Kadın

Published on Mart 4th, 2026

0

Kadınlar sorunlarını panelde tartıştı

Yaklaşan 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü kapsamında, “Kadın varsa çözüm var; ne yapmalı? Nasıl yapmalı?” başlıklı panelle kadınlar Türkiye, Almanya ve dünyada yaşadığı sorunlar ve çözüm başlıklarını tartıştı.

BAT Cemevi ve Erzincanlı Canlar Berlin Derneği tarafından ortak düzenlenen panel, önceki gün Cemevi ana salonunda bir çok kardeş dernek, siyasi parti, sivil toplum kuruluşları temsilcilerinin yanı sıra yoğun bir katılımla gerçekleşti. Panel öncesi açılış ve selamlama konuşmasını BAT Yönetim Kurulu 2. Başkanı Kadir Şahin yaptı.

‘Kadın Varsa Toplum Vardır’

Tüm katılımcılara ve organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür ederek konuşmasına başlayan Şahin, panelin konu başlığı üzerinden kadının Alevilikteki yerine dair şunları dile getirdi: “Alevi inancına göre kadın, erkeğin gerisinde değil, tam yanındadır. Çünkü bu yolda insan ‘Can’dır. Cinsiyet üstünlük değil, sadece bir farklılıktır. Cem’de kadın ve erkek yan yana durur, birlikte semah döner. Alevilerin toplumsal yaşamında da kadın iradesiyle vardır. Evlilik rızaya dayanır, eşitlik esastır. Bu yüzden bir Alevi ‘eşim’ demez, ‘eşitim’ der. Kadına yönelik baskı ve şiddet bu inancın özüne aykırıdır. Bu öğreti, kadını susturmaz; konuşan, yön veren ve yolu taşıyan bir özne olarak görür. Fatma Ana ve Kadıncık Ana bize şunu gösterir: Bu yolun merkezinde kadın vardır! Hepimiz şunu biliyoruz… Kadın varsa toplum vardır. Kadın varsa adalet vardır. Kadın varsa siyaset daha güçlü, daha vicdanlı ve daha kapsayıcıdır. Kadınların olduğu yerde mücadele büyür, hak arayışı yükselir ve demokrasi derinleşir.”

‘Kadınlar Öncü Roldür’

Şahin’in konuşmasının ardından Erzincanlı Canlar Berlin Derneği Eş Başkanı Gülsün Güler söz aldı. “Bugün sadece bir panel için değil, toplumsal bağlarımızı güçlendirmek ve daha iyi bir gelecek inşa etmek için bir arada bulunuyoruz” diyen Güler sözlerine şöyle devam etti: “Toplumumuz için çözümler üreten ve mücadele eden iki değerli konuğumuzu ağırlıyoruz. Kadınların toplumsal dönüşümdeki öncü rolünü bugün burada bu konuklarla konuşacağız. Etkinliğin moderatörlüğünü üstlenen sevgili Hakan Taş’a ve panelistlerimiz DEM ve TİP Milletvekilleri Meral Danış Beştaş ile Serra Kadıgil’e huzurlarınızda teşekkür ediyoruz. Paylaşma ve dayanışma ile daha güçlü olduğumuzu hatırlatarak, kadınların, çocukların, insanların soykırıma, katliama uğramadığı bir dünya umuduyla tüm katılımcıları sevgi ve saygıyla selamlıyorum.” Güler’in ardından söz alan Erzincanlı Canlar Berlin Derneği Eş Başkanı Nazım Özbey de organizasyonda emeği geçen tüm kurumlara teşekkür etti.

Panel daha sonra Moderatör Hakan Taş’ın giriş konuşması ile başladı. 1 Mart’ın BM tarafından ilan edilen “Sıfır Ayrımcılık Günü” olduğunu hatırlatarak ayrımcılığın yalnızca bir haksızlık değil, insan onuruna yönelen bir tehdit olduğunun altını çizen Taş; “Ve kadınlara yönelik ayrımcılık bitmeden toplumca gerçek eşitlikten söz edemeyiz. Bir ülkede kadınlar güvende değilse hukuk eşit değildir. Kadınlar eşit değilse demokrasi tam değildir. Kadınlar korkuyorsa özgürlük yalnızca bir slogandır” dedi.

