Makaleler

Published on Ocak 15th, 2026

0

Kürtler Erdoğan’a inanır mı? | Ergin Doğru


Türkiye siyasetinde yaşanan yönetememe krizi ve her anlamda çözümsüzlük, politika adına politikasızlık olarak dışa vurdu. Yaşanan bu krizden kaynaklı olarak bir kez daha Kürt oylarının gücü ve stratejik konumu, bölgesel konjonktürle birleşince yeni bir süreç gündeme gelmiş durumda.

AKP-MHP ittifakı her geçen gün güç kaybederken, yaşanan kaybı önleme noktasında arayışlara girmişti. İçte yaşanan büyük kriz, Rojava’daki Kürt hareketinin statü kazanma durumu ve Ortadoğu özgününde gelişen yeni süreç, Türkiye’yi yeni adımlar atmaya itmiş gözüküyor.

AKP-MHP tarafından yürütülen kutuplaştırıcı siyaset, milliyetçi yaklaşımlarla kendini korumaya ve şiddet-baskıyla sonuç alamayan gerici ittifak, kendine çıkış yolu arıyordu. Yeni başkanlık sistemiyle parti devletine dönüştürülen tek adam sistemi, milliyetçi-şoven politikalarla tıkanmış durumdaydı. Bunu aşmak için birbiriyle uyumsuz ve çelişkili söylemler peş peşe gelmişti. Bir yandan Cumhur İttifakı’nı güçlendirecek politik aktörler devreye konulurken, diğer yandan demokrasi paydasında toplanabilecek Millet İttifakı ve diğer güçleri dağıtmaya, en azından yan yana gelmekten alıkoymaya çalışıldı. Bu amaçla CHP’nin, İYİ Parti’nin, Saadet’in, DEVA’nın içine oynamaktan tutun parçalamaya kadar hamleler yapıldı; demokrasi paydasında buluşabilecek güçler engellenmeye çalışıldı. Bu çabalar bugün de devam ediyor.

Ekonomideki çöküş, çete bağlantıları, antidemokratik ve baskıcı politikalar, yaşam tarzına müdahaleler, tekçi politikalar, dış politikada şoven militarist yaklaşımlar; yolsuzluk, akraba ve eş dost atamaları, şaibeli ihaleler ve benzeri afişe olmuş uygulamalarla çürümüşlük artıyor ve sistem işlemez hâle gelmiş durumda.

Yaşanan çöküşü gören Erdoğan ve devlet aklı, dış konjonktürel gelişmeleri de dikkate alarak yeni bir politika uygulamaya başlamış durumda. Erdoğan şu an bağımlı ve muhtaç olduğu MHP’den de vazgeçemiyor. MHP ise şaşırtıcı açıklamalarla karmaşık bir problemi önümüze koyuyor. Buraya nasıl geldik, biraz yakın geçmişe, iç siyasete bakmakta fayda var:

Seçimlerde yenilgiyle çıkan AKP’nin prangası hâline gelmiş MHP’den kurtulmak ve çöküşü durdurarak iktidarını korumak için Erdoğan sahaya inmişti. Erdoğan, kutuplaştırıcı milliyetçi-şoven siyasete yöneleceği yeni bir kanal bulamadığı için bir kez daha Kürtleri keşfetmiş, kaybettiği Kürt oylarını yeniden kazanırsa yaşadığı çıkmazı aşabileceğini düşünen AKP ve Erdoğan, Kürtlere yeniden sahte gülüşlerle mesaj veriyordu. Kürtlerle ilişkilenmede MHP’nin tavrını kestiremediği ve muhtaçlık durumundan dolayı açıktan söylemeden, Erdoğan ufak söylemlerle ortaya çıkarak MHP’yi yoklamayı, onu ikna etmeye çalıştığına tanıklık ettik. Özellikle son yerel seçimlerde Kürt oylarıyla büyük yenilgi alan AKP-MHP ittifakı, yeni bir oyun tezgâhlıyordu. Ne yardan ne serden vazgeçebilen Erdoğan iktidarının her sıkıştığında sarıldığı çözüm ve barış söylemini bir kez daha alttan alta dinlendiriyordu.

Erdoğan Kürt sorununda samimi mi?

