Makaleler

Published on Mart 12th, 2026

0

Rojava’dan Rojhilat’a Kürdistan şafağı ve üçüncü cephe | Arif Çelebi

Emperyalistler Kürtlerin sırtından bir zafer elde etmek istiyor. Kürdistan topraklarını savaşın merkezi haline getirmek istiyor. Kürtler buna izin vermemeli ama hem bulundukları alanlarda devrimci iktidar organları kurmalı hem de İran’ın diğer ezilen halkları ile devrimci birlikler kurmalıdır… Beluç, Ahvaz ve Azeri halklarının bu birliği selamlaması üçüncü cephenin genişleme potansiyelini ortaya koyuyor.

Kürdistan, hiç olmadığı kadar dünya gündeminin merkezinde yer alıyor. Geçtiğimiz yıl Rojava eksenli tartışmalar yürütülürken, bugünlerde ibre Rojhilat (Doğu Kürdistan) üzerine yapılan analizlere kaymış durumda. Kürtler, uzun yıllara yayılan örgütlü mücadeleleri ile ulusal varlık ve kurtuluş ideallerini dört parçada da canlı tutmayı başardılar. Yakın geçmişe kadar kendi içine kapanık ve yerel düzeyde seyreden Kürt ulusal mücadelesi, bugün bu sınırları aşarak uluslararası bir görünürlük kazanmıştır

PARÇALANMIŞLIKTAN BİRLEŞİK ULUSAL BİLİNCE
Dört parçaya bölünmüşlüğün yarattığı fiziksel sınırlar, uzun süre ulusal bilinçte de bir yarılmaya neden oluyordu. Ancak Rojava süreci, bu zihinsel duvarları yıkarak birleşik bir ulusal bilincin dört parçada ete kemiğe bürünmesine hizmet etti. Günümüzde emperyalist güçlerin Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme çabalarında, Kürtleri hesaba katmayan hiçbir politikanın başarı şansı kalmamıştır. Kürtler artık ittifak kurulması, ezilmesi ya da tarafsızlaştırılması gereken, stratejik düzlemde varlığı zorunlu bir güçtür.

Ne emperyalist güçler Kürtleri yedeklemeden alan hakimiyeti kurabilir ne de İran devleti Kürtleri tarafsızlaştırmadan direnişini uzun süre sürdürebilir. Bu denklemde Türk devleti ise yeni bir “Rojava vakası” yaşanmaması adına Rojhilat’daki Kürt birliğini dağıtmanın hesaplarını yapmaktadır.

ŞOVENİZM VE “İŞBİRLİKÇİLİK” YAFTASI
Kürtlerin birleşik bir politik özne olma ihtimali, sömürgeci devletleri paniğe sevk ederken, ezen ulus milliyetçilerinin gerçek şoven mahiyetini de açığa çıkarmaktadır. Özellikle “solcu” veya “ilerici” maskesi takan şovenistler, Kürtlerin ulusal taleplerini “emperyalizmle işbirlikçilik” olarak yaftalayarak itibarsızlaştırmaya çalışmaktadır. Rojhilat’taki altı Kürt partisinin birleşmesiyle zirveye çıkan bu kampanya, Kürt iradesini yok sayan ideolojik bir sömürgeciliğin dışavurumudur

Bu çevrelerin mantığına göre; Türkler, Farslar veya Araplar devlet kurma ve hükmetme hakkına sahipken, Kürtlerin kendi kaderini tayin etme girişimi ise doğrudan “dış güçlerin” bir projesidir. Oysa Kürtler; dilleri yok sayılsa, toprakları sömürgeleştirilse ve soykırımlara maruz kalsalar da ulusal varlıklarını koruyarak kendilerini dünyaya kabul ettirmiş, tarihin en direngen halklarından biri olduklarını kanıtlamışlardır. Şovenistler ve sosyal şovenistleri kudurtan da budur. 