‘Kutsal Aile Düzeni İçinde Katlediliyorlar’

Taş’ın konuşmasının ardından TİP İstanbul Milletvekili Serra Kadıgil söz aldı. Türkiye’de kadınların özellikle “sadece çocuk yapan, onu büyüten bir kutsal aile düzenine sıkıştırıldığına” dikkat çeken Kadıgil, daha sonra şiddet olaylarına değinerek şu başlıklara dikkat çekti:

“Sadece geçtiğimiz haftalarda 6 kadın erkekler tarafından katledildi. Geçtiğimiz yıllarda açıklanan resmi raporlarla 400’ü aşkın kadının katledildiği ve o yılın aile yılı olduğu açıklandı. Türkiye’de saray rejimi o yılı aile yılı ilan etmişti. Şunu soran erkek arkadaşlar oluyor: ‘Ya kadın cinayeti, kadın cinayeti diyorsunuz da erkekler öldürülmüyor mu kardeşim? Mesela geçtiğimiz sene 400 kadın öldürüldü, işte 1400 tane de erkek öldürülmüş. Niye buna bu kadar takılıyorsunuz?’ Bunun cevabı çok basit. O erkeklerin kaçı erkek olduğu için öldürüldü? Erkek olduğu için öldürülen erkek yok ama kadın cinayeti olarak bahsettiğimiz her şey, kadının kadın olduğu için öldürüldüğü, kadın olarak üstüne yüklenen o sözde, o uydurma, o eşitliksiz rollere uygun davranmadığını bir erkek düşündüğü için gerçekleşen ölümlerdir. Verilerden bahsediyorum değil mi? O kadınların ailelerini incelediğinizde ne görüyorsunuz biliyor musunuz arkadaşlar? Yüzde 84’ü ailesi tarafından öldürülmüş. Eşi tarafından öldürülmüş. Babası tarafından öldürülmüş. Oğlu tarafından öldürülmüş. Kardeşi tarafından öldürülmüş. Yüzde 55’i kendi evinin içinde öldürülmüş. Ve bunun bir sebebi var. Yapabileceğini düşünüyor erkekler.

‘Mülk Olarak Bakılıyor’

Bu sistem, başta Türkiye’deki o lanet olası rejimin bayraktarlığını çektiği ama sadece Türkiye’de değil, eminim burası dahil dünyanın hemen hemen tüm ülkelerinde kapitalizmle el ele giren, adına ataerkil dediğimiz ve yere batırmak için mücadele ettiğimiz bu sistemin bize bebeklikten itibaren yüklediği şeylerin bir sonucu bu. Bebeklikten itibaren yüklüyorlar bunu bize. Kadın doğduğu anda babasının mülkü. Abisi varsa abisinin mülkü. Sonra kocasının mülkü. İkinci sınıf vatandaş. Böyle bakıyorlar. O yüzden de hür bir iradesi olamaz. O yüzden boşanmak isteyemez. O yüzden akşam yemeğini sıcak servis etmek zorunda. O yüzden çocuğa bakmak zorunda. O yüzden çalışırken kocasından izin almak zorunda.

‘Şer İttifakına Karşı Birlik Olmak Gerekiyor’

O yüzden. Ve Türkiye’de hakikaten şu anda öyle bir durumdayız ki sevgili arkadaşlar. Kadın düşmanı, Kürt düşmanı, Alevi düşmanı, doğa düşmanı, hayvan düşmanı, çocuk düşmanı, işçi ve emek düşmanı bunların hepsinin vücut bulduğu bir rejim tarafından yönetiliyoruz biz aslında. Bütün dünyada şu anda bir şer ittifakı söz konusu. Bütün dünyada aynı şeyi yapıyorlar. Ve bizim de yapmamız gereken artık tek bir şey var. Başından beri aslında bu birliğe karşı bir birlik oluşturmak. Çünkü aslında bizler çok daha kalabalığız. Bizler çok daha kalabalığız. Bu dünyayı emeği ile var eden, omuzları üzerinde döndüren, alın teriyle döndüren insanlar, emekçiler, kadınlar, biz çok daha kalabalığız bu insanlardan.”

