Reddin ve hakikatin gücü: Migros depo işçileri | Volkan Yaraşır

Türkiye gerçek manada bir işçi cehennemine dönüşüyor. Cehennem kavramı teolojik bir tanımlama olsa da dünyada ki biçimi alışı ancak böyle bir şey olur. Biz, kapitalizmin kanlı tarihinden bu cehennemi tanıyoruz aslında… Türkiye’de her kapitalist ülke gibi bu kanlı tarihin aktüel bir parçasına dönüşmüş durumda…
Söylediklerimiz bir abartı değil, sadece eylemler içinde konuşan işçi arkadaşlarımıza kulak vermeniz yeterli.
Bir hakikati dile getiriyorlar; sermayenin işçiyi nasıl bir kuşatma içine aldığı onu yaşayan ölüye çevirdiği, stratejik olarak değersizleştirdiğini anlatıyor işçi arkadaşlarımız.
Dün Tuzla tersane işçilerinde, kot taşlama ve üçüncü havalimanı işçilerinde gördüğümüz şeyleri bugün moto kuryelerde, enerji işçilerinde, öğretmenlerde, tekstil işçilerinde görüyoruz. Yalın ama yıkıcı gerçeklikler bunlar.
Sermaye için işçiler bir nesneler yığını, eşya, şey hatta bir böcek. Sermaye işçi sınıfın muhtaç ederek, kendini değersiz hissettirerek ve stratejik olarak örgütsüzleştirerek düzenini sürdürüyor. Kapitalist devlet bu düzenin ve sermayenin birikiminin güvenliğini sağlamakla mükellef. Varlığı buna yarıyor.
Depo işçileri bu düzenin bütün karmaşık ağını on günlük bir pratik içinde deşifre ettiler. Bir hakikat taşıyıcısı oldular. Düzenin/kapitalist sistemin bütün kokuşmuşluğu, sendikalar dahil çürümüşlüğünü, pespayeliğini açığa çıkardılar. Aynı zamanda umudu, kardeşliği, inadı, özgürlük ve adalet duygusunu yaşattılar.
Depo işçileri iki dünyayı ortaya koydular: Birisi ışık ve gölge oyunu içindeki canavarları, rantı, asalaklığı, kalleşliği,kibri temsil ediyor, diğeri işçi sınıfı ve emekçilerin kardeşliğini, diğerkamlığını ve geleceği gösteriyor…
DGD-SEN başkanı Neslihan arkadaşın dediği gibi “bizim gerçekliğimiz Türkiye işçi sınıfının gerçekliği, bizim kazanmamız tüm emekçilerin kazanması anlamına gelir” sözleri boşuna değil. Hakikatin dile getirilişidir.
Aslında sınıflar mücadelesinin bazı eşiklerinde çelişkiler kristalize olur ve bu kristalizasyondan o dönemin bütün karakterini, eğilimlerini, güç ilişkilerini, sınıfsal çatışkılarını okuyabilirsiniz. Migros depo işçileri eylemleri ve direnişleriyle bu kristalizasyonu yarattı. Muhteşem bir iş yaptılar.
Bu aynı zamanda reddin gücünü ortaya koymaktır. İşçi sınıfının ontolojisinde saklı olan bu yön, kavganın içinde ortaya çıkar ve bir reddetme ve direniş kültürü yaratır.
DEPO İŞÇİLERİ VE GANDİ. GANDİ NE YAPMIŞTI?
Depo işçilerinin direnişleri ve kararlılıkları toplumsal mücadeleler tarihinde silinmez iz bırakan Gandi’nin pratiklerini akla getiriyor.
Gandi sivil itaatsizlik üzerinden kurduğu direnişlerle İngiliz sömürgeciliğini Hindistan’dan söküp atan ve aşağılanmış ve kastlarla parçalanmış Hint halkını mobilize etmeyi başaran biridir. Hindistan’da sömürgeciliğin ve onun kibrinin kast sistemine dayandığını fark eden Gandi, sömürgeci sistemin acıyan yerine vurarak yani kast sistemini çökerterek Hindistan’ın bağımsızlığı sağlamıştır. Gandi’nin pasif direniş anlayışında iki önemli kavram ve felsefi yöntem vardır. Birincisi Satyagraha yani hakikatin gücü. Bu güçle Gandi, toplumun en alt kastlarını, insan bile kabul edilmeyenleri yani “Dokunulmazları” örgütleyerek harekete geçirmiştir. İkincisi sömürgecilerden gelecek her düzeydeki şiddete karşı Ahlaki üstünlük kurma. Ve iki olgu direnişi sürekli kılmanın aracına dönüşmüştür. Moral üstünlüğün yayılabilmesini ve kitlerin yaptığı şeye inanmalarını sağlamıştır.
