İbrahim Çiftçioğlu’nun anısına | Aziz Tunç
Devrimci bir sanatçının ardından: İbrahim Çiftçioğlu’nun yaşamı, dostluğu ve bıraktığı izler…
Kısa süre önce sosyal medyada okudum: “Ressam İbrahim Çiftçioğlu Datça’da hayata veda etti.” Sarsıldım. Tekrar tekrar okudum. Evet, İbrahim Çiftçioğlu hayata veda etmişti ve ne yazık ki ölüm karşısında hiçbir şey yapılamıyordu.

İbrahim Çiftçioğlu, çok değerli bir aydın, yetenekli ve özgün bir ressam, aynı zamanda çok iyi bir dost ve eşi az bulunur bir insandı. 1980 öncesinde katıldığı devrimci mücadeleyi son nefesine kadar sürdürdü.
Ben İbrahim Çiftçioğlu’nu 1990’lı yıllarda tanıdım. Hayatımın ilginç bir dönemiydi.
Malum, 1980 darbesi olmuş, her devrimci kurum, yapı ve çevre büyük darbeler yemişti. Kurumlar zayıflayınca bireyler de geri çekilmiş, kişisel yaşamlarını düzenlemeye yönelmişlerdi. Aynı durumdaydım.
Yakından tanıdığım bir arkadaşım da benim gibiydi. O da 1970–1980 yıllarını İstanbul’da politik faaliyetler içinde yaşamıştı. Sermayemiz yoktu; herhangi bir üretici özelliğimiz veya yeteneğimiz de yoktu. Yaptığımız üretim faaliyetlerinde son derece mütevazı beklentiler içindeydik. Bir lokma bir hırkaya razıydık. Ama yine de istediğimiz sonucu alamıyorduk. Yapacak başka bir iş de bulamıyorduk. Bütün bunların üstüne, yasal sorunlarımız vardı. Ya aranıyorduk ya da mimlenmiştik. Sosyal yaşamımız denetim altındaydı. Çıkış yolları kapatılmıştı. İtlerin salındığı, taşların bağlandığı günlerdi.
Bu koşullarda arkadaşımla zaman zaman dertleşiyor, sohbet ediyorduk.
Bir gün yine sohbet ederken beni çok etkileyen bir kararından söz etti. “Ben,” dedi, “artık bu işleri bırakıyorum. Resim yapacağım.” Önce anlayamadım. Ama o, sistemin yaşattığı kötülükleri, içinde bulunduğumuz durumu ve devrimci özlemlerimizden ne kadar uzaklaştığımızı sayıp dökerek bu konuda kararlı olduğunu belirtti. Arkadaşın kötülüklere başkaldıran tavrı hoşuma gitti. Bu tutuma devrimci bir anlam atfettim. Ama hâlâ anlayamadığım noktalar vardı.
Israrla ve heyecanla resim yapma projesinden söz etmeye devam ediyordu. Hem onun kararlılığı hem de benim merakım üzerine daha özel olarak ilgilendim ve arka arkaya soru yağmuruna tuttum:
“Ne demek resim yapacağım?”
“Resim yaparak ekmek parası kazanılır mı?”
“Ev kirası ödenir mi?”
“Zorunlu harcamalar karşılanır mı?”
Sorular çoktu ama cevabı onun için çok netti.
Bana anlattı: Maltepe’de resim yaparak geçinen “Maltepe Ressamlar Grubu” diye bir grup var. Bunlar onun arkadaşlarıydı. Resim yaparak yaşıyorlardı. Ona da birlikte çalışmayı önermişlerdi. “Onlarla birlikte resim yaparak yaşamımı sürdüreceğim,” dedi.
Şaşırdım. Resim, değerli ve entelektüel bir sanattı, bunu biliyordum. Ama bununla yaşamın sorunlarının çözülebileceğini bilmiyordum. Arkadaşın bu başkaldıran tutumu bana devrime bağlılığın bir ifadesi gibi geldi.
Sohbetin sonunda ona şöyle dedim: “Sen böylesine zorlu bir karar alarak yaşadıklarına karşı bir tavır alıyorsun. Ben de seni destekleyeceğim. İmkânlarım oldukça her hafta sana evimin harçlığından bir pay vereceğim.” O bunu beklemiyordu. Şaşırdı ve “Sen benden resim al,” diye daha gerçekçi bir öneride bulundu. Israrla bunun benim için daha doğru olacağını söyledi.