Erdoğan’ın ihtiyacı olan Kürt oylarını almak için yeniden bir söylem ve yaklaşım geliştirmeye çalıştığını görüyoruz. İçinde milliyetçi tonu da barındıran devletçi, güvenlikçi söylemle aralanan ama ne menem bir çözüm olduğu anlaşılmayan bu yeni iddiadaki söylem, öz itibarıyla tekrardan ibarettir ve henüz gereken güveni verememiştir. Erdoğan’ın seçim yenilgisinin ardından yıllar sonra Diyarbakır’a yaptığı ziyaret ve söylemler, yandaş medya tarafından abartılsa da kimse ne olacağını bilmiyordu. Hedefin Kürt oyları olduğu açıktı.

Erdoğan’ın Diyarbakır ziyareti, Kürt oyları üzerine hesaplarla bağlantılı olarak çözüm süreci söylemini de yeniden konuşulur hâle getirdi. Zaten uzun süredir alttan alta kaynaksız geliştirilen söylemler, ziyaret sonrası farklı imalarla konuşuldu. Bu ziyaret, yandaş basın kalemşörleri tarafından köpürtülmesine rağmen öz itibarıyla klasik devletçi, güvenlikçi, milliyetçi söylemin dışına çıkılmamıştı.

Ziyarette Erdoğan, “Ben 2005’te söylediğim yerdeyim” dese de o söylemlerin altından çok sular akmış, ağır yaralar açılmıştı. 2005’te “Kürt sorunu benim sorunumdur” diyen Erdoğan, daha sonra “Kürt sorunu yoktur” söylemine gelmişti. Bu ziyarette belki de basında tek dikkat çekici söylem, “Kendisinin yıktığı Dolmabahçe masasını, çözüm sürecini unutup, ‘Çözüm sürecini biz başlattık ama biz yıkmadık’” söylemiydi. Erdoğan, süreci bozanın Kürt hareketi olduğu iddiasında bulunmuş, “Ne çözüm süreci? Ben Dolmabahçe mutabakatını tanımıyorum, bilmiyorum” söylemini unutmuştu. Dolmabahçe’de AKP ve HDP’lilerle birlikte deklare edilen fotoğrafı hiç görmemiş gibi inkâr eden, çözüm sürecini “buzdolabına kaldırdım” söylemini ise hiç hatırlamayan klasik bir Erdoğan yaklaşımıyla yüz yüzeydik. Son yıllarda sık sık bir gün söylediğini ertesi gün inkâr eden, yanlış bilgiler veren, çarpıtma ve manipülasyondan çekinmeyen Erdoğan, yine başkasını suçlayarak kendini aklamaya çalışmıştı.

Oysa 7 Haziran seçimleri sonrasında yıkılan Dolmabahçe masasıyla beraber binlerce Kürt siyasetçi tutuklanmış, işkence had safhaya varmış, Suruç, Ankara Gar katliamı gibi kıyımlar yaşanmış, Beyaz Toros göndermeli tehditler günlük dil hâlini almıştı. Bugün dahi bu politikalar bitirilmiş değil. Zindanlar Kürtlerle dolmuş durumda. Yine Irak’ta, Suriye’de, dünyanın neresinde olursa olsun Kürtler hedef hâline getirilmiş, süreç teorize edilmeye devam ediliyor.

Her şeyin Türkiye cephesinde daha da zorlaştığı ve Kürt sorununun dayattığı çözüm karşısında inat edilen çözümsüzlüğün egemenleri hırçınlaştırdığı ve yeni kıyımlara hazırladığı bir dönemde siyaset sahnesine bir kez daha Kürt halk önderi Sayın Öcalan girdi. Sayın Öcalan, Kürt-Türk boğazlaşmasına gidebilecek bir sürece müdahale ederek çözümün anahtarı olarak halklara nefes aldırdı. Sayın Öcalan’ın çabaları ve Türkiye’nin mecburiyetleriyle yeni bir süreç başlamış durumda. Barış ve demokratik toplum süreci, tüm eksiklere ve egemenlerin ağır tepkilerine rağmen bu kez daha fazla umut veriyor.

Barış ve demokratik toplum süreci, Sayın Öcalan’ın çabaları ve önderliği ile Kürt halkı tarafından genel kabul görse de kimi kaygılar ve güvensizlikler devam ediyor. Geçmiş pratikler ve Erdoğan pragmatizmi düşünüldüğünde bu kaygılar tamamen giderilmiş değil. Kürtler açısından sürecin desteklenmesinin yegâne güvencesi, Sayın Öcalan ve Demokratik Kürt hareketine duyulan güven ve bağlılıktır.

