sadece Türkiye’den değil, tüm Akdeniz ülkelerinden ve Balkanlar’dan Almanya’ya işgücü göçünün ilk tanıklarından.
Geçtiğimiz yılın son günlerinde 90’ncı yaşını geride bırakan Sendikacı, Siyasal Bilimci, Eğitimci Ülkü Schneider Gürkan, 70 yıldır Almanya’da yaşıyor. Yani 1961’de Türkiye ile Almanya arasında işgücü mübadelesi anlaşması imzalandığında o yıllardır Almanya’daydı, önce dil öğrenimi için kısa bir süre Bavyera’da, daha sonra ve halen Frankfurt’ta…
Sadece Frankfurt’taki Türkiye kökenli göçmenlerin değil, Almanya’daki tüm göçmenlerin “Ülkü Ablası”, uzun yıllar dünyanın en büyük sendikalarından IG Metall’de, üniversitelerde, halk eğitim merkezlerinde,“Türk Danış” kurumlarında göçmenlere yönelik çalışmalarda üst düzey sorumluluklar üstlendi. Bu arada önce yabancı öğrencilerin sorunlarına çözüm için, sonra da göçmenlerin eşit hakları için örgütlü mücadelenin öncüleri arasında yer aldı. Geçtiğimiz yıl 60’ncı yılını kutlayan Almanya’nın en eski göçmen örgütlerinden Frankfurt Türk Halkevi’nin bir avuç aydın arkadaşıyla birlikte kurdu ve faaliyetlerine uzun yıllar yön verdi.
Bu arada yıllardır Frankfurt şehrinin “onursal hemşeri” ünvanını da taşıyan Ülkü Abla, halen bu kentte olup-bitenleri yakından takip ediyor. Tavsiyeleriyle, siyasal, toplumsal, kültürel süreçlere desteğini veriyor. Olağanüstü hafızası sayesinde çok önemli tarihi tanıklıklarıyla, gözlemleriyle, bilgileriyle ve anekdotlarla zenginleştirdiği yorumlarıyla dünyanın, Türkiye’nin, Almanya’nın gidişatını daha iyi anlamamıza destek oluyor.

Ülkü Abla hayat dersleri vermeye devam ediyor…
Kısa bir süre önce küçük bir grup olarak 90’ncı yaş gününü birlikte kutlarken başından beri içinde olduğu, bireysel ve örgütsel çabalarıyla gidişatını etkilediği, öncüleri arasında yer aldığı göçmen ve işçi hakları mücadelesine ilişkin değerlendirmelerini dinledik. Tabii bu sürece ilişkin eleştirilerini de…
Bu eleştirilerin başında göçmen derneklerinin siyasi çalışmalardaki hedefler konusu geliyor.
Başında kendisinin de yer aldığı göçmen örgütlerinin burada doğan, büyüyen gençlerin Almanya’daki siyasi süreçlere aktif olarak katılımını teşvik etmeyi ihmal ettiklerine, bu konuda çok geciktiklerine işaret ediyor.

“Kurduğumuz derneklerde eğitsel, kültürel çalışmalar yaparken, bir yandan da gençleri buradaki siyasi partilerde aktif olarak çalışmaya teşvik etmeliydik. Eğer bu konuyu ihmal etmeseydik, şimdi Almanya’da bu ülkenin siyasi süreçlerinin içinde gelişmiş, deneyim kazanmış çok daha fazla politikacımız olacaktı. Göçmen karşıtlığı, aşırı sağın yükselmesi gibi alanlarda çok daha farklı bir Almanya’da yaşıyor olacaktık. Göçmen kökenli politikacılar hem ulusal, hem de yerel düzeyde ülke politikasını belki de olumlu anlamda etkin biçimde etkileyebileceklerdi. Toplumda Türkiye’ye yönelik çok daha farklı, gerçek duruma daha yakın bir algı düzeyi olacaktı” diyor.
Ülkü Abla, önümüzdeki günlerde Baden Württemberg’deki seçimlerde bu eyaletin başbakan adaylarından, Türkiye kökenli ilk Federal Bakan olarak tarihe geçmiş olan ve önümüzdeki dönemde büyük olasılıkla Almanya’nın Türkiye kökenli ilk eyalet başbakanı olmaya hazırlanan Cem Özdemir gibi Alman siyasetinde etkin olan politikacıların önemli bir bölümünü yakından tanıyor.