İRAN: BİR HALKLAR HAPİSHANESİ
İran, bugün gerici bir molla rejimi altında ezilen bir halklar hapishanesidir. Kürdistan’ın İran egemenliği altındaki bölümü sömürge statüsüyle yönetilmekte; Kürtlerin yanı sıra Beluç, Azeri ve diğer halklar da sömürgeci boyunduruk altında tutulmaktadır. Vatanları siyasi ve iktisadi ilhak altında olan bir ulusun, bu ilhakı parçalamak ve kendi kaderini tayin etmek için mücadele etmesinden daha doğal bir hak yoktur.
“Bu mücadele emperyalizmin işine yarar” argümanı, emperyalizm karşıtlığından değil, sömürgeci devletin bekasını koruma arzusundan kaynaklanmaktadır. İran rejimi başörtüsü yasağından yola çıkarak ayaklanan kadınları, işçileri ve ezilen halkları da “ajanlıkla” emperyalizmin işbirlikçiliği ile suçlamıştı. Onlar da faşist rejime biat etmeyi “anti-emperyalizm” olarak pazarlamaktaydı. Emperyalizmin İran’a yönelik haksız ve haydutça saldırıları gerçektir; ancak bu durum, Kürtlerin ve Beluçların ve diğer halkların kendi ulusal çıkarları doğrultusunda yürüttükleri mücadeleyi gayrimeşru kılmaz. Sömürgeci boyunduruk altında olanların kendi kaderlerini tayin etme, kendi kendilerini özgür koşullarda yönetme, dil ve kültürlerini özgürce geliştirme hakları vardır. Bu hakları elde etmenin biricik yolu sömürgeci devletin yıkılması ya da mücadelenin basıncı altında devletin taviz vermek zorunda bırakılmasıdır. 

Sanki Kürtler ABD-İsrail saldırısıyla silahlanmış gibi bir hava yaratılıyor, oysa Kürtlerin İran devletine karşı direnişi 19. yüzyıla dayanmaktadır ve bugüne kadar neredeyse kesintisiz biçimde sürmüştür. Bu direniş ve ayaklanmaların hiçbiri dışsal bir kışkırtmanın değil, tarihsel bir haklılığın sonucudur.

1979’da Humeyni Kürtlere karşı kıyım fetvası yayınladığında da Humeyni bir “anti-emperyalist” olarak görülüyordu kimi çevrelerde. Kürtler, kendi topraklarında bir çeşit özerklik istiyordu, yerel meclisler kurmuştu, hepsi bu. “Anti-emperyalist” Humeyni, Kürdistan’ı boydan boya kana buladı. Bugün de “anti-emperyalizm” adına Kürtlerin bir kez daha ezilmesi için var güçleri ile çalışıyorlar. Oysa Kürtlerin derdi belli, ulusal özgürlük istiyorlar, kendi kaderlerini tayin etmek istiyorlar ve bu onların en doğal hakkı. 

EMPERYALİZMİN PLANI VE KÜRTLER
Emperyalizmin amacı ne İran’ı özgürleştirmek ne de ezilen halkların ulusal kurtuluşuna ön ayak olmaktır. ABD ve İsrail’in amacı İran molla rejimini yıkmak ya da rejimi tam teslimiyete zorlamaktır. Bunu başardıklarında İran’ın zenginliklerini yağmalamaya girişeceklerdir. Rejimi yıkmak ya da teslim olmaya zorlamak için bugün Kürtlere ve diğer ezilen ulusların desteğine ihtiyaç duyuyor olabilirler, fakat günün sonunda tıpkı Rojava’da olduğu gibi Kürtleri merkezi bir İran’a kurban edeceklerdir. Emperyalistler, ezilen halkların özgürleştiği bir İran’ı değil, kendi yönetimleri altında birleşik bir İran’ı tercih edeceklerdir, onların bugünkü yönelimi budur. 

Bugünkü molla rejimi teslim olsa dahi, iktidarda kalan güçler, bizzat emperyalistlerin desteği ile Kürdistan’ı yeniden işgale etmeye girişeceklerdir. Yeterince tarihsel tecrübe edindi Kürtler. 

NE EMPERYALİZM NE SÖMÜRGECİ REJİM: DEVRİMCİ ÜÇÜNCÜ CEPHE
Söz konusu ulusal kurtuluş olunca emperyalizme en çok karşı çıkması gereken Kürtlerdir. Onların vatanı emperyalistlerin onayı ile parçalandı ve bugüne kadar onlar izin verdiği için Kürtler üzerindeki sömürgeci boyunduruk devam etti. Buradan yola çıkarak Kürtler emperyalistlere karşı kendilerini sömürgeci boyunduruk altında tutan devletlerle “kardeşleşsinler” denebilir mi? Kürt düşmanı, işçi sınıfı düşmanı sömürgeci güçle neden ittifak kursunlar? Vatan için mi? Kürtler, onları kendi topraklarında vatansız bırakan, yeraltı ve yer üstü zenginliklerini yağmalayarak onları yoksulluğa, cehalete mahkûm edenlerin vatanını neden savunsunlar? 

