Kürtlere saldırı Alevilere saldırıdır | Aziz Tunç
Ülkemizde ve Ortadoğu’da hakkında en çok konuşulan toplumsal kesimlerden birisi Kürtlerse bir diğeri de Alevilerdir.
Aleviler hakkında bu kadar çok konuşulması boşuna değildir. Çünkü Aleviler toplumsal siyasal hayatın karşısında edilgen bir toplum değildirler.
Alevi toplumu ve kurumları, Türkiye’nin, Kürdistan’ın ve Ortadoğu’nun özgürlük, eşitlik ve adalet gibi toplumsal- siyasal konularda, refleksleri en gelişmiş, en duyarlı, en ilgili, en etkin ve en müdahil toplumsal kesimdir. Daha önemlisi bu konuların hepsine dair ciddi bir mücadele tecrübesi ve birikimi olan bir toplumdur.
Bu durum, Alevilerin egemen sistemin sahiplerinin gözünde düşman olarak görülmelerine yol açmaktadır. Sistemlerin ve devletlerin sahiplerinin Alevilere kin ve nefretle yaklaşmalarının nedeni budur.
Devletlerin Alevilere yönelik geliştirdiği bu düşmanlık ve saldırılar, genel olarak Alevileri geriletmemiş, tam tersine daha çok politikleştirmiş, daha çok direnişçi olmuştur. Alevilerin teslim olmamaları Alevilere yönelik saldırıların daha çok yoğunlaşmasına yol açmıştır, açmaktadır
Ancak Aleviler, önlerine çıkmış olan bu sosyo- politik gerçekliğe uygun bir örgütlülük ve buna uygun mücadele süreci geliştirebilmiş değillerdir.
Gerçekliğin böyle olduğu son on gündür, Suriye’de Kürtlere yönelik soykırım amaçlı savaşta görülebilmektedir. Bilindiği gibi Türk devleti, HTŞ, DAİŞ ve EL- KAİDE çeteleri aracılığıyla Kürtlere karşı bir savaş sürdürmektedir. Her ne kadar bu yazı yazılırken ateşkes ilan edilerek savaşın ateşi azalmışsa da saldırgan güçlerin savaş niyeti ve gerekçesi değişmemiştir. Dolayısıyla savaşın tekrardan başlama ihtimali ortadan kalkmamıştır.
Bugün Suriye’de Türk devleti tarafında ABD’nin ve İsrail’in icazetiyle HTŞ ve DAİŞ çetelerinin eliyle Kürtlere yapılan soykırım saldırlarına karşı Alevilerin ortaya koyduğu tepki son derece değerli ve anlamlıdır. Ancak bu tepki, ihtiyaca ve gerçekliğe uygun değildir.
Kürtlere yönelik olarak sürdürülen bu varlık yokluk savaşında
Alevilerin daha güçlü ve pozitif sonuç almayı kolaylaştıracak düzeyde bir tepki geliştirmeleri gerekmektedir.
Böyle bir tepkinin geliştirilmesi, özgürlük, eşit yurttaşlık ve demokratik bir devlet sistemi isteyen Alevilerin, taleplerinin zorunlu gereğidir. Çünkü bir sistem olarak demokrasi gerçekleşmeden Alevilerin en sıradan hakları bile gerçekleşmeyecektir. Dolayısıyla Aleviler açısında sorun sadece demokratik bir talebin kabul edilmesinden ibaret değildir. Daha önemlisi bu soykırım saldırlarına karşı çıkmak, Aleviliğin ve Alevilerin geleceğini savunmak açısında son derece gereklidir.
Dolayısıyla Alevilerin bu gerçekliğe uygun bir karşı duruş geliştirmeleri, demokrasi mücadelesinin sadece kitle gücü değil, doğrudan ve asli örgütleyicisi ve yürütücüsü olmaları, sürecin karekterinin gereği ve ihtiyacıdır.
Bunun tam karşılığı Alevilerin, Kürtlerin Suriye’de ve Türkiye’de sürdürdükleri özgürlük, barış ve demokrasi mücadelesinin, yardımcıları değil, asli öznesi olmalarıdır. Çünkü Kürtler, her şeyden önce barışın ve demokrasinin gerçekleşmesini istemekte, bunun için Alevilerin ve demokrasinin en büyük düşmanları olan İŞİD, DAİŞ ve HTŞ zihniyetine karşı mücadele etmektedirler. Kürtlerin bu faşist çetelere karşı mücadelesi, tam da Alevilerin mücadelesidir. Çünkü bu eli kanlı katil çeteler, egemen oldukları yerlerde ve güç oldukları ölçülerde Alevilere ve Aleviliğe yaşam hakkı tanımayacaklardır.
