Makaleler

Published on Mart 20th, 2026

0

Kürtlere akıl dersi verme yarışması | Mehmed S. Kaya


Bilim insanları, halkı bilgilendirmek amacıyla kamuoyu tartışmalarına katılmaya sıklıkla teşvik edilirler. Ayrıca bilgi birikimlerini kullanarak yanlış bilgileri düzeltme görevleri de üstlenirler. Ancak çok sık karşılaştığımız bir durum şu ki, Türk bilim insanları tarafsız uzman rolü ile yurttaş rolü arasındaki dengeye saygı göstermiyorlar. Bir örnek;

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarından sonra, Başkan Donald Trump’ın İran ve Irak’taki Kürt liderlerle yaptığı telefon görüşmelerinde, Kürt güçlerinin İran rejimine karşı savaşa olası destek çağrısında bulunmasının ardından, Türkiye’de hararetli ve Türk tarzı bir tartışma başladı. Türk tarzı tartışmanın ne olduğunu sorarsanız, tipik bir sömürgeci zihniyetle şekillendiğini; yani çok kibirli, aşağılayıcı, tehditlerle dolu emirler içeren, tek taraflı Türk etnik çıkarlarına hizmet etmeyi amaçlayan bir tartışma olduğunu iddia ederim. Bu bakış açısıyla Kürtlere akıl verme yarışına başladılar. Yarışmaya Türk medyasının sıkça kullandığı profesör Deniz Ülke Kaynak (Arıboğan) da katıldı ve bir TV kanalında Kürtlere doğrudan hitaben aynen şöyle dedi: «Onursuz milletler gidip başka devletler arkasına takılıp devlet kurmaya teşebbüs etmek onursuzluktur. Kürtler, bu şekilde devlet kurmaya teşebbüs etseler bile başta Türkler olmak üzere Ortadoğu’nun milletleri böyle bir devlet kurmaya prim vermezler ve yaşatmazlar». (Yanlış formülasyon Ülke Kaynak’a aittir). Peki, Mustafa Kemal’in Kürtlere özerklik sözü verip cumhuriyeti kurduktan sonra sözünden dönmesi onurlu bir davranış mıydı?

Ülke Kaynak, akademik kimliği sayesinde konuşuyor. Akademik uzmanlık genellikle güvenilir bilimsel bilgi olarak algılanır. Peki, onun açıklamaları bilimsel kriterlere uygun mu? Hayır!

Ülke Kaynak’ın açıklaması kaba Türk milliyetçiliğine dayanıyor ve ırkçılığa yakın bir yaklaşım içeriyor. Konuyu bir bilim insanı olarak ele alırsanız, ideolojik yaklaşımlardan vazgeçip objektif olmayı tercih edersiniz. Ülke Kaynak’ın yaklaşımıyla tanımlarsak, hiçbir ezilen millet diğer devletlerle işbirliği yapmamalıdır. Bunun sebebi, onun ırkçı, milliyetçi ve baskın bir cenahtan olmanın verdiği ırksal üstünlük anlayışıdır.

Ülke Kaynak, eğitiminin bir kısmını Batı’da almış ve diğer konuların yanı sıra “terörizm” kavramı üzerine araştırmalar yapmıştır. O, Batılı akademisyenlerin aksine, Rusya, Çin, İran, Mısır gibi totaliter devletlerin tanımlarıyla aynı olan Türk devletinin terörizm tanımını savunmuştur.

Bu durum, Ülke Kaynak’ın resmi ideolojinin ötesine geçmediğini göstermektedir. Resmi ideolojiye karşı tarafsız bir duruş sergilemek ve ona eleştirel bir yaklaşım benimsemek, bilimselliğin iki temel kriteridir. Ancak o, bu kriterleri yerine getirmemiştir. Dolayısıyla eleştirel düşünme ve tarafsızlık gibi bilimsel kriterlerden çok uzaktır.

Türkiye’de bu sınıfta çok sayıda sözde bilim insanı var. Bunlardan biri de geçen hafta vefat eden ve büyük bir tarihçi olarak abartılı bir şekilde övülen İlber Ortaylı. O da bilimsel kriterleri yerine getirmedi; resmi tarihe karşı tarafsız bir pozisyon almadı, resmi tarih görüşüne eleştirel bir yaklaşım sergilemedi ve tüm meslek hayatını Mustafa Kemal’in diktatörlüğünü süslemekle geçirdi.

