Makaleler

Published on Aralık 19th, 2024

0

E. P. Thompson & İngiliz Etik Sosyalist Geleneği: “İngiliz Marksizmi”nin Ahlaki Boyutunun Tarihsel Üretimi


Yazar: Zhang Liang  2023-01-14 – Çeviri: Hasan Özgür

Özet

Marksizm ve adalet meselesi, akademik camiada sıcak bir tartışma konusu olagelmiştir. İngiliz ve Amerikan akademik çevrelerinde adalet meselesi anlayışını tam olarak kavrayabilmek, “İngiliz Marksizmi”nin ahlaki boyutunu da dikkate almayı gerektirir.

Bu nedenle, İngiliz Yeni Sol Hareketi’nin ilk günlerindeki “sosyalist hümanizm” tartışmasının tarihsel bağlamına geri dönmeliyiz.

Edward Thompson, “dogmatik Marksizm” geleneği üzerine teorik düşüncelerden yola çıkarak, İngiliz 19. yüzyıl etik sosyalist geleneğiyle yakından ilişkili olan “sosyalist hümanizm” teorisini geliştirmiş ve “sosyalist hümanizmin” Marksizmin doğru anlamı olduğunu kanıtlamaya çalışmıştır.

Charles Taylor genel olarak “sosyalist hümanizme” karşı olmasa da, Stalinizm ve komünizm arasındaki ilişkiyi yargılamak için basit bir “evet” ya da “hayır” ifadesinin kullanılmasına karşı çıkmaktadır. Alasdair MacIntyre “sosyalist hümanizm” tartışmasını yeni bir boyuta taşımış ve “insan doğası teorisi” ile “gerçek tarihsel mücadelenin” birlikteliğinde “ahlaki çorak topraklardan” çıkmayı önermiştir.


Yazar Hakkında

Zhang Liang, Nanjing Üniversitesi, Felsefe Bölümü, Marksist Sosyal Teori Araştırma Merkezi’nde öğretim üyesi ve doktora danışmanıdır.

Makale, ilk olarak Foreign Theoretical Trends, s:2, 2022 tarihinde yayınlanmıştır.

“İngiliz Marksizmi” ya da daha geniş anlamda çağdaş İngiliz sol düşüncesi için, 1956’da Yeni Sol Hareketin yükselişinden sonraki ilk beş-altı yıl en önemli ideolojik patlama /yükseliş dönemidir. Yarım yüzyılı aşkın bir süredir İngiliz sol düşüncesinin ve akademik düşüncenin gelişiminin temel hatları ve önemli konuları bu birkaç kısa yıl içinde yaratıldı. İngiliz temelli neredeyse tüm ideolojik ve akademik tartışmaların doğrudan kökenleri bu dönemde bulunabilir. Bu da demektir ki, ancak bu büyük patlama dönemine daha bilinçli bir şekilde geri dönerek, çağdaş İngiliz meselelerini daha derinlemesine ve gerçek yönleriyle anlayabiliriz.

2009-2010 yılları arasında Birleşik Krallık’ta misafir akademisyen olarak bulunduğum sırada, literatür ve akademik görüş alışverişlerinden, 1980’lerin başında Yeni Sol Hareketin sona ermesinin ardından İngiliz sol kampının odak noktasının değişmeye başladığını tespit ettim. Geçmişte nadiren tartışılan ahlaki ve etik konular önemli ölçüde gündeme gelir oldu. “İngiliz Marksizmi “nin daha önce görülmesi zor olan ahlaki boyutu açıkça görünür hale geldi ve Atlantik’in her iki yakasında da etkisini gösterdi. 2014 yılında kıdemli bir araştırmacı olarak İngiltere’yi tekrar ziyaret ettim. Çin’e döndükten sonra, Marksizm ve adalet meselesinin Çin’de sıcak bir tartışma konusu haline geldiğini, ancak tartışmaya katılanların bu konunun orijinal entelektüel tarihsel arka planı hakkında çok az şey bildiklerini ve bu konu ile “İngiliz Marksizmi ”nin ahlaki boyutu arasındaki iç içe geçmiş ilişkiyi fark etmediklerini gördüm. 2019’daki bir seminerde benden bu konudaki tutumumu ifade etmem istendi.

Bu durum beni, çağdaş İngiliz ve Amerikan Marksist siyaset felsefesi araştırmalarına ilişkin temel görüşlerimi ilk kez kısaca özetlemeye, yani İngiliz ve Amerikan akademik çevrelerindeki adalet meselesinin, doğrudan İngiliz Yeni Sol Hareketi’nin ilk günlerindeki “sosyalist hümanizm” tartışmasından kaynaklanan “İngiliz Marksizmi ”nin ahlaki boyutundan ayrı tutulamayacağını anlamaya sevk etti. [1] Görüşlerim meslektaşlarımın dikkatini çekti ve beni yıllar sonra yeniden İngiliz Yeni Sol Hareketi’nin başlangıç aşamasına dönmeye ve Çin’deki ilgili tartışmaya daha eksiksiz bir entelektüel tarihsel arka plan sağlamak için çalışmaya; “İngiliz Marksizmi ”nin ahlaki boyutunun tarihsel oluşumunu sistematik olarak araştırmaya yöneltti.

