Makaleler

Published on Mart 6th, 2026

0

Kemalist miras ve süren Kürt çatışması | Mehmed S. Kaya


Türkiye’nin miras aldığı iki sorun: Kemalist milliyetçilikten vazgeçmemek ve Kürtlerle çatışmacı politikayı sürdürmek…

Etno-milliyetçi Türkiye devletinin ömrünü tamamladığını, çağımızın sorunlarını çözmekte yetersiz kaldığını ve dar görüşlülüğü, hoşgörüsüzlüğü ve saldırgan milliyetçiliği teşvik ettiğini iddia etmek siyasi açıdan doğru kabul edilir.

Kürtlerin sürekli olarak dışlanması, demokrasi eksikliği, yargının vesayet altında tutulması, muhalefetin baskılanması, insan hakları ihlalleri ve uluslararası hukukun ihlali gibi sorunlar, yeni bir düşünce biçimi ve devlet yapısında köklü değişiklikler gerektirmektedir. Ancak milliyetçiler bunun tersini savunmakta direniyorlar. Milliyetçi lider Devlet Bahçeli, “Terörsüz Türkiye” dedikleri süreç ile ilgili 24 Şubat konuşmasında “Cumhuriyetin kurucu ruhunun ve egemenlik hukukunun her zaman baki olduğunu” vurguladı.

Bununla Bahçeli, Türklerin Kürt bölgesinde yasal olarak (mülkiyet hakları da dahil olmak üzere) hüküm sürme hakkına sahip olduğunu kastetmektedir. Bu, başka bir halk üzerindeki egemenliğin en güçlü biçimidir. Bahçeli, Türklerin Kürt toprakları üzerinde yasal olarak hüküm sürme hakkına sahip olduğunu iddia etmektedir.

Türklerin Kürtler üzerindeki üstünlüğünün devam edeceğini iddia etmek başlı başına bir meydan okuma davetidir.

Kürt meselesine hâlâ Kemalist dönemin kodlarıyla bakılıyor

Cumhuriyet hakikatlerden kopuk bir ideoloji üzerine kuruldu ve günümüzdeki yönetim de bu geleneği şöyle böyle devam ettiriyor. Peki niçin kopuk? Ciddi bir devlet, hakikatlere dayalı, sorumlu, öngörülebilir, uluslararası normlara ve uluslararası hukuka uygun hareket eden egemen bir devlet olarak tanımlanır. Hakikatlerden kastedilen; devletin kurulduğu topraklar, ait olduğu bir veya birçok etnik grubun tanımı, yani toprakların hangi etnik gruplara ait olduğunun tanımı, o topraklarda hangi dillerin konuşulduğu, hangi kültürlerin mevcut olduğu, hangi medeniyetlerin var olduğu ve var olan geleneklerin tanımıdır. Ciddi devlet bu tür mevcut hakikatlerin temsilidir.

Oysa Kemalist Cumhuriyet, Anadolu’da yaşayan etnik ve kültürel çeşitliliğin inkârı üzerine inşa edildi. Mustafa Kemal, etnik grupların bir arada yaşayabileceği bir siyasi sistem fikrini reddetti. Onun devlet anlayışı güçlü merkezi yapıya dayanıyordu. Türkler bunu üniter devlet yapısı olarak adlandırmayı tercih ederler. Bu merkezi yapı sadece bir etnik grubu — Türkleri — temel aldı. Devletin ideolojisi, dili, kültürü ve toplumsal kurumları yalnızca bu grup üzerine inşa edildi ve bundan dolayı tekçi kodları (“tek millet, tek dil, tek kültür”, “tek bayrak”, “tek vatan” vb.) kurumsallaştırdı. Bu etno-Türk yapısı etrafında kurumsallaşan anlayış kültürel çeşitliliği reddeder ve çağımızın gerçekliğine hiçbir şekilde uymamaktadır.