Hem ülke çapında, hem de yerel düzeyde çalışmalarıyla dikkat çeken, bazılarını bizzat desteklediği diğer göçmen kökenli politikacıları da yakından takip ediyor. Hangi partiden olurlarsa olsun, onların başarılarından mutlu oluyor. Ama özellikle 70’li yıllardan itibaren buradaki sosyal, siyasal ve kültürel çalışmaların ağırlıkla Türkiye’ye yönelmesi nedeniyle önemli bir bölümü Alman vatandaşlığı almış yüzbinlerce göçmenin yaşadığı bu ülkedeki göçmen kökenli politikacıların sayısının halen çok düşük olduğuna işaret ediyor…
“Buradaki gençlerin Türkiye’ye siyasi gelişmelere duyarlı olarak yetişmesi tabii ki önemliydi. Ancak bizim asıl hedefimiz gençleri oradaki siyasi partilere değil, Almanya’daki siyasi partilerde çalışmaya yönlendirmek olmalıydı” diyor.
“Frankfurt’a 1957’nin Eylül ayında geldim. Savaş biteli 11-12 yıl olmuştu. Şehir yıkılmış durumdaydı. Bir de maddi olarak Almanlar çok yoksuldu. O zamanlar Türk parası daha değerliydi. 1 mark 68 kuruştu. Düşünebiliyor musun? Bize Türkiye’deki ailemiz döviz müsaadesi alıyor ve onu buradaki banka hesabına havale ediyorlardı. Bizim öğrenci dövizi Alman işçi ücretlerinden fazlaydı, bitmek bilmezdi. Bir işçi ayda 150 mark kazanıyordu, bizim öğrenci harçlığımız 385 mark idi… O zaman Frankfurt Üniversitesi’nde üçü kız, sekiz Türk öğrenci vardı.”
“Almanya’da işçi eksikliği vardı. Önce Doğu Almanya’dan kaçanlarla kapatılıyordu bu eksiklik. Ama bu zamanla yeterli değildi. Dışarıdan yabancı işçi getirmeye başladılar. Önce İtalyanlar, İspanyollar ve Yunanlılar. Sonra Yugoslavlar… 1961’de Berlin Duvarı yapıldıktan Doğu’dan gelişler tamamen durdu. Sonra bizimkileri getirmeye başladılar.”
Almanya’daki göçmenlerin ve tabii en önemlisi Türkiye kökenli toplumunun tarihini daha iyi izleyebilmek isteyenlere, önce Ülkü Schneider Gürkan’ı tanımalarını tavsiye ediyoruz.
Ülkü Gürkan, Birinci Dünya Savaşı’nın yıkımlarının ardından kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin başkenti Ankara yakınlarındaki Çorum’da 1935’te dünyaya geldi. Annesi Dildare ve babası Mümtaz Gürkan öğretmendi. Genç cumhuriyetin aydınları arasında yer alan öğretmen çiftin iki kızı vardı. Ülkü’yle kardeşi İlter’in yüksek öğrenim görerek, meslek edinmelerini hedefliyorlardı. Eğitim süreçlerine damgasını vuran motivasyon onların ileride birikimleriyle toplumsal ilerlemeye katkıda bulunan öncüler arasında yer almalarıydı. Yaşamlarının ilk yıllarını Çorum’da geçirdiler. Evleri o yıllarda Çorum’da görevli olarak bulunan ya da çeşitli nedenlerle kenti ziyaret eden aydınların buluşma adreslerinden biriydi. Türkiye’nin ileri adımlarını benimsemiş cumhuriyetçi, ilerici, entellektüel eğitmen aydınların yanısıra, muhalif solcu, sosyalist aydınlar da evin bu evin konukları oluyorlardı. Örneğin ünlü ressam Abidin Dino da bunlar arasında. Ülkü Abla, sık sık evlerini ziyaret eden Dino’nun kendilerine resim dersi verdiğini, kitap okuduğunu halen hatırlıyor.

TÜRKİYE’DEKİ ALMANLAR
Ülkü
Abla’nın Almanlarla ilk karşılaşmasıı da bu yıllarda oldu. Hitler
Almanya’sından kaçıp Türkiye’ye giden Almanların bir bölümü, II. Dünya
Savaşı’nın sonlarına doğru bir süre zorunlu olarak Çorum’a yaşamışlardı.