1. E. P. Thompson neden 19. yüzyılın İngiliz etik sosyalist geleneğini yeniden canlandırmak istedi?

1957 yazında, Büyük Britanya Komünist Partisi’nden henüz ayrılmış olan iki Yeni Sol tarihçi Edward Thompson ve John Saville, eki “Socialist Humanism Quarterly” başlığını taşıyan The New Reasoner dergisini birlikte kurdular.

İlk sayının ana makalesi Thompson’ın uzun başyapıtı Sosyalist Hümanizm idi: Filistinlilere Mektup. Bu makale yalnızca Büyük Britanya Komünist Partisi’nin savunduğu dogmatik Marksist geleneği sorgulamak ve eleştirmekle kalmıyor, aynı zamanda 19. yüzyıl Britanya’sının etik sosyalist geleneğiyle yakından ilişkili olan sosyalist hümanist bir teori geliştiriyordu. Bu teori Yeni Sol içerisinde hararetli tartışmalara yol açmış ve nihayetinde “İngiliz Marksizmi ”nin ahlaki boyutunun tarihsel oluşumuna katkıda bulunmuştur.

Peki, 19. yüzyılda Britanya’nın etik sosyalist geleneği nedir?

Sanayi devriminin doğduğu yer olan Britanya, 19. yüzyılda doğal olarak kendi sosyalist geleneğini kendi toplumsal gerçekliğinden yola çıkarak oluşturmuş ve geliştirmiştir. [2] Diğer sosyalist fikirlerin yararlı etkisini kabul etmeyi -nispeten inatla- reddetmek bu geleneğin önemli bir özelliğidir. Bu nedenle, Marx 1848 devriminin başarısızlığı nedeniyle İngiltere’ye kaçtığında, İngiliz sosyalistleri onu hoş karşılamamış, bununla da kalmayarak Marx ve Engels’in kurduğu bilimsel sosyalizmi görmezden gelmiş, hatta düşmanca davranmışlardır. Sonraki yıllarda Engels, Fabian Society sosyalistlerini sert bir şekilde eleştirir: “Marx ve bize bu kadar kızgın olmalarının nedeni sınıf mücadelesi meselesidir.” [3] Bu gelenek aynı zamanda, modern kapitalizmi geleneksel toplum bakış açısından eleştiren “feodal sosyalizm” [4] ile yakından bağlantılıdır. Marx ve Engels döneminde, “ feodal sosyalizmin” İngiltere’deki başlıca temsilcileri Thomas Carlyle ve John Ruskin’di. Her ikisi de modern kapitalizmin ahlakı, ahlaki ya da dini değerlere dayalı insanlığı ve özgürlüğü yok etmesini lanetlemiş ve daha insancıl bir toplum için çağrıda bulunmuşlardır. Ünlü İngiliz tasarımcı ve sosyal aktivist William Morris, 1883 yılında Marksizm etkisindeki sosyalizme yönelmiştir. Daha sonra kapitalist ahlaki ve estetik eleştiri teorisinin belirgin bir Marksist versiyonunu geliştirerek Marksizmi Carlyle ve Ruskin’in eleştirel teorileriyle birleştirmeye çalışmıştır. Akademik çevrelerde genellikle İngiliz etik sosyalist geleneği olarak tanımlanan, bu gelenektir. [5]

Morris tarafından kurulan İngiliz etik sosyalist geleneği, Thompson’ın 1955’te yayınlanan ‘William Morris: Romantizmden Devrime’ kitabında anlattığı haliyle, büyük ölçüde bir yeni “icat”tır. Uluslararası komünist hareketin henüz büyük değişimler geçirmediği 1955 yılında, İngiliz Komünist Partisi üyesi olan Thompson, bilimsel sosyalist gelenekten oldukça farklı olan bu İngiliz etik sosyalist geleneğini neden “icat” etmiştir?

Birincisi, Büyük Britanya Komünist Partisi içinde İngiliz romantik geleneğine değer veren, onu el üstünde tutan bir “burjuva eğilimi” her zaman var olmuştur.