Bundan sonraki aşamada ikinci bir süreç inşa edildi: tartışmasız ve otokratik bir lider (yani kurucu lider Mustafa Kemal), tartışmasız bir Türk devlet yapısı ve tartışmasız bir tek ideoloji (Kemalizm) ve tek parti diktatörlüğü — Cumhuriyet Halk Fırkası. Toplum ve kurumları bu ideolojiye dayanıyordu. (Ancak bugünkü CHP’nin o acımasız dönemi kınamadığı da başka bir acıdır.) Kemalist Cumhuriyet’te etnik-kültürel çeşitlilik, dil çeşitliliği, düşünce ve fikir çeşitliliği ve diğer yaşam biçimleri mutlak ve acımasız bir hoşgörüsüzlükle karşılandı. Bu, tek tip Türk milliyetçiliği üzerine inşa edilmiş bir şeydi. Ve Türkiye hâlâ üniter devlet yapısıyla bölgede etnik üstünlükçülük yapıyor. Türklerin 19. yüzyılda inşa ettiği bu katı ve üstün Türkçülüğe dayanan üniter devlet modeli, Kürtlerin yaşadığı tüm ülkelere de dayatılmak isteniyor. Bu modeli Irak’ta dayatmak istediler ancak Amerikalılar engelledi (çok şükür). Suriye’de ısrar ediyorlar ve İran’da muhtemelen bir rejim değişikliği olursa orada da ısrar edecekleri kesin.

Etnik Türk merkezli cumhuriyet yapısı şiddet yoluyla korunuyor

Türkiye’de yüz yılı aşkın süredir egemen olan otoriter cumhuriyet yapısı, etnik Türklerin çıkarlarını her şeyin üstünde tuttu. Bu yapıyı korumak için askerî gücü ve devlet şiddetini meşru bir araç olarak kullandılar. Yani “kutsal” üniter devlet dedikleri yapı şiddet yoluyla korundu. Şimdiki hükümet dahil hiçbir Türk hükümeti üniter yapıyı demokratik yollarla savunmaya istekli olmadı. Üniter devlet yapısı o kadar tabulaştırılmış ki insanlara bunun eleştirilmesine bile müsaade edilmiyor. Hatta bu yapının ülke için bir beka sorunu olduğu insanlara zorla inandırılıyor.

Mustafa Kemal birçok yanlış şey yaptı. Bunların başında kendi milliyetçi ideolojisini Anadolu halkına dayatması geliyordu. Ancak hayat değişkendir. Dolayısıyla ideolojiler değişen sosyolojiye göre yaratılır, geliştirilir ve uyarlanır. Yani ideolojiler sosyolojiye (toplumsal gerçeklere) göre şekillenir. Bunun tersi geçerli değildir; yani sosyoloji ideolojiye uyarlanmaz. Ama Kemal tam da bunu yaptı. Kendi ırkçı ideolojisini topluma dayattı. Bu, toplumsal, tarihsel ve yaşam gerçekliğine aykırıdır. Kemalist Türkler hâlâ bu ideolojik donanımlı toplumsal mühendislikten vazgeçmediler. Örneğin:

– Mustafa Kemal’in 1920’li ve 1930’lu yıllarda uyguladığı “yeni Türk yaratma” mühendisliği; Türk olmayan etnik grupların kültürel kimliklerini inkâr etmeleri ve asimilasyon yoluyla Türkleşmeye dönüştürülmeleri.

– Yine Kemal’in uyguladığı demografik değiştirme mühendisliği; 1925 Şark Islahat Planı Kararnamesi. Plan, on binlerce Kürt’ün zorla yerlerinden edilmesini ve yerlerine göçmenlerin yerleştirilmesini içeriyordu.

– İşgal yolu ile sömürge edinme mühendisliği; 1974 Kuzey Kıbrıs işgali, 2018/19 Afrin ve Kuzey Suriye işgali. Toplumsal mühendislikle ilgili daha birçok örnek verilebilir.

Mustafa Kemal konumunu kalıcı, hatta “ölümsüz” kılmak için Kürtlerin varlığını inkâr etme üzerine bir siyaset inşa etti. Bu durum Türkleri Kürtlere karşı kışkırtmasına ve sürekli çatışma yaratmasına olanak sağladı. İYİ Parti, Ümit Özdağ ve partisi, BBP ve birçok milliyetçi parti ile Kemal’in sadık halefleri her gün Türkleri Kürtlere karşı kışkırtıyor ve onun ölümsüz olduğunu iddia ediyorlar.