Türkiye bir yandan müttefiklerin baskısıyla, diğer yandan da Birleşmiş
Milletler’e kurucu üye olabilmek hedefiyle savaşı kaybedeceği anlaşılan
Almanya’yla ilişkilerini kesip, resmen savaş açmıştı. Bu nedenle de
Hitler yönetimine karşı olmalarına rağmen “düşman ülke vatandaşı”
statüsünde oldukları için Türkiye’de yaşayan yüzlerce Alman çoluk çocuk
çok Orta Anadolu’daki bazı kentlere – Çorum, Yozgat, Kirşehir
–gönderilip, oralarda enterne edilmişlerdi. Çorum’a gönderilen Alman
ailelerden biri de Gürkan ailesinin konukları arasındaydı.
Ülkü,
ilkokul ve ortaokulu Çorum’da ailesinin yanında okudu (1942-52). Daha
sonra dönemin önde gelen kız okullarından Bursa Lise’sinde yatılı olarak
öğrenim gördü (1952-56).
Liseyi bitirdikten sonra üniversite öğrenimini yurtdışında yapmasına karar verildi. O lisede yabancı dil olarak Fransızca öğrendiği için Fransa’yı istiyordu. Babası ise Almanya’nın daha uygun olacağını düşünüyordu. Sonunda Almanya’ya gönderildi (1956). Önce Bavyera’nın Kochel am See kentinde Goethe Enstitüsü’nde Almanca öğrendi ve ardından yine Bavyera’daki Schlehdorf kasabasında Katolik rahibelerin yönetimindeki bir kız lisesinin yatılı bölümünde kalarak Almancası’nı ilerletti.
Üniversite öğrenimi için 1957’de Frankfurt’a geldi. Önce Johann Wolfgang Goethe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi’nde öğrenime başladı. Daha sonra bölüm değiştirdi, önce Frankfurt’ta, daha sonra da Marlburg’daki Philipps Üniversitesi’nde Sosyoloji ve Siyasal Bilimler Fakültesi’nde okudu.
O dönemde Frankfurt Türk Öğrenci Derneği’nin kurucuları arasında yer aldı.
Frankfurt ve Marburg’daki öğrenciliği döneminde Almanya’daki sosyal ve siyasal dönüşümlerin yakın gözlemcisi oldu, ilerici Alman öğrencilerin kurduğu örgütlerden SDS’te (Sosyalist Alman Öğrenci Birliği) yer aldı. “Frankfurt Okulu”nun öğrencisi oldu, 68 gençlik hareketinin ortaya çıkışını, yükselişini içinde yer alarak yaşadı. Dönemin ünlü bilim adamlarından Prof. Carlo Schmid, Prof. Theodor Adorno ve Prof. Wolfgang Abendroth’un derslerini izledi.
HALKEVİ’Nİ KURDU
1963 yılından itibaren “Türk Danış” (Arbeiterwohlfahrt), Halk Eğitim Merkezi (Volkshochschule) ve Sanayi İşçileri Sendikası (IG-Metall) Genel Merkezi çatısı altında Türkiye’den gelen işçilerle ilgili danışmanlık ve tercümanlık hizmetlerini yürüttü.
Bu arada bir grup arkadaşıyla birlikte Frankfurt Türk Halkevi’nin kurdu (1965).
Bu dönemlerde önce Almanya Komünist Partisi (DKP) ve ardından kardeş örgütü Türkiye Komünist Partisi’yle (TKP) tanıştı. TKP içinde ve bu çizgideki göçmen örgütü FİDEF’te (Federal Almanya İşçi Dernekleri Federasyonu) yer aldı.
Frankfurt’ta Yunanistan, İspanya ve İtalya’dan göçmen işçilerin kurduğu örgütlerin temsilcileriyle “Hessen’deki Yabancı Hemşeriler Girişimi”nin (Initiativausschuss Ausländische Mitbürger in Hessen) kuruluşuna katıldı (1972). Uzun yıllar Hessen eyaletindeki yabancı işçilerin ve ailelerinin yaşam ve çalışma koşullarının, sosyal ve siyasal haklarının iyileştirilmesi için çalışmalarda bulunan girişimin aktif yöneticileri arasında yer aldı.