Ben kabul etmedim. Çünkü amacım resim almak değil, onun isyancı tavrına duyduğum saygıyı ifade etmekti. Ayrıca resimden de anlamıyordum. Sonunda o da itiraz etmedi.
Artık her hafta Mecidiyeköy’e gidiyor, ona belirlediğim parayı veriyor ve saatlerce sohbet ediyorduk. Sohbetlerimizin bir kısmı onun beni resim almaya ikna etme çabalarıyla geçiyordu. Haftalar böyle geçti. Sonunda hem resim almaya hem de Maltepe Ressamlar Grubu’yla tanışmaya ikna oldum.
Zamanla görüşmelerimizi grubun atölyelerinde yapmaya başladık. Orada resim yapan birçok kişiyle tanıştım; birçoğundan eser satın aldım. Böylece sermayedar olmayan ama bir şekilde resim alan biri oldum.
Sanatla tanışma ve İbrahim’e uzanan yol
Bu dönem benim için gerçek bir okul oldu. Sanatı yakından tanıdım, bu konuda okumalar yaptım ve bir fikir sahibi oldum. Bu süreçte tanışmak ve imkân bulabilirsem eserlerinden almak istediğim ressamlardan biri de İbrahim Çiftçioğlu’ydu.
Ancak ona ulaşmak kolay değildi. Üstelik ben, yatırım amacıyla sanat eseri alabilecek kadar varlıklı biri değildim. Amacım hem sanata sahip çıkmak hem de bu alandaki yanlış yargılara karşı bir duruş sergilemekti.
Bu yaklaşımım sayesinde ressamlar bana eserlerini indirimli ve taksitle veriyorlardı. Ancak İbrahim için bu mümkün değildi. Eserleri yoğun ilgi görüyor ve yüksek bedellerle alıcı buluyordu.
Yine de görüşmeye çalıştım. Birkaç kez atölyesine gittim. Ama ekonomik gücümün yetmeyeceğini düşündüğüm için resim istemeye cesaret edemedim. İçimde bir ukde kaldı.
Datça’da buluşma ve unutulmaz hediye
Zaman geçti. Ressam arkadaşım başka bir şehre taşındı, benim uğraşlarım değişti. Ama resim almaya devam ediyordum.
Bir süre sonra “Maraş Kıyımı” adlı kitabı yazdım. İlgi gördü. Tanıtım etkinlikleri düzenlendi. Datça’da yaşayan şair-yazar arkadaşım İbrahim Şen beni davet etti. Gittim.
Oraya vardığımda, İbrahim Çiftçioğlu’nun da etkinliğe katılacağını öğrendim. Çok sevindim.
Etkinlik öncesi atölyesine uğradık. Bizi çok sıcak karşıladı. Sohbet samimi ve içtendi. Önceki mesafeli karşılaşmalarımızdan çok farklıydı.
Bu samimiyetle ona şunu söyledim: “Sizden resim almak istedim ama cesaret edemedim.” Bu bir sitem değildi, iç döküştü. O ise buna üzüldüğünü açıkça ifade etti.
Sonra etkinliğe geçtik.
Sunum sırasında geldi ve en öne oturdu. Sunumdan sonra söz aldı. Tok, güven veren sesiyle hem Maraş Katliamı’na dair bilgilerini hem kitapla ilgili düşüncelerini hem de benim çalışmam hakkındaki izlenimlerini anlattı. Söyledikleri beni derinden etkiledi.
Ama asıl olan, konuşmasının sonunda oldu.
Elindeki ruloyu kaldırarak şöyle dedi: “Aziz dostum İstanbul’da atölyeme gelmiş, resim almak istemiş ama alamamış. Bu nedenle ben de bu resmimi ona hediye ediyorum.”
O an gözlerim doldu. Böyle bir dostluk, böyle bir incelik… Yanına gittim, sarıldım. Gözyaşlarımı gizleyemedim.
İbrahim yalnızca büyük bir ressam değil, aynı zamanda büyük bir insandı.
Devrimci değerlerin gücünü bir kez daha hissettim.
Sonrasında sürgünlük araya girdi. Birkaç kez telefonda görüştük ama uzun sohbetler edemedik.
İbrahim’le yapılamayan sohbetlerin özlemini hep taşıyacağım.
İbrahim’i hiç unutmayacağım.
Aziz Tunç – 26.03.2026

























































