Kürt özgürlük mücadelesi ve emperyalistlerin değişmeyen politikası: Rojava’dan Rojhilat’a bakmak | Yusuf Karadaş
Kürt coğrafyasının yüz yıl önce emperyalist paylaşım anlaşmalarıyla parçalanması ve devamında bölge gericiliklerinin Kürt sorununu çözümsüz, Kürtleri statüsüz bırakan politikaları nedeniyle Kürt sorunu diğer bölgesel gelişmelerle iç içe geçerek bugüne geldi. Bunun bir sonucu olarak ABD emperyalizminin bölgeyi (Ortadoğu) yeniden dizayn etme politikası bağlamında; Suriye’deki rejim değişikliği döneminde Rojava ve bugün İran’ı hedef alan savaşla birlikte Rojhilat Kürtlerinin (İran Kürdistanı) pozisyonu tartışılıyor. Bugün ABD ve geçmişte İngiliz emperyalizmi, bölgede işler istedikleri gibi giderken iş birlikçisi diktatörlüklerin, gerici rejimlerin Kürt ulusal özgürlük mücadelesini katliamlarla (Halepçe’de olduğu gibi) bastırmalarında hiçbir sakınca görmediler. Ama tıpkı bugün olduğu gibi emperyalist egemenlik/paylaşım mücadelesine bağlı olarak bölgeyi yeniden dizayn etmeye ihtiyaç duyduklarında ise bu kez sadece kendi çıkarları için kullanmak amacıyla Kürtleri hatırlıyorlar. ABD emperyalizminin Rojava’da Kürtleri HTŞ (Heyet Tahrir eş-Şam) yönetiminin saldırılarıyla yüz yüze bırakması ve bugün Kobanê’nin durumu başta olmak üzere yapılan anlaşmaya rağmen kazanımlarla ilgili tehdidin devam etmesi, Rojhilat’ta da atılacak adımlar konusunda dikkatli olunmasını zorunlu hale getiriyor.
İngiliz ve Fransız emperyalistleri, Birinci Emperyalist Dünya Savaşı’ndan sonra dünyanın en önemli enerji kaynaklarının bulunduğu ve ticaret yolları için önemli bir kavşak olan Ortadoğu’yu kendi kontrolleri altında tutabilmek için etnik, dinsel, mezhepsel gerilim ve çatışmalara açık, zayıf rejimler inşa ettiler. Kürdistan coğrafyasının dörde bölünmesi ve Kürtlerin ulusal taleplerinin yok sayılması da bu politikanın bir parçasıydı. Irak’ta 1919’da Şeyh Mahmud Berzenci’nin ulusal hareketini bastıran İngilizler, Musul ve Kerkük’ü alabilmek için Türkiye’ye Kürtlere özerklik tanınmayacağı sözünü vermişti. 1946’da İran’da Şah rejiminin Mahabad Özerk Cumhuriyeti’ni yıkmasını destekleyenler yine ABD ve İngiltere idi. Bugün İran’a yönelik saldırıların başını çeken ABD ve İsrail, 1975 Cezayir Anlaşması’nın yapılmasına kadar Kürtlere silah verdiler ama Irak ve İran arasındaki bu anlaşmadan sonra Kürtleri yeni katliamlarla karşı karşıya bıraktılar. Bölgenin son yüz yıllık tarihinde emperyalistlerin Kürt sorununu kendi çıkarları için kullandıktan sonra Kürtleri nasıl yüzüstü bıraktıklarını gösteren birçok acı olay bulunuyor.
Rojava’dan Rojhilat’a: Partner değişimi ve dersler
Tarihte yaşananlara bakınca bugün ABD ve İsrail’in İran rejimini devirmek için Kürtleri kara gücü olarak kullanmak isterken öte yandan özellikle İsrail’in, devrik Şah’ın oğlunu yeniden parlatmaya çalışması hiç de şaşırtıcı değil. Üstelik devrik Şah’ın oğlu daha iktidara gelmeden “Kürt ittifakını” tehdit etmekte ve yönetime geldiğinde Kürt ulusal mücadelesini şiddetle bastıracağını ilan etmekte bir sakınca görmemektedir.
Kürt halkı ve demokrasi güçlerinin Rojhilat’ta alınması gereken tutum konusunda Rojava’da yaşananlardan dersler çıkarması gerekiyor: ABD emperyalizmi, Suriye’de Kürtlerle ve SDG (Suriye Demokratik Güçleri) ile iş birliğini önce rejim değişikliğini gerçekleştirmek ve sonra geçici HTŞ yönetimine kendinin ve İsrail’in bütün isteklerini bir bir yaptırmak için kullandı. Sonra da ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack çıkıp “Suriye’de partnerimiz değişti” diyerek HTŞ yönetiminin Türkiye desteğinde Halep’ten başlayarak Kürtlerin kazanımlarına saldırmasının önünü açtı. Rojava’da halkın ve SDG’nin direnme kararı ve uluslararası dayanışma sonrasında ABD tekrar devreye girip 29 Ocak anlaşmasının arabuluculuğunu yaptı. Ancak bu anlaşmaya rağmen Kobanê’ye yönelik kuşatma devam ediyor; ana dilinde eğitim ve işgal altında olmayan bölgelerde yerel özerkliğin sağlanması gibi talepler henüz kabul edilmiş değil. ABD emperyalizminin Rojava’da yeniden devreye girmesinin ve Kürtleri tamamen gözden çıkarmamasının nedenlerinden biri de İran’a yönelik hesaplarıydı.