Ancak Kemal’in “yeni Türk ulusu yaratma” hayali gerçekleşmedi. Anadolu’nun parçalanmış kadim ulusları hâlâ kültürel kimliklerini koruyor (bu zenginliğe de şükretmek lazım). Kemal acımasız bir diktatörlük kurdu. O, inkâr politikasıyla Türkler ve Kürtler arasında derin bir kutuplaşma yarattı. Onları sürekli çatışmaya sürükledi. Bu, halklar arasında içsel bir düşmanlık yarattı ve bu zıtlıkları bir arada tutmakta zorlandı.

Bu nedenle Batı uluslarıyla kıyaslanabilecek bir Türk ulusu yoktur. Batı’da ulus inşası süreci demokrasi, hukukun üstünlüğü, temel insan hakları, etnik gruplar arası eşitlik, çeşitlilik ve insan onuru gibi belirli evrensel değerlere dayanmaktadır. Türkiye’deki ulus inşası süreci ise bu tür değerlere dayanmamaktadır. Türk olmayan gruplar baskıya maruz kalıyor, kimliklerini inkâr etmeye zorlanıyor ve çeşitlilik reddediliyor. Türk olmayan gruplar iç düşman olarak tanımlanıyor. Bu durum Türk olmayan gruplara karşı nefret ve düşmanlığa yol açar. Örneğin Kürtlerin Suriye’de yaşadığı acılar nedeniyle Türkler için bu durum sevinç veya mutluluk kaynağı olabilmektedir. Bilindiği gibi Türklerin çoğu Kürtlerin gerilemesine sevinmişti.

Devletin totaliter anlayışını Batılılaşma yalanıyla süslemek

Türklere göre tüm gücün bir etnik grubun hâkimiyetinde olması gerekir; aksi halde o yapı ulus devlet değildir. Yani tüm güç hâkim bir grubun elinde olacak, ancak o zaman o yapıya ulus devlet denilebilir. Bir devlette başka kültürlerin yaşamasına izin verilirse o devlet anlamını kaybeder ve parçalanmaya götürür. Türkler bunu söylerken Batılılaşma gibi hedeflere sahip olduklarını iddia etmekten de geri kalmıyorlar. Ancak Batı devletlerinde devlet gücü mevcut etnik gruplar arasında dengelenir.

Egemenlik değişken bir kavramdır, ancak devlet gücünün hesap verebilirliği ve uluslararası işbirliğinin bağlayıcılığı için temeldir. Alternatif ise Türk devletinin uyguladığı “en güçlü olanın kanunu”dur. Başka bir deyişle: Geçtiğimiz yüzyılda evrensel bir model olarak ortaya çıkan ve BM Şartı’nda normatif olarak yer alan ulus devletin (ki Türk ulus devleti buna da uyum sağlamadı) bugün sahip olduğumuz bakış açısından bazı bariz zayıflıkları olduğunu kabul etmeliyiz.

Türk üstünlük inancı komşu milletleri fethetme arzusuyla birleştirildi

Kürtler ile Türkler tarihsel olarak birbirinden nefret etmiyorlardı; ta ki Mustafa Kemal 1924 Anayasası’nı topluma dayatana kadar. Kürt-Türk düşmanlığının tohumu burada atıldı. Türk milliyetçiliği, Atatürk milliyetçiliği olarak da adlandırılır ve Mustafa Kemal tarafından 1924 Anayasası ile kurumsallaştırıldı. Atatürk milliyetçiliği, ulusal kimliğin dar bir şekilde (sadece etnik Türk dili ve kimliğine dayalı olarak) tanımlandığı ve ulusa (iç veya dış) tehdit olarak algılanan her şeyin bastırıldığı katı bir otoriter veya diktatörlük yönetimini içerir.

Türklerin üstünlüğüne olan aşırı inancı, Kürtlere ve diğer komşu devletlere karşı hükmetme veya onları fethetme arzusuyla birleşmiştir. Bu milliyetçilik Türk-Kürt çatışmasında tehlikeli bir itici güç olmuştur ve olmaya devam etmektedir.