Erdoğan’ın devletin yeniden Kürtlerle “gülümsemesi” üzerine çok şey söylenebilir, çeşitli senaryolar ileri sürülebilir ama bariz görülen hedefler şöyle özetlenebilir:

Öncelikli olarak yeni süreç, partilerden bağımsız bir devlet yaklaşımı olarak gözüküyor. Ortadoğu’daki değişen dengeler, Rojava’daki Kürtlerin kazandığı statünün ve yeni politik süreçlerin Türkiye’ye olası yansımalarını bertaraf etmek, en azından Kürtlerin Türkiye’de olası yeni hegemonik politikaların aracı hâline dönüştürülme riskine karşı, Kürtlerin irade olarak kabul ettiği Sayın Öcalan’la demokratik çözümü denemek, çıkarları açısından en makul ve tek çözüm olarak görülüyor.

Devlet yaklaşımının yanında devleti yönetmeye devam etmek isteyen AKP ve Erdoğan’ın, değişim gibi gösterilmeye çalışılan yeni yaklaşımında ana hedef olarak partisindeki Kürt oylarının erimesini önlemek olduğu görülüyor. Geçmişte muhafazakâr Kürtlerden ve metropol Kürtlerinden aldığı oyların hızla erimesi, Erdoğan ve partisini korkutmuş durumda. Son yerel seçimlerde yaşadığı yenilgide Kürt oylarının belirleyici olacağını gören Erdoğan, yeni bir yenilgiyi yaşamak istemiyor. Bunun için yeniden Kürt oylarının en azından bir kısmını kazanmak istiyor. AKP, Kürtlere “Tarihi sorunu ben çözdüm” demek istiyor.

AKP ve Erdoğan’ın Kürt oylarını kendine toplamanın yolu olarak çok sayıda planı olduğu görülüyor. DEM Parti’yi sistemli şekilde kriminalize etmek, halkın gözünden düşürmek, mümkünse bölmek, olmazsa alternatif bir Kürt siyasal oluşumu yaratmak hep gündemdeki politikalar olarak duruyor. Erdoğan, bu politikalara paralel olarak tarikatları harekete geçirmek, mevki, para, iş vesaire ile kişileri satın alıp kendine bağlamak ve Kürtlerin doğrudan temsilciliğine soyunmak gibi alternatifleri de uygulamaya almış durumda.

Son dönemlerde CHP’ye dönük operasyonların özü itibarıyla Erdoğan’ın olası CHP-DEM ittifakı, demokratik cephe olasılığının önünü keserek DEM Parti’ye “Bana muhtaçsın” mesajı vermek olduğu gözüküyor. Bu operasyonların temelinde demokratik Kürt hareketinin Türkiyeleştirme politikasını önlemek gibi bir hedef çok bariz okunabiliyor.

Herkesin kendine göre çoklu plan yaptığı bu dönem, herkesin sınav vereceği bir dönem olacak. Bahçeli-Erdoğan, yani devletin çöküş sürecini önlemek, olası Kürt kazanımlarının önüne geçmek için açık gizli her türlü kirli yöntemi, propagandayı kullanarak iktidarlarını devam ettirmek istediği kesindir. Bu yönüyle iktidarın Kürtler üzerindeki hesabına karşın, Kürtler Erdoğan’a inanır mı, Erdoğan’ın kendine göre hesaplarla Kürtlere dönük aldatıcı politikalarının karşılığı ne olur sorusu bugün cevabı en fazla aranan sorudur. Genel olarak coğrafyanın en politize olmuş halkı olarak Kürtlerin stratejik hamle ve demokratik mücadeledeki rolü, siyaseti takip eden herkes tarafından biliniyor. Kürtler, coğrafyalarında yaşanan büyük yıkım ve acılara rağmen barışı ve çözümü desteklemeye devam ediyor. Kürtler, ödediği ağır bedellere rağmen hâlâ barışın, demokrasinin en büyük gücüdür ve çözümü destekler; fakat Kürtler artık asla aldatılan olmayacak kadar deneyim ve birikim sahibidir. Bu sebeple kimin çözüm altında kıyım siyaseti yürüteceğini iyi bilir. Bunun için de Kürtler, sahte gülümsemelere, sahte güzel sözlere, ustalıkla söylenmiş yalanlara itibar etmeyecek kadar deneyimli ve politiktir. Kürdün sahte söylemlere, oyunlara karnı toktur. Kürtler üzerine yanlış hesap, her zaman olduğu gibi yine Kürdün demokratik bilinç ve politik birikimine çarpar ve yıkılır. Kürdün bu süreçte tek güvendiği, kendi öz gücü ve iradesidir. Kürt, yol yürürken buradan aldığı güçle yürür ve yürüyecektir.


Forum: Ergin Doğru – 15.01.2025

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