Depo işçileri fiili direniş ve eylemleriyle hem hakikatin gücünü gösterdiler, hem de ahlaki üstünlüklerini sergilediler.
UMUT, ÖFKE KADAR GELECEK TASAVVURUNUN KAYNAĞIDIR
Direnişçi işçiler, DGD-SEN ve UMUT-SEN’li devrimciler bana göre üç büyük şey yaptılar ve yapmaya devam ediyorlar. En başta adlarından belli olduğu gibi sınıf mücadelesi içinde umut ve öfkenin diyalektiğini kurmayı başardılar.
Bir: Herkese, dosta düşmana, hakikatin gücünü gösterdiler. Hakikate yaslandılar. Bugün Türkiye kamuoyu burjuva düzenin bütün aparatlarını, sermayenin kibrini ve öjenikliğini çıplak bir şekilde görüyorsa, bu düzenin başta sarı sendikalar olmak üzere kartelin, kartel rejimin parçası olduğunu anladıysa sıradan depo işçilerin bir hakikat elçisi olmalarından dolayıdır. İşçi sınıfı ve eylemleri böyle bir şeydir aslında. Pratiğin içinde hakikati ve hakikatin katmanlarını açığa çıkarır.
İkincisi, reddin gücüdür. Reddetme bir mana ve anlam dünyası kurmaktır. Aktüel kapitalizmin, ister dijital kapitalizm deyin en büyük başarısı insanların anlam dünyalarını yok etmesidir. Sürekli tüketme arzusu yaratarak ve bu arzuyu her an yeniden inşa ederek ya da arzu imal ederek insanı zavallılaştıran bu sistemle, ancak reddedilerek baş edilebilir. Reddetme aynı zamanda bir mana dünyası kurma ve örgütlenmenin mayasıdır. Depo işçileri bunu her gün gösteriyorlar ve bu gücün kudretini herkese hissettiriyorlar.
MİGROS DEPO İŞÇİLERİ AHLAKİ ÜSTÜNLÜKLE HAREKET EDİYOR
Geliyoruz üçüncüsüne ahlaki üstünlük. Her mücadele ve savaşın içinde gerçek galip ve geleceğe umut tohumları bırakan ahlaki üstünlüktür.
Başaran arkadaşın, Neslihan arkadaşın ve adını bilmediğim diğer işçi arkadaşların konuşmalarını dinlediğinizde size “helal olsun” dedirten işte bu noktadır. Kapitalist devlet ve sermayenin örgütlü gücüne karşı zayıfların, fakirin, yoksulun, sınıfın ayağa kalkışı tekrar kavgaya tutuşması nedeni budur. Her söze güç veren, mana derinliği kazandıran, öfkeyi açığa çıkaran, söz ve eylemi birleştiren bu üstünlüktür.
Bu üstünlük sermayenin kibrini, burjuvazinin işçi sınıfından nefretini ortaya koyduğu gibi lümpen ve kumarcı sendikacılarından, gazetecilere, bürokratlarına kadar bu düzenin çürümüşlüğünü ve dikiş tutmadığını ve bir karteli gösterip alenileştirmektedir.
Bu üstünlük paranın imparatorluğuna ve onun yarattığı soysuzluğa karşı, dayanışma ve kardeşliğin ve güzelliğin üstünlüğüdür.
Migros depo işçileri reddetmeleriyle, hakikatin gücünü göstermeleriyle ve ahlaki üstünlükleriyle artık yenilmez bir güçtür. Direniş nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın zafer direnen depo işçilerinin, işçi sınıfındır. Dün Greif direnişinde, Üçüncü havalimanı işçilerinde, tersane işçilerinde olduğu gibi…
Son sözü cehennemden bahsettiğimizden dolayı Said Nursi’ye bırakalım: “ Zalimler için yaşasın cehennem..!”
Seçtiklerimiz: Volkan Yaraşır – umut-sen -05.02.2026
























