Türk milliyetçiliği yeni bir boyut aldı: dini milliyetçilik

Bugünkü Türk siyasetçileri, Kürtler üzerindeki Türk gücünü ve egemenliğini sürdürmek için Allah korkusuna dayanan dini milliyetçiliği etkili bir şekilde kullanıyorlar. Amaçları din aracılığıyla sömürgeci meşruiyeti pekiştirmektir. Dolayısıyla Türk milliyetçiliğini daha geniş bir perspektiften ele almak gerekir. Türkiye ve İran gibi dini motiflerle süslenmiş milliyetçi devletler ve Orta Doğu’daki benzer birçok devlet iç gerilimlerini çözemedi. Bu durum ezilenlerin (Kürtler gibi) güçlü dış ülkelerden yardım istemesine olanak sağlamış ve bu da güçlü dış ülkelerin Kürtlerin topraklarını işgal eden baskıcı devletlerin hareket alanına giderek daha fazla kısıtlama getirmesine yol açmıştır. Irak ve Federe Kürdistan-Batı ilişkileri bu bağlamda iyi bir örnek olarak gösterilebilir.

Bu dini süslemelerle bezenmiş milliyetçi devletler neden kendi “iç” sorunlarını çözmüyorlar? Çözümsüzlük aynı zamanda temel farklılıklarda da yatmaktadır. İslam ve milliyetçilik kolektif kahramanlık, toplu nefret ve toplu önyargı üretir. Batı ise bireysel kahramanlar üretir. Batı, toplu nefret, önyargı ve benzeri şeylere temkinlidir.

Batı’da, Orta Doğu’nun tersine, din ve milliyetçilik iç içe girmemiştir. Bunlar birbirinden oldukça mesafeli tutulur. Buradaki milliyetçilik dinden oldukça bağımsızdır, birbiriyle çok ilişkili değildir. Bir Hindu kökenli kişi İngiltere’de başbakan olabiliyor, bir Kürt Alevi Hollanda’da başbakan yardımcısı olabiliyor.

Türkiye’de bir Hristiyan başbakan veya cumhurbaşkanı olabilir mi? Bence katiyen olamaz. İşte bu örnek, Türkiye’de dini motiflerle süslenmiş milliyetçiliğin Batı’dan çok daha derin, ırkçı ve yaygın olduğunu gösterir.

Türkiye, İran ve Suriye’de Kürtlere karşı kolektif nefret ve önyargı açıkça görülüyor ve aynı mantığa dayanıyor: Kürtlerin sömürgeci gücün yönetimini tehdit ettiği korkusu. Türk yetkililer ve medyası şimdi ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarından derinden endişe duyuyor. Uluslararası hukuka atıfta bulunarak Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’i eleştiriyorlar. Bu tipik bir kibir tavrıdır. Onlar İran halkının terör rejimi altında acı çektiğini düşünmüyorlar. Çünkü Türklerin İran’la ortak çıkarları var; yani Kürtleri terörize etmek ve nefes almalarını engellemek. Türkler 2019’da Kuzey Suriye’yi işgal ettiklerinde uluslararası hukuku umursamadılar.

Türk siyaseti her zamanki gibi paradokslarla dolu. Mustafa Kemal’den bugüne kadar Türk siyasetçiler demokrasi, çeşitlilik, hukukun üstünlüğü ve Kürtlerin haklarına saygı gibi sayısız vaatlerde bulundular, ancak her seferinde en kötü otoriter yönetimle sonuçlandı. Fakat AKP’nin yaşadığı paradoks belki de en derin olanıdır: AKP’nin ümmetçi anlayıştan, Kürtlere yönelik kolektif nefreti harekete geçiren ve yarıştıran derin ve dışlayıcı bir Türk etno-milliyetçiliğine doğru evrilmesi.


Mehmed S. Kaya: Bingöl’ün Solhan ilçesinin Keşkon mezrası doğumludur. Norveç Inland Üniversitesi’nde sosyoloji profesörüdür. “The Zaza Kurds of Turkey” kitabının yazarıdır.


Mehmed S. Kaya – 06.03.2026

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