Kürtler, kendilerini en kötü şekilde baskı altına alan devletlerden gelen tavsiyelere neden kulak vermek zorunda kalsınlar ki? Bu aşağılayıcı muamele sonucunda Kürtlerin davranışları sömürgeciler tarafından aptalca, sapkın veya çılgınca görünse bile, Kürtlerin özgürlükleri için savaşmak temel haklarıdır. Tarihsel deneyim göstermiştir ki, Türkler için doğru ve akıllıca olan şey, Kürtler için yeterli bir koruma nedeni değildir. Kürtlerin bir şeyi yapmaya veya yapmaktan kaçınmaya zorlanmasının, bunun onlar için daha iyi olacağı, Kürtleri daha mutlu edeceği veya başkalarına göre akıllıca ya da doğru olacağı gerekçesiyle haklı gösterilemez.

Türk kışkırtıcı propaganda; onurlu, onursuz Kürtler ayrımı

İki insan grubu arasındaki ilişkileri düzenlemenin temel klasik ilkelerinden biri, birbirlerinin eylem özgürlüğüne müdahale etmemektir. Eğer bir müdahale olursa, her grubun kendini savunma hakkı doğar. Deniz Ülke Kaynak’ın «onursuz milletler gidip başka devletler arkasına takılıp devlet kurmaya teşebbüs etmek onursuzluktur» ifadesi hadsiz ve inciticidir.

Türk kışkırtıcı propagandasını şu şekilde okumak mümkündür: Onurlu ve onursuz Kürtler arasında ayrım yapmak. Ülke Kaynak’a ve onunla aynı fikirde olanlara göre, Türklerin çıkarlarına hizmet eden Kürtler onurludur. Türklerin çıkarlarına hizmet etmeyenler ise onursuzdur. Bir halkı onursuzlukla itham etmek düpedüz alçaklıktır.

Konular hakkında derin fikir ayrılıklarımız olabilir, ancak akademide veya sıkça izlediğim İskandinav TV kanallarında herhangi bir etnik grubun onursuz olmakla veya beceriksizlikle suçlandığını henüz duymadım. Zorlu tartışmalarda bile büyük ölçüde saygı gösterildiğini deneyimledim.

Ve ayrıca Ülke Kaynak, tarih bilgisinden yoksundur. Hatırlatayım; bir sürü millet dış ülkelerin yardımı ile özerkliğini elde etti. Örneğin yakın tarihte Bosna Hersek ve Kosova, ABD ve NATO’nun yardımıyla bağımsızlıklarını kazandılar. Bangladeş, Hindistan’ın desteği ile Pakistan’dan bağımsızlığını kazandı. Daha geriye gitsek tüm Arap ülkeleri İngilizlerin yardımı ile Osmanlı’yı topraklarından kovdu.

Ayrıca Kürtlerin diğer ülkelerden silah desteği almasının onursuzluk olduğunu düşünüyorsanız, aynaya bakmanız gerekiyor. Türkiye, PKK ile mücadele için modern NATO silahları (Alman Leopard tankları, ABD F-16, İsrail yapımı insansız hava araçları vesaire) aldı ve hâlen alıyor. Türkler için onurlu olan şey neden Kürtler için onursuz olsun ki?

İdeolojik güdümlü bilim

Birçok Türk akademisyen gibi, Deniz Ülke Kaynak’ın da Kemalist-milliyetçi inançları bilimsel inançlarla birleştirmesi sorunludur. Bu da tipik Türk tarzıdır. Türkiye’de sosyal ve siyasal bilimlerin tarafsız olmadığını biliyoruz. Mustafa Kemal’den günümüze kadar bilimin ideolojik olarak kontrol edildiğini de biliyoruz. Bir hatırlatma daha;

