Kürt sorunu ve barış süreci | Hasan Aygün
Türkiye’de son dönemde Kürt sorunu ve muhtemel bir barış sürecine ilişkin önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Bunlardan en dikkat çekeni, TBMM’de tüm partilerin temsil edildiği bir komisyonun kurulması ve bu komisyonun “Kürt sorununun varlığını” resmen kabul etmesi olmuştur. Bu durum, uzun yıllardan sonra meselenin yeniden meşru siyasal zeminde ele alınabileceğine dair olumlu bir işaret olarak değerlendirilmektedir.
1. Parlamentoda Öcalan ile Görüşme Tartışması
Yakın dönemde öne çıkan tartışmalardan biri, komisyonun İmralı’da bulunan Abdullah Öcalan’la görüşmek üzere temsilci göndermesi önerisiydi. AKP ve MHP’nin desteklediği bu öneriye CHP’nin katılmaması kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.
CHP’nin çekimserliğinin temel nedenleri
• CHP, Kürt sorununun çözüm yerinin parlamentonun kendisi olduğunu savunuyor.
• Öcalan’la bireysel görüşmeyi değil, kurumsal, şeffaf ve demokratik bir müzakere sürecini gerekli görüyor.
• Partinin milliyetçi tabanı ve devlet içindeki güç dengeleri nedeniyle İmralı merkezli bir hamleye doğrudan dahil olmanın politik maliyetini gözetiyor.
Bu bağlamda CHP’nin tavrı, sürece tamamen karşı çıkan bir pozisyondan ziyade, daha temkinli ve kurumsal çerçeve ısrarına dayanan bir yaklaşım olarak okunabilir. Yine de CHP’nin devlet kurucu parti kimliği ve geleneksel ulusalcı reflekslerinin hâlâ güçlü olduğu unutulmamalıdır. Demokratik kamuoyu, CHP’nin sürece daha fazla sorumluluk alması için baskı kurmakla yükümlüdür.
CHP’ye yönelik tepkiler neden sorunlu?
Kürt kamuoyunun bir kısmının CHP’yi “sürece katılmadı” diye sert şekilde suçlaması gerçekçi bir politik zeminden yoksundur çünkü:
• Türkiye’de Kürt sorunu CHP’nin desteği olmadan kalıcı biçimde çözülemez.
• Devlet geleneği ve meclis aritmetiği dikkate alındığında CHP, muhtemel bir barış sürecinin ana taşıyıcı güçlerinden biri olmak zorundadır.
• AKP–MHP’nin sorumlulukları göz ardı edilerek tüm öfkenin CHP’ye yöneltilmesi siyasal açıdan yanıltıcıdır.
2. AKP–MHP Blokunun Tutumu ve Güvensizlik Sorunu
Her ne kadar hükümet kanadında zaman zaman “yeni çözüm süreci”ne dair mesajlar verilse de derin bir güvensizlik sürmektedir.
AKP–MHP söylemindeki çelişkiler
• Resmi dilde hâlâ “Kürt sorunu yoktur, terör sorunu vardır” anlayışı hâkimdir.
• Bu yaklaşım, toplumsal ve siyasal çözüm ihtimalini baştan daraltmaktadır.
• 20 yıldır uygulanan kayyum politikaları, HDP kapatma davası, tutuklamalar, demokratik eylemlere baskılar süreçten duyulan güveni zayıflatmaktadır.
Devlet Bahçeli faktörü
MHP lideri Devlet Bahçeli, hem geçmişteki devlet şiddeti pratikleri hem de sert milliyetçi pozisyonuyla demokratik çevrelerde güvenilir bir aktör olarak görülmemektedir. Bu nedenle MHP’nin içinde olduğu bir süreçte toplumsal güven oluşturmak başlı başına bir sorun olarak durmaktadır.
3. Türkiye Neden Yeni Bir Barış Sürecine Mecbur?
40 yılı aşkın çatışmanın askeri yöntemlerle çözülemediği artık devlet ve toplumun geniş kesimleri tarafından açıkça görülmektedir. Bir dizi dinamik, yeni bir müzakere sürecini neredeyse kaçınılmaz kılmaktadır:
• Türkiye’nin derin siyasi ve ekonomik krizi
• Dış politikadaki belirsizlikler ve büyük güçlerin çözüm yönündeki baskıları
• Ekonomik çöküş, artan yoksulluk ve toplumsal kutuplaşmanın dayanılmaz hâle gelmesi
• Kürt sorununun Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki en büyük engellerden biri olması
Türkiye, bu çok yönlü tıkanmayı aşmak için sonunda müzakereci ve demokratik bir hatta geri dönmek zorundadır.
4. Alevilerin ve Demokrasi Güçlerinin Rolü
Aleviler, Türkiye’nin en önemli demokrasi dinamiklerinden biridir ve tarihsel olarak barıştan, eşit yurttaşlıktan ve toplumsal diyalogdan yana tavır almışlardır.
Olası bir barış sürecinde Alevilerin pozisyonu
• Alevi toplumu, hem savaşın hem de devletçi-milliyetçi dilin dışında duran bir geleneğe sahiptir.
• Bu nedenle barış sürecine en güçlü toplumsal desteği verebilecek kesimlerden biridir.
• Alevilerin desteği, sürecin demokratik bir zeminde ilerlemesi açısından kritik önemdedir.
Demokrasi güçlerinin sorumluluğu
• CHP, Alevi örgütleri, emek ve demokrasi hareketleri barışın toplumsal zeminini kuracak asli güçlerdir.
• Bu kesimler hükümete baskı yapmalı ve şeffaf, kurumsal, parlamenter bir müzakere sürecinin zorunluluğunu yüksek sesle dile getirmelidir.
• Barış, yalnızca Kürtlerin değil, Türkiye’deki tüm ezilenlerin ortak çıkarıdır.
Sonuç: Türkiye’nin Çıkış Yolu Barıştır
Tüm göstergeler şunu açıkça ortaya koymaktadır:
• Kürt sorunu, Türkiye’nin önündeki en temel demokratik engellerden biridir.
• Bu mesele askeri yöntemlerle çözülemez; 40 yılın deneyimi bunu defalarca kanıtlamıştır.
• Olası bir barış süreci CHP’siz ilerleyemez; demokrasi güçlerinin ve Alevilerin desteği hayati önem taşır.
• AKP–MHP bloğuna yönelik güvensizlik haklıdır; bu nedenle sürecin parlamenter, şeffaf ve kurumsal olması yaşamsal önemdedir.
Türkiye’nin ekonomik çöküşten, toplumsal kutuplaşmadan ve siyasal tıkanmadan çıkışının en temel yolu barışta ısrar etmektir.
Seçtiklerimiz: Hasan Aygün – 26.11.2025
























