Bu eğilim, Stalinizm tarafından uzun süre bastırıldıktan sonra 1950’lerin başında yeniden canlanmaya başladı. Nazilerin 1933’te iktidara gelmesinin ardından Büyük Britanya Komünist Partisi içeride anti-faşist mücadeleye önderlik etmekte ısrar etti ve dışarıda İspanya İç Savaşı’ndaki sol ittifakı aktif olarak destekleyerek siyasi cazibesini ve ahlaki etkisini büyük ölçüde arttırdı. Çeşitli alanlardan çok sayıda entelektüel Büyük Britanya Komünist Partisi’ne katıldı. [6] Wystan Hugh Auden, Christopher Caldwell ve George Orwell gibi bir grup yetenekli genç yazar da bu dönemde Büyük Britanya Komünist Partisi’ne katıldı ya da yaklaştı. Bunlar genellikle “Auden kuşağı” olarak adlandırılır. [7] Entelektüel parti üyeleri, özellikle de “ Auden kuşağı ”, 19. Yüzyılda İngiliz anti-kapitalist romantik edebiyat geleneğini ve halk tabanının kendiliğinden mücadele geleneğini yükseltmiş ve öncül teorik araştırmalar yürüterek Thompson gibi daha genç entelektüel kuşak temsilcilerinin Büyük Britanya Komünist Partisi’ne katılmasını / çekilmesini sağlayan büyük bir etki yaratmıştır. İngiliz Komünist Partisi’nde 1930’ların sonlarından sonra Stalinizm, öncü rol üstlendi ve önceki anlayış bir “burjuva eğilimi” olarak yaftalanarak uzun bir teorik eleştiri ve baskı dönemi yürütüldü. 1950’lerin başında Soğuk Savaş’ın etkisi kültürel alana da yayıldı. Amerikan popüler kültürünün güdümündeki kültürel sömürgeleşmeye karşı çıkmak için, ana akım İngiliz Komünist Partisi İngiliz kültürünü, özellikle de kitlelerin kapitalizme karşı çıkma geleneğini öne çıkarmaya başladı, böylelikle eleştirilen ve bastırılan “burjuva eğilimi” dönüştürülebilir ve geri dönebilirdi. İngiliz hümanist geleneğini yeniden canlandırma ve yerel bir Marksist hayal gücü bulma görevi siyasi meşruiyet kazandı ve “Yoldaş Thompson ”a düştü. [8]

İkincisi, İngiliz burjuva akademik çevreleri Morris’in daha sonraki Marksist devrimci düşüncelerini kasıtlı olarak gizledi ve İngiliz Komünist Partisi Morris’i burjuvaziden geri kazanmayı umdu. ‘Arts and Crafts’ Hareketi’nin öncüsü ve modern tasarımın babası olarak bilinen Morris büyük bir sosyal etkiye sahipti. Bununla birlikte, görünen o ki 1899 tarihli biyografisinin yazarı da dahil olmak üzere burjuva akademisyenler, Morris’in son dönem Marksist devrimci düşüncelerini hiç beğenmediler. Çoğu Morris’in sanat, tasarım ve edebi düşüncelerine odaklanmayı tercih etti, siyasi düşüncelerinden, özellikle de sonraki yıllarındaki Marksist sosyalist düşüncelerinden bilinçli olarak uzak durdular. İngiliz hümanist geleneğini yeniden canlandırmak ve yerel bir Marksist hayal gücüne yer açmak adına, Morris’i burjuvaziden geri almak ve Marksist devrimci profilini yeniden kazandırmak gerekiyordu. Thompson, William Morris’i araştırmak ve yayınlamakla görevlendirildi: “Burjuva araştırmacıların Morris’in olgunluk yıllarında kendini adadığı siyasi faaliyet ve çalışmaları tam olarak ele almadaki başarısızlığını” [9] derinlemesine yorumlayarak, Morris’in ‘aynı anda hem Marksist hem de ütopyacı’[10] ve ‘İngilizce konuşulan dünyadaki ilk Marksist’[11] olduğunu ve Britanya’nın radikal geleneğinden yetiştiğini kanıtlamak amacıyla ‘William Morris: Romantizmden Devrime’ yi araştırmak ve yayınlamakla görevlendirildi. Büyük Britanya Komünist Partisi ve Thompson hedefine ulaştı: burjuva eleştirmenler, ‘William Morris : Romantizmden Devrime’nin yayınlanmasının ardından, “ Morris’in gerçekten bir Marksist olduğunu kanıtlamak için kitabın 900 sayfa kullandığı”[12] yorumunu yaptılar.

Üçüncüsü, 1946’da Jean-Paul Sartre tarafından yayınlanan “Varoluşçuluk Bir Hümanizmdir” makalesi, hümanist felsefenin Avrupa ve Amerikan entelektüel çevrelerinde popülerlik kazanmasını, uluslararası komünist kamp içinde hümanist Marksist düşüncenin oluşumunu ve yayılmasını nesnel olarak teşvik etmiştir. “Varoluşçuluk Bir Hümanizmdir” makalesinde Sartre, varoluşçu felsefesinin insan özgürlüğünü gerçekleştirme felsefesi olduğunu, toplumdaki herkesi insan özgürlüğü ve sorumluluğu aracılığıyla birbirine bağlayan bir felsefe olduğunu ve bu nedenle bir hümanizm olduğunu vurgulamıştır. [13] Sartre’ın bu görüşleri hararetli tartışmalara yol açtı. Martin Heidegger, Georg Lukács ve diğerleri, Atlantik Okyanusu’nun her iki yakasında hümanist felsefenin hızla yayılmasını teşvik eden ve uluslararası bir felsefi eğilim yaratan farklı yanıtlar ve tepkiler verdiler. Sartre’ın çağdaş Marksist kamp üzerinde de doğrudan bir etkisi oldu. Fransa, Amerika Birleşik Devletleri, Polonya, Yugoslavya, Çekoslovakya ve hatta Sovyetler Birliği’ndeki Marksistlerin tümü ya hümanizmin Marksizmin temel içeriği ve en yüksek hedefi olduğunu teorik bir perspektiften savunarak ya da hümanizmin Marksizmin içsel anlamı olduğunu kanıtlamak üzere Marx’ın ‘1844 Ekonomik ve Felsefi El Yazmaları’ gibi erken dönem eserlerini yeniden yorumlayarak çeşitli derecelerde bu akıma katıldılar.