Mustafa Kemal, İstanbul’daki Darülfünun’da (İstanbul Üniversitesi) 1923’te profesörler ve aydınlarla yaptığı toplantıda, bilimin Türk millî bilincine ve çıkarlarına hizmet etmesi gerektiğini vurguladı. Kemal’in talimatları, ideolojik hedefleri, özellikle de Türk milliyetçiliğini meşrulaştırmak için kullanıldı. Kemal bu hamle ile bilimi değersiz hâle getirmiştir. Çünkü bilim siyasi bir araç olarak kullanıldı ve bundan dolayı saygınlığını yitirmiş oldu. Bu nedenle Türkiye’nin geleneksel politikasının nerede olursa olsun Kürt halkının haklarına karşı çıkma üzerine kurulu olduğu gibi, ürettikleri bilim de bu amaca hizmet edecek mantık hâkimdir.

İsmet İnönü Mustafa Kemal’i yalanladı

Kürtleri aşağılama ifadeleri yeni bir şey değil. On yıllardır Türkiye’deki birçok kesim Kürtleri «emperyalizmin uşağı» olmakla suçluyor. Aşağılayıcı ve kışkırtıcı ifadelerin hiçbir değeri yoktur. Mustafa Kemal, Şeyh Said’i İngilizlerle işbirliği yapmakla suçlayıp ve bunu aynı zamanda idam gerekçesi yapmıştı. Ancak İsmet İnönü daha sonra anılarında Şeyh Said’in İngilizlerle işbirliği yaptığına dair hiçbir iz bulamadıklarını yazdı.

Türk akademisyenlerin kendilerine sorması gereken soru şu olmalı: Kemalistlerden miras aldıkları resmi tarih anlayışı, bazı tarihî “gerçekleri” günümüz toplumuna aktarmada doğru muydu?

Kürtler stratejik tuzaklara karşı sürekli tetikte olmalıdır

Devlet Bahçeli’nin İran Kürtleri hakkındaki açıklamaları Ülke Kaynak’ın farklı bir versiyonu mu? Bahçeli şöyle dedi: “Kürt kardeşlerim satılık değil, kiralık değil, suikastçı değil.” Benim okumam, bu açıklamaların iyi niyetli olmadığı yönünde. AKP’den gelen son açıklama varsayımımı güçlendiriyor. AKP sözcüsü Ömer Çelik, İran’daki bazı Kürt partilerinin İsrail ile bağlantılı olduğu iddialarından endişe duyuyor. Bunların Kürtleri temsil etmediğini iddia ediyor.

Bu açıklamaların gizli bir ortak mantığı var; Kürtlerin kendi müttefiklerini seçme hakkına sahip olmadığı, Kürtlerin kiminle işbirliği yapacağına Türkiye’nin karar verdiği ima ediliyor. Açıklamaların bir diğer amacı ise Kürtleri Türk devletine hizmet eden/etmeyen olarak bölmektir. Kürtler, siyasi müttefik olarak kimi seçeceklerine kendileri karar verirler, sen değil Ömer Çelik. Sömürgeci güçler Kürtlerin kiminle işbirliği yapması gerektiğine karar veremez. Bu tür bir kibire son vermelidirler. Aynı zamanda “Kürt kardeşlerimiz” ifadesini kullanıyorlar. Bence çok sayıda Türk siyasetçi ahlak felsefesi okumalı.

Ne yazık ki tuzaklar açıkça siyasetin bir parçası hâline geldi. Kürtler, siyasi süreçlerde neyin ilham verici, neyin tuzak olduğu konusunda tartışmalıdır. Eleştirel bir yaklaşıma sahip olmaları gerekiyor.

Yine, «toprak bütünlüğü» bahanesi

Ömer Çelik bu kez Kürtleri İran’ın toprak bütünlüğünden ve egemenliğinden uzak durmaları konusunda uyardı. İran’ın toprak bütünlüğü şimdiye dek farklı etnik gruplar için bir hapishane imparatorluğu işlevi görmüştür. Bu hiç de şaşırtıcı değil çünkü Türkiye kendi kurduğu baskıcı imparatorluğun devam etmesini istiyor. Türkiye ve İran şu ortak özelliklere sahip; İran’da Farslar diğer etnik gruplara egemenliklerini dayatıyorlar, Fars olmayan topraklara hükmetme hakkına sahip olduklarını iddia ediyorlar. Türkiye de Türk olmayan etnik gruplara, örneğin Kürtlere, Türk egemenliğini dayatıyor ve Kürt topraklarına hükmetme hakkına sahip olduklarını iddia ediyor.