Kendi öz gücüne dayalı demokratik birlik
Bilindiği gibi ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı son savaştan önce İran içinde halkların baskıcı Molla rejimine karşı kitlesel protesto gösterileri vardı. Bu dönemde İran Kürt partileri arasında iş birliğinin temelleri atıldı: PJAK ve İran KDP’sinin aralarında yer aldığı ve sonra Komala’nın da katıldığı 6 parti ve örgüt, “İran Kürdistanı Siyasi Güçler İttifakı”nı kurdular. Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakkının tanınması ve demokratik bir İran’ın kurulması için kendi aralarında birlik ve diğer demokrasi güçleriyle ortak mücadele kararı aldılar. ABD Başkanı Trump, bu durumu İran’a yönelik müdahalede fırsata çevirmek için Irak Kürdistanı’ndaki liderler Mesut Barzani ve Bafil Talabani ile İran KDP’sinin lideri Hicri’yi telefonla aradı ve Kürt liderleri ABD müdahalesini desteklemeleri için tehdit etmekten de geri durmadı. Kürtler kendileri için ciddi tehditlere yol açabilecek bu dayatmaya karşı çıkınca Trump şimdi bu plandan vazgeçtiğini söylüyor. Ancak uygun koşullar oluştuğunda tekrar aynı dayatmayı yapacağını söylemek için kâhin olmaya gerek yok.
Sadece müdahaleyi desteklemeleri konusunda Kürt liderlerin tehdit edilmesi bile ABD emperyalizmi ve İsrail Siyonizmi’nin derdinin Kürtlerin özgürlük mücadelesi olmadığını görmek için yeterlidir. Yarın kendi istedikleri bir rejim geldiğinde ya da mevcut rejimin temsilcileri kendileriyle uzlaştığında ABD ve İsrail için Kürtlerin baskı altında olması ve katliamlarla karşı karşıya kalması gibi bir sorun da kalmayacaktır! Bugün Filistin’de soykırım uygulayanların Kürtlerin ulusal özgürlükleri gibi bir dertleri de yoktur. Onların derdi halkların demokrasi ve özgürlük taleplerini kullanarak her istediklerini yaptıracakları yönetimleri başa getirmek ve dün olduğu gibi bugün de etnik, dinsel, mezhepsel gerilim ve düşmanlıkları kullanarak bölgeyi istedikleri gibi sömürmeye devam etmektir.
Müesses nizam ve 2026 Newroz’u
Peki, bunlar karşısında ne yapmak gerekiyor? Elbette Kürtler ve bölge halkları ne İran’da ne de diğer ülkelerde olup bitene seyirci kalmamalıdır. Ancak alınması gereken tutum, emperyalizm ve Siyonizm’in gerici politikalarına yedeklenmeden kendi öz örgütlülüğüne dayalı demokratik birlik ve mücadeleyi büyütmek olmalıdır. Yeni acıların yaşanmasının önüne geçebilmek ve diğer bölge halkları ile demokrasi ve barış içinde yaşayabilmek için halkın kendi örgütlülük ve mücadelesi dışında bir güvencesi yoktur.
Türkiye’deki Erdoğan rejimi de tıpkı Rojava’da olduğu gibi Rojhilat’ta da Kürtlerin demokratik ittifak kurmasını kendisi için bir tehdit olarak görmekte, Dışişleri Bakanı Fidan “Dikkatle takip ediyoruz” diyerek bu kez Rojhilat için olası gelişmelere bağlı olarak yeni bir müdahale mesajı vermektedir. Şurası açıktır ki, kendi Kürt sorununu son dönemlerde sıkça söylendiği gibi “kardeşlik hukuku” ile çözmüş; Kürtlerin ulusal-demokratik hak eşitliğini sağlamış bir Türkiye için ne Rojava ne de Rojhilat Kürtlerinin siyasi statü sahibi olması bir tehdit oluşturur. Rojava’dan sonra Rojhilat Kürtlerinin tehdit olarak görülmesi, Saray rejiminin “kardeşlik hukuku” dediği şeyin aslında Kürtlerin ulusal mücadele ve kazanımlarının ortadan kaldırılması olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
Emperyalistlerin bölge gericilikleriyle birlikte kurdukları ve halklara savaş, ölüm, göç ve yoksulluktan başka bir şey getirmeyen müesses nizamın (kurulu düzenin) değişmesi yeni emperyalist müdahalelerle gerçekleşemez. Müesses nizamın değişmesi ancak halkların kendi aralarındaki etnik, dinsel, mezhepsel ayrımları aşarak kendi geleceklerini belirleme yolunda birlik, mücadele ve dayanışmasıyla mümkündür. Bunun için böylesi bir tarihi kavşakta kutladığımız 2026 Newroz’unda emperyalist barbarlığa ve günümüz Dehaqlarına karşı Kürtlerin özgürlük; bölge halklarının barış ve kardeşlik temelinde birlikte yaşama mücadelesini yükseltelim!
Seçtiklerimiz: Yusuf Karadaş – Evrensel – 17.03.2026

























