1953’te Stalin’in ölümünden sonra uluslararası komünist hareket içinde bir Stalinizmden arındırma akımı ortaya çıktı. Sovyetler Birliği Komünist Partisi de Stalinizm üzerine düşünmeye başladı ve hümanist fikirlerin yayılmasına bir ölçüde izin verdi ve destekledi, böylece hümanist Marksist düşünce uluslararası komünist hareket içinde belirli bir meşruiyet kazandı ve 1950’lerin ortalarından sonlarına kadar Fransa ve İngiltere gibi Avrupa komünist partileri içinde nispeten geniş bir yayılma ve kabul gördü. Tam da Parti içindeki bu ideolojik atmosfer etkisiyle Thompson, bir Komünist Parti üyesi olarak Morris’in düşüncesindeki insani unsurları bilinçli bir şekilde ortaya koymuş ve Marx’ın sosyal eleştiri teorisindeki ahlaki boşluğu doldurmaya çalışarak İngiliz etik sosyalist geleneğini “icat etmiştir”: “Gelişmiş kapitalizm ve piyasa ekonomisinin yol açtığı zarar, insan ilişkilerini temel ekonomik ilişkilere indirgemiştir. Marx ortodoks politik ekonomiye bağlıydı ve devrimci ekonomik insanı sömürülen ekonomik insana bir çözüm olarak değerlendiriyordu. Ancak Marx’ta, özellikle de ilk eserlerinde bu yeterince açık değildi… Blake ve Wordsworth’te endüstriyel kapitalizmin bu eleştirisi çok açıktır ve Morris’in eserlerinde de bu vardır. Dolayısıyla Marksist gelenekle tamamlayıcıdır ve hiçbir şekilde çatışma halinde değildir.” [14]

2. Edward Thompson: “Sosyalist Hümanizm” Marksizmin içsel anlamıdır

1956’daki Macaristan olayından sonra Thompson, Büyük Britanya Komünist Partisi’nin artık kendisi gibi entelektüel parti üyelerinin umduğu yönde gelişemeyeceğine karar vererek Büyük Britanya Komünist Partisi’nden çekilmeyi ve kurumsallaşmamış İngiliz Yeni Sol hareketine yönelmeyi tercih etti. Thompson ve Saville tarafından kurulan New Reasoner, bir başka Yeni Sol yayın olan Universities and Left Review ile birlikte, tarihsel olarak belirli bir örgütsel ve liderlik işlevi üstlendi ve Yeni Sol hareketin ana kamuoyu sözcüleri haline geldi. The New Reasoner’ın açılış başyazısında Thompson ve diğerleri amaçlarının Marksizmi Britanya gerçekliği ve Britanya Marksizminin teorik geleneğiyle bağlantılı olarak korumak ve geliştirmek olduğunu açıkça ifade etmişlerdir: “İngiliz Marksist ve sosyalist geleneğinden aceleyle kopmak gibi bir niyetimiz yok. Aksine, William Morris, Tom Mann ve diğerleriyle başlayan ve daha sonra Left Review ve Modern Quarterly gibi dergilerde ifade bulan bu geleneği, keşfetmemiz ve teyit etmemiz gerektiğine inanıyoruz. Umudumuz bu gelenek ile onun dışında yetişmiş sol sosyalistler arasında bazı köprüler kurmaktır.” [15] Thompson bu önermeye dayanarak ünlü makalesi “Sosyalist Hümanizm: Filistinlilere Mektup” başlıklı ünlü makalesini yayınlamış ve Stalinizm üzerine düşünerek ‘sosyalist hümanizmin’ Marksizmin özünde var olan bir anlam olduğunu kanıtlama girişiminde bulunmuştur.

