Makaleler

Published on Ocak 30th, 2026

0

Rojava’ya soykırım, herkese soykırımdır | Aziz Tunç


Rojava’da Kürtlere yönelik saldırılar, sadece bir dış politika tercihi değil, içerideki muhalefeti susturmaya ve toplumu sindirmeye yönelik bir soykırım stratejisinin parçasıdır.

Türk devleti, DAİŞ ve HTŞ Kürtlere karşı savaş açmış durumdadırlar. Kürtlerin iradesini kırmak istiyorlar. Bunun için soykırım yapmaya yönelmişlerdir.

Sorunun bu yönü, dünyanın gözü önünde yaşanmaktadır.  

Ancak sorunun gözlerde uzak tutulan bir başka boyutu bulunmaktadır.

Halep’te Kürtlere saldırılar başlamadan önce Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da siyasal-toplumsal ortam nispeten sakindi. Halep saldırılarından sonra Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da baskılar ve saldırılar, dikkat çekici düzeyde yoğunlaştırıldı.

Belirtilen dönem içinde  Rojava’da kardeşlerine yapılan  saldırılara karşı Kürtler, demokratik haklarını kullanarak çeşitli  protesto eylemleri yapmışlar veya yapmak istemişlerdir. Bu eylem ve etkinliklerin hepsine  devletin resmi güçleri saldırmışlardır.

Devletin  bu eylemlere saldırması, sadece fiziki bir saldırı değildir.

Devlet bu saldırılarla demokratik protesto hakkının kullanılmasını suç  ve Kürtleri “potansiyel ve iflah olmaz suçlular topluluğu” olarak etiketlemiş olmaktadır. Böylece Kürtler, soykırımcıların ve katliamcıların hedefi haline getirilmektedir.

Devamında  devlet, televizyonlarda, gazetelerde ve sosyal medya da büyük bir kampanya ile Kürtleri düşmanlaştırmaktadır. Sonra aynı mecralarda Kürtlerin ne kadar büyük kötülükler planladığı gibi esrarengiz ve kışkırtıcı yalanlarla bu düşmanlık körüklenmektedir.

Bu şekilde yaratılan soykırımcı atmosfer, gerci medya araçlarıyla  gerici güruha aktarılmaktadır.

Bunun üzerine devletin başlattığı bu soykırımcı yönelimleri  hareket fişeği gibi algılayan ve yaratılan bu zemini kullanmakla görevli  ırkçı, gerici  unsurlar, harekete geçmekte gecikmezler.

Kürtlere yönelik  nefret söylemini artırarak yaygınlaştırırlar.  Öyle ki ırkçı-gerici zihniyet sahipleri, Kürtleri dünyanın bütün kötülüklerinin kaynağı olarak sunacak kadar ahlaksızlaşabilmektedir.

Böylece sistemli, sürekli ve birbirini tamamlayan bu yaygın ve yoğun yayınlarla katliamcı güruh aktifleştirilmektedir.

Şartlandırılan ve kışkırtılan bu gerici ırkçı güruhun Kürtlere ve Kürtlerin etkinliklerine saldırmasının zemini yaratılmış olmaktadir.  

Türk devletinin bugün içerde yaptığı saldırılar, soykırımcı/katliamcı pratiklerin bu aşamasının yaşandığını düşündürmektedir.

Bu  soykırımcı atmosferin sonucu olarak  Kürtlerin, Alevilerin  ve dostlarının vur emri çıkartılarak öldürülmeleri için alenen çağrılar yapılmıştır, yapılmaktadır.

 Bayrağı indirdiği iddia edilen Diyar Koç adlı Kürt gencine göz altında  görünür şekilde  işkence yapılmıştır. İşkenceciler  hakkında en küçük bir soruşturma yapılmamıştır.  

Tarsus’ta bir Kürt genci silahlı bir saldırıyla katledilmiştir.

 Amed Spor’a yapılan saldırılar, içinde DEM Parti bayrağı çıkan bir aracın tahrip edilmesi, Avrupa’da yapılan etkinliklere silahlı saldırı yapılması ve bu saldırıların Türk devletinin bilgisi ve onayı dahilinde yapılıyor olması, bu kaygıları haklı çıkartan gelişmelerdir.

 Soykırımcı/katliamcı mekanizmanın bundan sonraki adımı, ırkçılıkla, gericilikle zehirlenerek örgütlendirilmiş, teşvik edilmiş ve kışkırtılmış katliamcı güruhun, soykırım ve katliam yapması veya iç savaş çıkartması olacaktır.   

 Bu amaçla kullanılacak güncel bir dizi neden bulunabilir veya yaratılabilir. Bu bir yerde Amed Spor’un bir maçı kazanması olabilir, bir yerde DEM Parti’nin bir açıklaması gerekçe yapılabilir.

 Yapılan soykırım veya katliam, kamuoyuna, kontrol edilemeyen güruhun sözde önlenemeyen icraatı olarak anlatılacaktır.

Halbuki buraya kadar olan sürecin her aşaması devletin ilgili kurumları tarafından planlanmış ve işletilmiş olacaktır.  