Alevilerin bu gerçeği iyi görmeleri ve bunun için belirtildiği gibi bu mücadelenin eli öznesi olmaları, bir tercih değil, bir zorunluluktur.
Ayrıca Kürtler bugün Emevîlere karşı mücadele eden Eba Müslüm’ün, Selçuklulara karşı mücadele eden Baba İshak’ın Osmanlıya karşı mücadele den Kalender Çelebi’nin yürüttüğü mücadeleyi yürütmektedirler. Yani bugün sürdürülen mücadelenin tarihsel bağlantıları da Alevilerle Kürtlerin birlikte hareket etmelerini gerektirmektedir.
İçinde bulunduğumuz coğrafyanın siyasal yapılanmasına yakından bakıldığında söylenmek istene daha net anlaşılacaktır. Bu coğrafyada İran’da Alevilerin düşmanı olan mollaların yönettiği bir rejim bulunmaktadır. Suriye’de yine Alevi düşmanı DAİŞ/HTŞ/EL- KAİDE çeteleri yönetimi gasp etmiş bulunuyorlar. Türkiye’de aynı Alevi düşmanı zihniyetin iktidarda olduğu açıktır.
Alevi düşmanı devletlerin hâkim olduğu bu bölgede Alevilerin haklarını kabul eden ve savunan tek siyasal sistem, halkların ve inançların özgürlüğüne dayanan Rojava’daki sistemdir. Ayrıca Suriye’de ve Türkiye’de demokratik Kürt siyaseti, Alevilerin özgürlüklerini ve haklarını tartışmasız kabul etmekte savunmaktadır.
Belirtilen bu nedenler de Alevilerin sürdürülen bu mücadelede asli bir güç olarak rol oynamaları kaçınılmaz olmaktadır.
Aleviler önlerine çıkan bu tarihi görevden uzak duramaz, daha edilgen eylem biçimleriyle yaşanan savaşa, baskı ve saldırılara karşı, çıkmakla yetinemezler. Günün görevi daha fazlasını gerektirmektedir.
Aleviler, başta Türkiye ve Kürdistan olmak üzere yaşadıkları coğrafyanın demokratikleşmesini sağlamak için daha etkili bir rol üstlenebilirler. Bu amaçla devlet kaynaklı saldırılara manipülasyonlara aldırmadan daha pratik ve sonuç alıcı girişimlerin öncülüğünü yapmaya çalışabilirler. Mesela Türk devletinin çeteleriyle birlikte Kürtlere karşı sürdürdüğü savaşa karşı Kürtlerle birlikte mücadele edebilir, yaptıkları eylem ve etkinlikleri ortaklaştırabilirler. Çünkü bu savaş, belirtildiği gibi aynı zamanda Alevilere ve Aleviliğe karşı bir savaştır. Yaşanan savaşa ve saldırlara karşı birçok eylemi ve etkinliği örgütleyebilen Alevilerin böyle bir sorumluluğun üstesinde gelecek güç, irade ve imkana sahip olduğu bilinmelidir.
Bütün mesele mevcut güç ve enerjinin doğru yönde kanalize edilmesinin sağlanmasıdır. Aynı şekilde Aleviler olarak bölgenin ve ülkenin yönetimini gasp etmiş olan DAİŞ, HTŞ, EL- KAİDE ve aynı zihniyeti taşıyan güçlerin zorbalıklarından kurtulmak için, aynı amaçla mücadele eden güçlerle birlikte olmanın yolları bulunmalıdır.
Dahası gerici faşist güçlere karşı mücadele, daha uygun araçlarla yapılacak şekilde düzenlemeler yapılmalıdır.
Alevilerin somut olarak Kürtlerle, Dürzilerle ve bütün demokrasi güçleriyle birlikte hareket etmesi zorunludur. Ve etkili mücadele yöntemlerini kullanılabildiği bir strateji geliştirmeleri gerekmektedir. Alevilerin ve Alevi kurumlarının mücadele birikimi, gücü ve bilinci bunu yapmaya ve demokrasiyi kazanmaya uygundur.
Aziz Tunç – 21.01.2026
























