Haziran 1956’da Kruşçev’in “Kişilik Kültü ve Sonuçları Üzerine” başlıklı gizli raporu Batı’da kamuoyuna açıklandı ve sol cenahta büyük bir tepkiye neden oldu. Bu nedenle popüler görüş Stalinizmi basitçe reddetti ve onu yanlış ve hatalı bir ideoloji olarak gördü. Thompson bu görüşe karşı çıkarak, sadece Stalinizmin gücünü, mantığını ve tutarlılığını hafife almakla kalmayıp, Stalinizmin Komünistlerin fikirleri ve eylemleri üzerindeki büyük etkisini açıklamakta başarısız olduğunu, aynı zamanda ekonomik determinizmin teorik yanılgısına düştüğünü ve “tarihin yaratılması sürecinde insanların düşüncelerinin ve ahlaki tutumlarının rolünü göz ardı ettiğini” savunmuştur [16]. Thompson’a göre Stalinizm gerçekten de bir ideolojidir, ancak Sovyet Rusya’nın özgül toplumsal ve tarihsel aşamasında kök salmış bir ideolojidir ve içsel bir tarihsel temeli ve meşruiyeti vardır. Thompson, Stalinizmin Sovyet Rusya’da Marksizmin yerelleşmesinin doğal bir sonucu olduğuna inanmaktadır. Yerelleştirme açısından Stalinizmin başarılı olduğu söylenebilir, ancak Marksizmin doğru anlaşılması ve yorumlanması açısından Stalinizm bir başarısızlıktır, çünkü Batı Avrupa’da doğan Marksizme üç önemli açıdan ters düşmekte, böylece anti-entelektüalizme, ahlaki nihilizme ve kitlelerin tarihsel özne rolünün inkarına yol açmaktadır. Bu üç önemli husus İngiliz etik sosyalist geleneğinde iyi bir şekilde miras alınmış ve geliştirilmiştir.

Her şeyden önce, anti-entelektüalizm, yani rasyonel düşünme yeteneğinin ve eleştirel bilincin kaybıdır. “The New Rationalist “in öncülü, Thompson ve İngiliz Komünist Partisi içindeki diğerleri tarafından kurulan teorik bir tartışma dergisi olan ‘The Rationalist’ idi. “The Rationalist” ismi, 19. yüzyılın başlarında İngiliz romantiklerin Jakoben radikalizmi desteklemek için kurduğu aynı isimli dergi olan ‘The Rationalist ’ten gelmektedir. 150 yıl sonra, Thompson ve diğerleri ideolojik afişlerine “ Rationalist ” ibaresini belirgin bir şekilde yazdıklarında, ilk olarak rasyonel düşüncenin önemini vurgulamak, ikinci olarak Stalinizmin irrasyonel düşünce özelliklerine, yani anti-entelektüalizme karşı çıkmak ve son olarak da İngiliz etik sosyalist geleneği ile rasyonel düşünce arasındaki içsel bağı vurgulamak istediler. Thompson, anti-entelektüalizmin kaçınılmaz sonucunun dogmatizmin yaygınlaşması olduğuna inanmaktadır. Ekonomik temel ile üstyapı arasındaki ilişkiyi örnek olarak ele alan Thompson, bunun aslında Marx’ın bir metaforu olduğuna dikkat çekmiştir. Avantajları sezgisel ve canlıdır, ancak dezavantajları basitlik ve statiktir, bu da insanların sosyal gelişimin sürecini ve karmaşıklığını görmezden gelmesini kolaylaştırır. Stalinizm, Marx’ın her zaman savunduğu ekonomik temel ve üstyapı, toplumsal varlık ve toplumsal bilinç arasındaki diyalektik etkileşimi görmezden gelerek ve hatta terk ederek, Marx’ın gerçek anlamını kabul etti ve pekiştirdi, böylece canlı tarihsel materyalizmi katı ve mekanik bir ekonomik determinizme indirgedi. [17]

İkincisi ise ahlaki nihilizmdir. Thompson, Stalinizmin tarihsel materyalizmi yanlış anladığı için gerçek toplumsal süreci ve insanın doğasını doğru bir şekilde anlayamadığına dikkat çekmiştir. Sonuç, soyut bir insan anlayışına yol açan ahlaksızlık (araçları haklı çıkarmak için amaçları kullanmak) ve ahlaksızlık (ahlaki araçlardan hoşlanmamak) oldu. “Ancak Roundheads, Levellers ve Royalists, Chartists, Anti-Corn Law League… ekonomik teşvikler nedeniyle inançlarını terk etmediler. Sevdiler, nefret ettiler, tartıştılar, düşündüler ve ahlaki seçimler yaptılar. Ekonomik değişimler sosyal ilişkilerde, gerçek insan ilişkilerinde değişimleri teşvik etti; bunlar adaletsizlik duygusunda, öfkede ve sosyal değişim arzusunda anlaşıldı, algılandı ve ortaya çıktı. Tüm bunlar, ahlaki bilinç de dahil olmak üzere insan bilincindeki mücadele yoluyla çözülmüştür.” [18] Thompson, Marx ve Engels’in olgunluk dönemi eserlerinde ahlaki konuları nadiren tartışmış olmalarına rağmen, ahlaki nihilizme kesin bir şekilde karşı çıktıklarını ve “insanın ahlaki bilincinin toplumsal yüzleşmenin aldığı biçim üzerinde derin bir etkisi olabileceğine ve çatışmaları hafifletebileceğine veya yoğunlaştırabileceğine; benzer şekilde, teorik kavramların gerçekliğe yakınlık derecesinin de tarihin akışını etkileyeceğine” inandıklarını belirtmiştir. “ Tüm bunlar, Avrupa tarihindeki hümaniter düşüncenin onlar üzerindeki etkisinden kaynaklanmaktadır, yani “hümanizm sadece eserlerinin içinden geçmekle kalmaz, aynı zamanda destansı teorik yaratımları için tükenmez bir itici güç sağlar. “ [19] Thompson, William Morris : Romantizmden Devrime adlı eserini yazdığı dönemde, dogmatik Marksist teorik söz dağarcığının yozlaşması karşısında şoke olmuş ve “ahlaki bilincin (tarihsel olarak ya da şimdi) etkin varlığını inkar eden kategorileri temel alarak, William Morris’in son dönem eserlerine nüfuz eden hayal gücü ve tutkuyu neredeyse yok olma noktasına kadar sıkıştırdığına” inanmıştır. Sosyalist Hümanizm’de [20]: A Letter to the Philistines’de Thompson açıkça belirtmiştir: “ Marksizm için, William Morris’in insanın potansiyel ahlaki doğasına ilişkin kavrayışı pastanın üzerindeki krema değil, Marx’ın keşfini tamamlayan, zamanında yapılmış bir yardımdır. “ [21]