‘Dünya Sağa Kayıyor’

Kadıgil’in ardından DEM Parti Erzurum Milletvekili Meral Danış Beştaş söz aldı. Kadın meselesinin, toplumsal cinsiyet rollerinin erkeklerden, eril yaklaşımdan, toplumsal yaşamdan, iktidarlardan, faşizmden, hukuktan bağımsız olmadığını vurgulayan Beştaş şu başlıklara dikkat çekti: “Ortadoğu’da, Suriye’de, Rojava’da, İran ve Türkiye dahil dünyada yaşananlar bize gösteriyor ki dünya sağa kayıyor. Otoriterleşme giderek artıyor. İmzalanan uluslararası insan hakları sözleşmeleri dahil, BM statüsündeki sözleşmeler, çocuk hakları ve kadına karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesi sözleşmeleri, ulusların kendi kaderini tayin hakkı, anadil gibi birçok başlıktaki haklar şu anda askıda ve herkesin kendi güvenliğini aldığı bir güçler savaşı içindeyiz. Tabii bir kadın toplantısındayız aynı zamanda. İran demişken Jina Mahsa Amini şahsında Jin Jiyan Azadi sloganı etrafında mücadele eden ve yaşamını yitirenleri anıyorum. İyi ki varlar, iyi ki kadın mücadelesi de var.

‘Kadın Demokratik Toplumun Merkezindedir’

Yıllardır kadın mücadelesi içinde biri olarak dünyanın hiçbir ülkesinde, hiçbir kurumda, partilerde kadın meselesinin yüzde yüz çözüldüğünü, özgürlükçü bir bakış açısının hakim kılındığını söyleyemeyiz. Şüphesiz atılan adımlar vardır ama o erkek egemen, eril yaklaşımları görmeye devam ediyoruz. Tüm etkenleri tartışabiliriz ama kadına yaklaşım özel bir mesele değil, politik bir meseledir. Bu iktidarlar için böyledir, siyaset, yargı erki için de böyledir, partiler için de böyledir. Hukuk ve yargı mekanizmasında yer alan, toplumsal cinsiyet bakış açısıyla şekillenmiş kararlar nedeniyle kadınlar katledilmeye devam ediyor. Katiller serbest bırakıldıktan sonra şiddet uygulamaya ve kadınları katletmeye devam ediyor. Karakollara giden kadınlar ‘kendi aralarında anlaşsınlar’ mantığıyla geri gönderiliyor ve bu durum kadınların katledilmesine, şiddet görmesine, işkence görmesine sebep oluyor. Meclisi konuştuk ve mecliste de tam bir erkek egemen dil var. Meclise vekil seçildiğinde hemen eşitlikçi ve özgürlükçü olunmuyor. Fikri, ideolojisi iyi olabilir ama bu meseleyi ne kadar çözüp aşabilmiş, bunları sorgulamak lazım. Sorunun kaynağını tespit etmezsek çözemeyiz. Meseleyi kökten düşünmemiz gerekiyor. Bu nedenle kadın özgürlük mücadelesini demokratikleşmenin, demokratik bir toplumun tam merkezine yerleştiriyoruz. Bu nedenle Türkiye’de yürütülen çözüm süreci mücadelesi dahil birçok mücadelede kadınsız yürütülen mücadelenin meşru olduğunu söyleyemem. Yani kadınların bu tür gelişmelerde her daim merkezde olması gerekiyor. Kadınlar olarak erkek egemenliğine karşı alternatif bir yaşam modeli sunmaya çalışıyoruz. Fakat sistem ne yapıyor? Kadınları hedef alıyor. Mesela eş başkanlık sistemini yasa dışı buluyor. Bu yasa dışı değildir. Mesela İstanbul Sözleşmesi’ni iptal ediyor ve kadınların katledilmesinin yolunu açıyor. Korunma yasası uygulanmıyor, cinayetlere cezasızlık politikası devam ediyor, katiller serbest bırakılıyor. AKP iktidarı kadınların önüne set çekmeyi kendine görev bilmiş. Kadınların kendisinin olmadığı, sözünün olmadığı bir sistem asla demokratik değildir.”

Beştaş’ın konuşmasının ardından panel, soru-cevap bölümündeki tartışmalar ile son buldu.

Haber ve Fotoğraflar: BAT-Cemevi Basın Ofisi / Ulaş Yunus Tosun


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