Üçüncü cephe, tam da budur. Ne emperyalist saldırganlar ne de gerici molla rejimi. Bize gerekli olan ezilenlerin, işçilerin, kadınların devrimci cephesidir. Bu cephe inşa edildiğinde karşı devrimci cepheler sizi dikkate almak zorunda kalır, sizi yedeklemek, ezmek ya da tarafsızlaştırmak için hareket geçer. Siz de onlar arasındaki çelişkilerden, ortaya çıkan boşluklardan faydalanarak cepheyi genişletmeye, alan ve mevzi kazanmaya çalışırsınız.

OTORİTE BOŞLUĞUNDAN FAYDALANMA 
Emperyalistlerin kendi aralarındaki çelişkiler, ya da emperyalist devletlerle gerici başka devletler arasındaki çelişkiler, devrimci kuvvetler için kimi zaman daha uygun mücadele zemini yaratır. Gerici güçlerin birbiriyle çatışmasından doğan güç boşluğunu ulusal kurtuluşçular gibi sınıf mücadelesi yürütenler de doldurmak için harekete geçebilir ve geçmelidir de. 1870-71’de Almanya Paris’i kuşattığında Fransız hükümeti Paris’i bırakıp kaçtı. Ortaya çıkan güç boşluğunu Komünarlar doldurdu. Rusya’da demokratik devrim tam da böyle gerçekleşmedi mi? 1. Emperyalist paylaşım savaşında zayıflayan Rusya’da halk Çarı kurtarmaya girişmek yerine onu devirdi. 1945’den önce Alman yanlısı İran’ın denetim altına alınması için İngiliz ve SSCB birlikleri İran’ın bazı bölümlerini işgal etti. Ortaya çıkan devlet otoritesi boşluğunu Güney Azerbaycanlılar ve Kürtler iki cumhuriyet kurarak doldurdu. Suriye’de politik İslamcılar emperyalizmin desteğinde birçok yeri ele geçirince Şam kuvvetleri bazı yerlerden çekilmek zorunda kaldı. Kürtler politik İslamcılara karşı iktidar organlarını inşa ederek Rojava devrimini bu boşlukta gerçekleştirdi. 

Devrim, ulusal kurtuluş; örgütlenme, mücadele ve fırsatla gelir. Devrimciler, ulusal kurtuluşçular iki güçten birinden yana olmak ya da tarafsız kalmak zorunda değil. Kendi kurtuluş yollarını, kendi güçlerine güvenerek açarlar, açmalıdırlar. Bugün Rojhilat’da da olması gereken bu. Emperyalistler Kürtlerin sırtından bir zafer elde etmek istiyor. Kürdistan topraklarını savaşın merkezi haline getirmek istiyor. Kürtler buna izin vermemeli ama hem bulundukları alanlarda devrimci iktidar organları kurmalı hem de İran’ın diğer ezilen halkları ile devrimci birlikler kurmalıdır. Kürtler, İran işçi ve emekçi sınıfları ile de devrimci demokratik ittifak içinde olmalıdır. Kürtler, kısa değil uzun vadeli düşünmelidir. Emperyalizme asla güvenmemeli ama ortaya çıkan olanakları da değerlendirmeyi başarmalıdır. Rojhilat’daki beş partinin siyasal ittifakına Komala’nın eklenmesi bu bakımdan büyük öneme sahiptir. Beluç, Ahvaz ve Azeri halklarının bu birliği selamlaması üçüncü cephenin genişleme potansiyelini ortaya koyuyor. Ezilenlerin örgütlenmesi ve cepheleştirilmesi emperyalistlerin çözümü yerine devrimci çözümün yolunu açar. Türk devleti İran’daki Azeri ve Türkmenleri Kürtlere karşı örgütlemek ve harekete geçirmek için büyük çaba harcıyor. Ezilen halkların mücadele cephesinin örülmesi sömürgeci Türk devletinin Kürt düşmanı politikasını boşa çıkarmak için de çok önemlidir. 

Ortaya çıkan devrimci fırsatları değerlendirme cesareti olmadan nasıl devrimci kurtuluş ya da ulusal kurtuluş gerçekleştirilebilir. Aksi bir yaklaşım devrimci iradeyi, devrimci hamleyi, devrimi için fırsat kollamayı gereksiz görür ve sonuçta iradesizlikten çürür, bu tür bir bakış açısı tarihe ders bırakmaz, tarihte hiçleşir. Gerici güçler arasında çelişkilerden faydalanarak yol açmak gerektiği fikrinden uzaklaşmak pasifizmi örgütlemekten başka işe yaramaz. 


Seçtiklerimiz: Arif Çelebi – ETHA – 12.03.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