Üçüncüsü ise insan emeğinin öznelliğini ve yaratıcılığını inkar etmektir. Thompson, ahlaki nihilizmin Stalinizmin “herkesin entelektüel ve ahlaki bir varlık” olduğunu ve maddi emekle kendini geliştiren her sıradan işçinin “entelektüel ve ahlaki bir özne” olduğunu görmesini engellediğine inanmaktadır. [22] Dolayısıyla Stalinizm de kitlelerin tarihin yaratıcısı olduğunu savunsa da özünde elitisttir. “ Stalinist ideolojide insanlar ‘üretim araçlarına’ bir ektir. ‘ Aslında emeğin özünde insan vardır ve tüm üretim araçları, politikalar, sistemler vs. buradan gelir, ancak bu kavram Stalinist ideolojiden kaybolmuştur. “ [23]

Thompson, “sosyalist hümanizmi” tesis etmek için Stalinizmi eleştirmiştir. Marx ve Engels’in Alman İdeolojisi’ndeki “gerçek bireyler” tartışmasına dayanarak, Marksizmin kitlesel tarihsel görüşe gerçekten bağlı kalması ve işçilerin tarihin gerçek özneleri olduğunu kabul etmesi gerektiğini vurguladı. Sosyalizm ancak onların tarihsel eylemleriyle gerçek olabilir. Bu nedenle, kapitalizm işçileri değersizleştirirken ve işçileri yalnızca metalarla ya da fiziksel ihtiyaçlarla tatmin etmeyi umarken, “sosyalist hümanizm” insanların şeylerin köleliğinden, kâr arayışının köleliğinden ya da “ekonomik gerekliliğin” köleliğinden kurtarılmasını gerektirir. Yaratıcı bir kişi olarak, özgürleşmiş kişi yalnızca yeni fikirler yaratmakla kalmayacak, aynı zamanda büyük bir şey akışı da yaratacaktır.” [24]

3. Charles Taylor: Stalinizm Eleştirisi Temel Sorunu Çözmüyor

Sosyalist Hümanizm’in yayınlanmasının ardından: Filistine Mektup adlı kitabın yayınlanmasının ardından Yeni Sol’da hararetli tartışmalara yol açtı. “Ortodoks” Marksistler ‘sosyalist hümanizmi’ sapkın olmakla ve idealizm bataklığına düşmekle eleştirdiler. [25] “ Sol sosyal demokrat ‘ pozisyona geçen eski komünistler daha net ahlaki ilkelerin oluşturulmasını talep ettiler ve ’ sosyalist hümanizmin ” gerçekliğini reddettiler. Thompson’ın Marksizmi sulandırılmış bir Hıristiyan çeşnisiyle karıştırdığına inanıyorlardı ama bunun çok tuhaf bir yemek olduğunun farkında değillerdi. [26] Kanadalı genç bir Yeni Sol akademisyen olan Charles Taylor, Oxford Üniversitesi’nde Isaiah Berlin ve Elizabeth Anscombe ile felsefe doktorası yapıyordu. Berlin siyasi düşünce tarihi konusunda iyiydi. İlk çalışması “Karl Marx : Yaşam ve Çevre” (1939) Batı “Marksizmini” yeni bir standart araştırmaya itti ve dünyaca ünlü çok sayıda Marx araştırma uzmanı yetiştirdi. Anscombe analitik felsefe ve ahlak felsefesinde iyiydi ve o sırada Modern Ahlak Felsefesi adlı başyapıtını yazıyordu. Bu son derece uzmanlaşmış akademik eğitim geçmişine dayanarak Taylor, The New Rationalist’in ikinci sayısında Marksizm ve Hümanizm başlıklı bir makale yayınladı ve genel olarak “ sosyalist hümanizme ” karşı çıkmamasına rağmen Thompson’ın Marx ve Engels’in düşüncelerini anlamasının doğruluğunu sorguladı ve tartıştı.