1972’de halen soyadını taşıdığı üniversiteden arkadaşı Hanns-Helge Schneider’le evlendi, 10 yıl sonra ayrıldılar.
Frankfurt
Üniversitesi’deki Almanya’daki göçmen işçi ailelerindeki çalışmayan
kadınların dil öğrenimi ve sosyal iletişimini konu alan bir proje
kapsamında araştırma görevlisi olarak çalıştıktan (1979-81) sonra,
Frankfurt Yüksek Okulu’nda (Fachhochschule Frankfurt – şimdiki adıyla
Frankfurt Uygulamalı Bilimler Üniversitesi) Türkçe eğitmenliği görevini
üstlendi (1978-82).
Üniversite öğrenimi sırasında ve sonrasında
Frankfurt Halk Eğitim Merkezi’nde (Volkshochschule) ve Frankfurt
Belediyesi Halk Eğitim Dairesi’nde (Amt für Volksbildung) yabancı
işçilerle ilgili birimlerde eğitmen ve danışman olarak çalıştı,
yöneticilik yaptı.
1982 yılından itibaren dünyanın en büyük işçi sendikalarından IG – Metall’in (Sanayi İşçileri Sendikası) genel merkezinde yabancı işçilerle ilgili bölümde sürekli olarak çalışmaya başladı.
DARBEDEN SONRA TÜRKİYE’YE GİDEMEDİ
Bütün bunlara paralel olarak Almanya’daki Türkiye’de demokrasi ve sendikal haklar mücadelesiyle dayanışma çalışmalarına aktif olarak katıldı. Bu nedenle 1971 askeri darbesinden sonra Türkiye’de hakkında siyasi takibat başlatıldı. Hakkındaki soruşturmanın boyutları tam olarak öğrenilemedi, ancak Türkiye’ye gittiğinde tutuklanıp, uzun süreliğine hapse girme tehlikesi vardı. Uzun süre Türkiye’ye gidemedi.
Bu dönemde toplumsal çalışmaları nedeniyle Federal Almanya Cumhurbaşkanlığı tarafından verilen federal liyakat nişanına hak kazanmıştı. Cumhurbaşkanlığı’ndan gelen yazıda nişanın Federal Almanya Anayasası’nın 30’ncu yıldönümü vesilesiyle, 22 Mayıs 1979 tarihinde dönemin başkenti Bonn’da gerçekleştirilecek törende kendisine takdim edileceği bildiriliyordu. Ancak daha sonra yine Cumhurbaşkanlığı’ndan bir yazı daha geldi. İkinci yazıda, bu konuda Türkiye Cumhuriyeti’yle yürütülen uluslararası işlemlerin tamamlanmadığı” gibi garip bir gerekçe gösterilip, özür dileniyor, kendisine resmi tören davetiyesinin bu nedenle gönderilemeyeceği belirtiliyordu. Yazı, bu durumun “ileri bir tarihte telafi edileceği umudu”yla bitiyordu.
Bu garip duruma ilişkin hiç bir resmi bir açıklama olmadı. Ancak bu engellemenin Türkiye’nin sakıncalı gördüğü bir vatandaşının böyle önemli bir nişanı almasına Alman makamları nezdindeki itirazından kaynaklandığı görülüyordu.
Ülkü Schneider Gürkan, daha sonra kendisiyle konuşan Hessen Sosyal İşler Bakanlığı’ndan bir yetkilinin bu tahminleri doğruladığını söylüyor. Wiesbaden’daki bakanlık yetkilisi konuyu Cumhurbaşkanlığı’nın Madalya ve Nişanlar Dairesi Müdürü’yle görüşmüş. Müdürün Wiesbaden’daki yetkiliye anlattıklarına göre, Almanlar önce Türkiye’nin Almanya Büyükelçiliği’ni bu konuda bilgilendirip, törene davet etmişler. Ancak bunun ardından Türk istihbaratı, Almanya’ya “Ülkü Schneider Gürkan’ın bir vatan haini” olduğu gerekçesiyle, Federal Almanya Cumhurbaşkanı tarafından kendisine böyle bir nişan verilmesine Türkiye’nin karşı olduğunu iletmiş. Kendilerinin bu nişanı verecekleri kişileri zaten araştırdıklarını ve haklarında bilgi sahibi olduklarını belirten bakanlık yetkisili, ilk kez böyle bir engellemeyle karşılaştıklarını, ancak bu yüzden işlemleri durdurduklarını kaydetmiş. Sonraki gelişmeler, dönemin başkenti Bonn’da konunun “ileride telafi edilmesi”ne değil, üzerinin kapatılmasına karar verildiğine işaret ediyordu.