Bu nedenle dinci-milliyetçilerin ittifakı toprak bütünlüğü ve egemenlik konusunda ısrar etmektedir. Bu tür baskıcı imparatorluk anlayışı, günümüz modern devletleri için değersiz görülüyor. Farklı etnik gruplara zulmeden ve ayrımcılık yapan her imparatorluk dağılmalıdır. Çünkü sömürgeci imparatorlukların veya devletlerin geleceği yoktur.

Türk devleti modernlikten uzak olduğu için Kürt haklarını engellemeye yönelik sınır tanımıyor. Türk hükümetleri, Kürtlerin kendi hayatlarını, geleceklerini ve varlıklarını belirleme hakkına sahip olmadıkları yönündeki Mustafa Kemal’in çizgisini izlemektedir. Devletin yüz yıldır hedefi, Kürtleri kendi hayatları, gelecekleri ve varoluşları hakkında kendi kararlarını verme hakkından mahrum bırakmak, Kürt toplumunu bir arada tutan varlık unsurlarını ortadan kaldırmayı amaçlayan kasıtlı bir eylemin ifadesidir. Hiçbir toplum bu varoluşsal unsurlar olmadan eşsiz varlığını koruyamaz. Kürtler de görevlerinin farkında olmalıdır. Kürtlerin varoluş temeline kalıcı bir çözüm getirecek hedefler veya bakış açıları konusunda temel bir anlaşmaya varamazlarsa, başarısız olacaklar ve Kürt toplumu dağılmakla karşı karşıya kalacaktır. Yüz yıldır Kürt inkârı üzerine kurulmuş bir ulusun sizi eşit ve dostane bir ulus olarak kabul edeceğini düşünmek safça değil mi?

Kürtlerin mücadelesi, nesiller boyu süren baskı ve acımasız işgalin bir sonucudur

Birçok Türk siyasetçi, akademisyen, gazeteci vb. hâlâ Kürtlerin uzun süredir devam eden mücadelesinin emperyalist güçler tarafından yaratıldığını iddia ediyor. Sanki Kürtler acizmiş gibi ya da Kürtler sömürgeci efendilerinden o kadar memnunmuş ki onları kışkırtanlar sadece emperyalistlermiş gibi izlenim vermeye çalışıyorlar. Bu kasıtlı iddiaya karşı şunu bilmek gerekir: Kürtlerin mücadelesi, İran, Türkiye, Irak ve Suriye’nin acımasız işgalinin bir sonucudur. Bu siyasi dinamik, saflığın bir ifadesi değildir. Bu, Kürtlerin nesiller boyunca baskı ve büyük güç politikaları arasında denge kurma deneyimlerine dayanmaktadır. Türkiye ve İran gibi otoriter ülkeler, Kürtlerin meşru taleplerini gayrimeşrulaştırmak için yıllardır “terörist”, “ayrılıkçı” etiketlerini kullanmaktadır. Bu kavramlar askeri saldırıları, toplu tutuklamaları, idamları, hapis cezalarını ve işkenceyi meşrulaştırmak için kullanılmıştır.

Özetle; Kürtlerin durumu sömürgeci algılarla tanımlanamaz. Bahçeli, Ülke Kaynak, Çelik ve benzer düşünen birçok kişi ve çevre, sömürgeci sınırlar, sömürgeci güçlerin işbirliği ve Kürtlere karşı uzun süreli siyasi baskının şekillendirdiği jeopolitik bir ortamda yaşamaktadır. Bu, Kürtlerin tercihlerinin kendi geleceklerini belirleme hakkına sahip oldukları noktada yoğunlaştığı anlamına gelir. Başka bir deyişle, bir halk olarak hayatta kalma mücadelesidir.


Mehmed S. Kaya: Bingöl’ün Solhan ilçesinin Keşkon mezrası doğumludur. Norveç Inland Üniversitesi’nde sosyoloji profesörüdür. ‘The Zaza Kurds of Turkey’ kitabının yazarıdır.


Mehmed S. Kaya – 20.03.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