Gerçeğin böyle olduğu tersten bir test yapılarak da anlaşılabilir.  

Toplumsal farklılıkların düşmanlık gerekçesi değil, paylaşılması gereken güzellikler olarak kabul edildiği, düşmanlığın ve nefret söyleminin şiddetle cezalandırıldığı, herkesin kendi özgünlüğünü özgürce yaşayabildiği, farklı toplumların birbirlerine olumlu özellikleriyle tanıtıldığı, ortak etkinliklerin oluşturulduğu koşullarda kimsenin kimseye katliamlar ve soykırımlar yapması sözkonusu olmayacaktır.

Ama Türk devleti, kardeşliği değil, düşmanlığı, yani soykırımcılığı tercih etmektedir.

Türk Devleti’nin bu durumu nasıl anlaşılmalıdır?

Birinci olarak bu durum,  devletin temel politikasıdır ve “tek millet, tek din” gibi “tekçi” önermelerle  şekillendirilmiştir.

Bu ırkçı gerici politikalar, dışarıda yayılmacılıkla, içerde faşist baskılarla, ama her iki durumda da katliam ve soykırım uygulamalarıyla hayata geçirilmektedir. O nedenle soykırım ve katliam yapmak, Türk Devleti’nin ırkçı/gerici politikalarının zorunlu sonucudur.  

Dolayısıyla Türk Devleti, varlığını bu politikalara ve bu politikalardan hareketle uyguladığı soykırımlara ve katliamlara borçludur.  Devletin yüz yıllık tarihi, bu uygulamaların sayısız örnekleriyle doludur. 

Bu politika bugün Rojava devrimini boğmak isteyen Türk Devleti’nin çeteleriyle birlikte Rojava’ya saldırmalarına ve soykırım yapmaya yönelmelerine yol açmıştır.

İkinci olarak Türk Devleti, Rojava’da Kürt halkına karşı açtığı savaşı daha elverişli koşullarda sürdürebilmek için iç muhalefeti bastırmak istemektedir. Ancak demokrasi olmadığı için, muhalefeti demokratik yöntemlerle bastıramayan Türk Devleti, katliamlara ve soykırımlara yönelecektir. 

Bu iki gerçeği, yani devletin soykırımcı/katliamcı politikasının stratejik olduğunu ve bu politikayı uygulamak için soykırım ve katliam yapmaktan hiçbir tereddüt duymadığını tespit etmek gerekmektedir.

Bu gerçekler dikkate alındığında Türk Devleti’nin Rojava’da izlediği soykırımcı/katliamcı politikaların benzerini Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da, hatta Güney Kürdistan’dan da   sürdürebileceğini düşünmek kaçınılmaz olmaktadır. 

Bu durumda devletin Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da bir iç savaşa, bu amaçla katliamlara ve soykırım saldırılarına yönelebileceğini hesaba katmak gerekmektedir.

Ayrıca devletin bu tür kanlı- karanlık uygulamalar için illegal askeri güç olarak SADAT’I kurduğu unutmamalıdır. 

Bu tespitlerle yukarıdaki “bu durum nasıl anlaşılmalıdır?”sorusunun cevabının bir kısmı verilmiş olmaktadır. Söz konusu sorunun, eksik kalan “peki devletin ve çetelerin bu planına karşı ne yapmalı?” bölümünün cevabı daha çok önemli ve gereklidir.

Bütün bu gerçeklerden hareketle sayısız katliam ve soykırım yaşamış olan Alevilerin ve bütün demokrasi güçlerinin sürecin bu yönünü de görmeleri hayati önemdedir.

 Bu durumda Aleviler ve bütün demokrasi güçleri, Kürtlerle birlikte Türk devletinin, DAİŞ’in ve HTŞ’nin bu kanlı planlarını bozmak zorundadırlar.

İç savaşın, soykırımların ve katliamların hedefi olmak istemiyorsak veya yarınlarda bir bütün olarak yok edilmek istemiyorsak bugün, DİAŞ/HTŞ ve Türk devletinin bu saldırılarına karşı, kazanma kararlılığıyla sürdürülen direnişte yer almak ve bu direnişi geliştirmek durumundayız.

Kısa süre önce Alevi Analarının ve Pirlerinin bu amaçla yaptıkları açıklama, anlamlı ve değerlidir.  Bu faaliyetlerin çeşitlendirilerek sürdürülmesi gerekmektedir.  Aynı şekilde daha etkili mücadele yöntemlerinin gerekebileceği bilinmeli ve buna karşı hazırlıklı olunmalıdır. Kazanmak için bu şarttır. 

Değil mi ki Baba İshak’ın, Pir Sultan’ın, Kalender Çelebi’nin yolundayız. O zaman onların yaptıkları gibi direnecek ve dahası onların yapamadıklarını yaparak kazanacağız. Çünkü bugün dün değil, kazanmaya mecbur ve mahkûm olduğumuz, “ava gidenin avlandığı” gün olacaktır.  Bu sonucu yaratmak ellerimizdedir. Yeter ki Rojava’da direnenlerin umudunu ve heyecanını kuşanalım.


Aziz Tunç – 30.01.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