PASAPORTUNA EL KONULDU
Bu arada Türkiye’de bir askeri darbe yapıldı (1980). Türkiye’deki anti demokratik rejimin takibatından kaçan çok sayıda muhalif aydın, politikacı, sendikacı, sanatçı başta Almanya olmak üzere Batı Avrupa ülkelerine gittiler.
Türkiye’deki ailesinden gelen haberler Ülkü Schneider-Gürkan hakkındaki takibatın halen devam ettiğini gösteriyordu. Sosyal ve siyasal çalışmalarını bu dönemde de sürdürdü. Daha sonra öğrenildiğine göre Almanya’dan yapılan çok sayıda ihbar nedeniyle hakkında Türkiye’nin çeşitli kentlerinde siyasi soruşturmalar yürütülüyordu.
Daha sonra davet edildiği Türkiye’nin Frankfurt Başkonlosluğu’nda pasaportuna el kondu (26 Kasım 1986). “Eski bir konu nedeniyle pasaportun inceleneceği” açıklamasıyla kendisine üç ay geçerliliği olan bir kimlik belgesi verildi. Resmi olarak bu işlemin “pasaporta el koyma” olmadığı açıklanıyordu, ancak herşey ortadaydı. Benzer şeyler başkalarının başına da gelmişti. Başta çalıştığı IG Metall sendikası olmak üzere sendikalar, siyasi partiler, demokratik kitle örgütleri, dini kuruluşlar ve aydınlar bu durumu protesto etti. Konu, kurucuları arasında kendisinin de yer aldığı “Federal Almanya Cumhuriyeti’ndeki Türkiye Vatandaşlarının Pasaportlarına El Konulmasına Karşı Komite”nin çabalarıyla resmi makamların ve kamuoyunun gündemine getirildi. Ancak bütün bunlardan uzun bir süre sonuç çıkmadı. Bir süre sonra yeniden Türkiye’nin Frankfurt Başkonsolosluğu’na davet edildi ve bu kez pasaportuna el konduğu resmen açıklandı (8 Mayıs 1987). Başkonsolos kendisine Türkiye’de hakkında bir dava açıldığını ve bir ay içinde teslim olmasının istendiğini söyledi. Sözkonusu davanın içeriğine ilişkin sorular ise bu konuda bilgi olmadığı gerekçesiyle yanıtsız bırakıldı.
Artık ne Türkiye pasaportu ne de Türkiye Başkonsolosluğu’ndan verilen pasaport yerine geçebilecek bir belgesi vardı. Resmen “vatansız” konuma düşürülmüştü.
80 yıllar boyunca avukatları aracılığıyla Türkiye’de yürüttüğü hukuk mücadelesi çok uzun bir süre sonra sonuçlandı. Hakkında açılan tüm davalardan beraat etti, pasaportunu geri aldı. Yeniden çok sevdiği ülkesine gidebilmeye, ailesini, arkadaşlarını ziyaret etmeye başlayabilmesi için aradan 20 yıldan daha uzun bir zaman geçmişti (1991).
GECİKEN ONUR MADALYASI
Frankfurt Belediye Sarayı’nın İmparatorlar Salonu’nda düzenlenen bir törenle kendisine 1957 yılından beri yaşamını sürdürdüğü bu kentin en büyük ödülü “Onur Madalyası” verildi (1994). Alman yetkililer bu sırada 1979 yılında kendisine verilmesine karar verilen Federal Liyakat Nişanı’nın Türkiye tarafından engellendiğini ve konuyla ilgili dosyanın bir kenara kaldırılmış olduğunu hatırladılar.
Federal Liyakat Nişanı, bu konuda ilk kararın alınmasından 18 yıl sonra Frankfurt’ta düzenlenen bir törenle kendisine takdim edildi (18 Haziran1997). Ödül töreninde kendisini kutlayanlar arasında Türkiye’nin Frankfurt Başkonsolosu da yer alıyordu.