Taylor’a göre Stalinizm ve komünizm arasındaki ilişki çok karmaşıktır ve basitçe “evet” ya da “hayır” olarak değerlendirilemez. İnsan öznelliği açısından Taylor, Stalinizmin teoride “mekanik ekonomik determinizme” ait göründüğüne ve insan öznelliğini reddettiğine inanmaktadır; ancak siyasi pratikte Stalinizm mutlak gönüllülüğe inanıyor görünmekte ve “fikirlere, özlemlere ve niyetlere sahip olmanın, sahibinin oynayabileceği nesnel tarihsel rol” olduğuna inanmaktadır [27]. “ Aslında Marx, insanı sınırlamanın ve sınırlamaları aşmanın, belirlenmiş olmanın ve yaratabilmenin tam bir birliği olarak anlar. Dolayısıyla Stalinist diyalektiğin iki bileşeni, aşırı ekonomik determinizm ve mutlak iradecilik, Marksizmle eşit derecede alakasızdır. “ [28] Bu teorik perspektife dayanarak Taylor, Thompson’ın Stalinizmin öznelliği ve yaratıcılığı siyasi elitin ayrıcalıklarına dönüştürdüğü ve etten kemikten, somut işçi sınıfını birincisinin maskesi haline getirdiği görüşüne katılmaktadır.

Taylor’ın Stalinizm ve komünizm arasındaki ilişkiyi basit bir “evet” ya da “hayır” ile değerlendirmeye karşı çıkmasının temel nedeni, Marx’ın farklı dönemlerdeki çalışmalarında teorilerinin, konumlarının ve görüşlerinin değiştiğine, bunun da Stalinizm de dahil olmak üzere yorumlama geleneğinin çarpıtılmasını, saptırılmasını, farklılıkların ve çatışmaların ortaya çıkmasını mümkün kıldığına inanmasıdır. Stalinizm hümanizme karşı çıkar ve komünizmi etik bir kavram olarak anlamayı reddeder. Bunun metinsel temeli, Alman İdeolojisi’nin açıkça belirtmesidir: “Komünizm bizim için kurulması gereken bir koşul, gerçekliğin kendisini uyarlaması gereken bir ideal değildir. Komünizm dediğimiz şey, mevcut durumu ortadan kaldıran gerçek bir harekettir. Bu hareketin koşulları mevcut öncüller tarafından üretilir.” [Thompson ve diğerlerinin hümanizm bayrağını yükseklerde tutmalarının nedeni, 1844 tarihli Ekonomik ve Felsefi El Yazmaları’nın insanlara ilan etmiş olmasıdır: ” Komünizm, özel mülkiyetin pozitif olarak aşılması, yani insanın kendine yabancılaşması ve dolayısıyla insanın özüne insan tarafından ve insan için gerçek anlamda sahip olmasıdır; dolayısıyla insanın kendine, topluma, yani insan doğasına dönüşüdür… Bu komünizm, tamamlanmış bir natüralizm olarak hümanizme eşittir ve tamamlanmış bir hümanizm olarak natüralizme eşittir. İnsan ile doğa, insan ile insan arasındaki çelişkinin gerçek çözümüdür ve varlık ile öz, nesneleştirme ile kendini doğrulama, özgürlük ile zorunluluk ve birey ile sınıf arasındaki mücadelenin gerçek çözümüdür. “ [30] Buna dayanarak Thompson, ahlakın Marksizme yeniden dahil edilmesi konusunda ısrarcı olmuş ve şunları söylemiştir: “ Belli bir tür kaba Marksist amoralizm ya da ahlaki görecilik Marksizmle bağdaşmaz. Ahlakın ‘sınıfa bağlı’ olduğu önermesi yalnızca tarihsel bir yorum değil, aynı zamanda önceki tüm ahlaki sistemlerin üstü kapalı ve eksik bir şekilde mahkum edilmesidir. Bu aynı zamanda daha yüksek ve daha bilinçli bir ahlak için bir savunmadır.” [31]

Taylor, Thompson’ın pozisyonuna katılmasına rağmen, bir filozof olarak hemen Stalinist olmayan başka sorunlar keşfetti. Birincisi, amaçlar ve araçlar arasındaki ilişki. Alman İdeolojisi’nden sonra Marx ve Engels aslında amaçlar ve araçlar arasındaki ikiliği tarihsel yasalar teorisi aracılığıyla terk ettiler, ancak “sosyalist hümanizm” bir kez daha amaçlar ve araçlar arasındaki ilişkiyi ortaya koydu ve “ahlaki amaçlara ancak ahlaki araçlarla ulaşılabileceğine” [32] inandı. İkincisi, adalet ve haklar arasındaki ilişkidir. Komünizm, en temel sosyal adalet olan şiddetli devrim yoluyla yeni bir toplum inşa etmelidir. Ancak, şiddetli devrim komünizmi kabul etmek istemeyenlerin haklarını ihlal eder mi? Bu soru hümanizm için kilit bir meseledir. Üçüncüsü, kurtuluş ve özgürlük arasındaki ilişkidir. Proletarya tüm insanlığın ve kendisinin kurtuluşunun peşindedir. “Amaçlarına ancak mevcut tüm toplumsal sistemleri şiddetle yıkarak ulaşabileceklerini açıkça ilan ederler. … Proletaryanın bu devrimde zincirlerinden başka kaybedecek hiçbir şeyi yoktur. Onlar bütün dünyayı kazanacaklardır.” [33] Peki insanların özgürleşmeyi kabul etmeme özgürlüğü var mıdır? Bu şekilde, “ sosyalist hümanizm ” bir cümle daha eklemek zorunda kalmaktadır: “ Proletarya, bazı insanları insan olma statülerinden mahrum bırakmadan kendini özgürleştiremez. “ Dördüncüsü, hedefler ve süreçler arasındaki ilişki. Taylor, komünizmin gerçekleşmesinden önce bazı toplumsal grupların çıkarlarının kaçınılmaz olarak ihlal edileceğini göstermek için Sovyet sanayileşme sürecindeki kolektif çiftlikleri örnek göstermiştir.