1998 yılında IG-Metall’daki aktif çalışma yaşamına son vererek, emekliye ayrıldı.
Halen
Frankfurt’ta yaşamını sürdürüyor, artık eskisinden daha sık Türkiye’ye
gidiyor ve orada (özellikle İstanbul ve Çeşme’de) eskisinden daha uzun
süre kalıyor.
Ama esas olarak halen Frankfurt’lu. Buradaki sosyal ve siyasal yaşamın yakından takip ediyor, içinde yer alıyor. Frankfurt Büyük Şehir Belediyesi’nin protokol listesinde yer alıyor. Kentte bulunduğu dönemlerde gerçekleştirilen resmi etkinlik ve törenlere de katılıyor, sivil toplum örgütlerinin düzenlediği protesto etkinliklerine de, kültür sanat aktivitelerine de. Alman Sendikalar Birliği’nin (DGB) ve IG Metall’in sosyal faaliyetlerini aktif olarak takip ediyor.
Çeşitli kurumların sosyal, kültürel ve siyasal projeler geliştirmesine destek veriyor, yol gösteriyor. Halen siyasal takibat altındaki siyasi sürgünlerle dayanışma içinde. Halen mesleki eğitim ya da akademik kariyer yolundaki gençleri desteklemeye devam ediyor.
KONUK LİSTESİ ÇOK UZUN
Her yıl Paskalya Bayramı döneminde yapılan Barış Yürüyüşü’nün ya da 1 Mayıs İşçi Bayramı yürüyüşünün ardından Römer Meydanı’ndaki mitinglere, mücadele arkadaşlarıyla ve gençlerle çevrelenmiş halde katılıyor. Bu mitinglerde onu meydanın bir köşesinde Frankfurt’un o anki Büyükşehir Belediye Başkanı’yla, Alman Sendikalar Birliği’nin (DGB), Metal İşçileri Sendikası’nın (IG Metall) yöneticileriyle, üyeleriyle ya da politikacılarla sohbet ederken görebilirsiniz…

O halen daha demokratik bir Türkiye, Almanya ve dünya için verilen mücadelenin kararlı ve aktif öncülerinden biri olarak yaşamını sürdürüyor.
O’nun
Main nehri kıyısındaki, binlerce kitaplarıyla, plaklarıyla, tabloları
ve çeşitli sanat eserlerini içeren kolleksiyonlarıyla içiçe yaşadığı,
bir müzeyi andıran dairesi Frankfurt’taki bir çok ciddi sosyal, kültürel
siyasal projenin doğduğu ya da geliştirildiği bir düşün merkezidir aynı
zamanda…
Ve de Türkiye’den birçok aydın ve sanatçının Frankfurt’a
her gelişlerinde uğradıkları, bazılarının da konakladıkları bir
mekandır. Bu konukların listesi hayli uzun: Abidin Dino, Aziz Nesin,
Halit Çelenk, Uğur Mumcu ya da Gezi Parkı direnişi sırasında öldürülen
gençlerimizin anneleri… Gazetemizin yazarı Doğan Tılıç ve İsmail Arı
da bu konuklar arasında yer alıyor.
Ülkü Abla’nın Türkiye’de başlayıp, büyük bir bölümü Frankfurt’ta geçen ve halen devam eden yaşam öyküsü ve bu olağanüstü öyküye ilişkin görsel malzemeler, bir süredir bu evin tam karşısındaki Frankfurt Tarih Müzesi’nde kendisine ayrılmış olan özel köşede yer alıyor.
Onu bu akşam misafir eden Frankfurt Felsefe Kulübü’nün mesajıyla noktalıyoruz:
“Frankfurt’un sosyal, siyasal ve kültürel yaşamına 70 yıldır değer katan, bizlere ilham olan Sevgili Ülkü Abla. Sizi tanımak ve sizinle birlikte olmak bizim için büyük bir kıvançtır. İyi ki varsınız. 90’ncı yaş gününüzü kutluyor, size teşekkür ediyoruz.”
Seçtiklerimiz: Gürsel Köksal – BirGün – 25.03.2026

























