Kısacası Taylor, Stalinizmin gerçekten de sorunlarla dolu olduğuna, ancak sadece Stalinizmi eleştirmenin sorunları gerçekten çözemeyeceğine inanmaktadır. Taylor’a göre Marksist komünizm “tamamlanmamış bir hümanizmdir” ve Stalinist ideoloji hem Marksizmin yetersizliğini hem de bu yetersizliğin çarpıtılmasını yansıtmaktadır. Dolayısıyla Stalinizm eleştirisi yalnızca orijinal geleneğe dönüş olamaz, aynı zamanda Marksist komünizm teorisini de yeniden inşa etmelidir. [34]

4. Alasdair MacIntyre: Kendi “ahlaki çöplüğümüzden” çıkmalıyız

Birçok katılımcı arasında “sosyalist hümanizm” tartışmasını yeni bir boyuta taşıyan kişi Alasdair MacIntyre olmuştur. MacIntyre Glasgow, İskoçya’da doğdu. Üniversite yıllarında kısa bir süre Büyük Britanya Komünist Partisi’ne katılmış, ancak daha sonra Sovyet siyasetinden duyduğu memnuniyetsizlik nedeniyle partiden ayrılmıştır. İngiliz felsefesinde sistematik eğitim almış akademik bir filozof olan MacIntyre, hayatını “erdemin peşinden gitmeye” adamış ve çeşitli çağdaş Batı ahlak felsefeleri arasındaki temel farklılıkları çözmeye çalışmıştır. Marksizm’de: An Interpretation (Marksizm: Bir Yorum) adlı 1953 tarihli kitabında MacIntyre, Marksizmi İngiliz Hıristiyan geleneğiyle bütünleştirmeye çalışmış ve Hıristiyanlaştırılmış bir Marksizm görüşü önermiştir. Temel fikri, Marksizmin Hıristiyanlıktan kaynaklanan ve Hıristiyanlığı aşan hümanist bir dünya görüşü olduğudur. Kapitalizmin tarihine ve ahlakına bir alternatiftir ve çağdaş kapitalizmin etik sorunlarını çözebilir. [35] Bu şekilde MacIntyre ve Thompson “ sosyalist hümanizmin ” kapısına farklı yollardan ulaşmışlardır. Yeni Sol Hareketin yükselişinden sonra MacIntyre Yeni Rasyonalist çevrenin bir üyesi olmuş, ancak “ sosyalist hümanizm ” tartışmasına hemen müdahil olmamıştır. Tartışmalar yoğunlaştıkça MacIntyre, New Rationalist’in 1958’deki son ve 1959’daki ilk sayısında “Notes from a Moral Wasteland” (Ahlaki Çorak Topraklardan Notlar) başlıklı bir yazı yayınlayarak Stalinizm hakkındaki görüşlerini ve “ sosyalist hümanizme ” verdiği desteği sistematik bir şekilde ortaya koymuştur.

Ahlaki Çorak Topraklardan Notlar’ın açılışı, Stalinizmin ve onun çeşitli türden ahlaki eleştirmenlerinin, partiler arasındaki şiddetli tartışmaların ve anlaşmazlıkların, tıpkı insanların bilmedikleri bir ahlaki çorak toprakta keşfe çıkmaları gibi, gerçek dünyada var olan farklı ahlaki tercihlerin bir tezahürü olduğunu fark etmediklerine işaret ediyor. Sorunun anahtarı, kendi sınırlılıklarının üstesinden gelmekte ve gerçekten gerçekçi bir ahlaki çözüm bulmakta yatmaktadır: “Onların sınırlamalarının, hatalarının ve ahlaki konulardaki ‘yanlış ihtiyaçlarının’ üstesinden gelmek ve bunları aşmak, kendi çorak topraklarımızdan bir çıkış yolu bulmaktır.” [36]

Metnin “Ahlak ve Arzu” başlıklı ilk bölümünde MacIntyre, Stalinizm ile çeşitli ahlak eleştirileri arasındaki tartışmayı felsefi bir perspektiften özetleyerek, her iki tarafın da “ahlakın araç-uç modeline” hapsolduğunu ve aynı madalyonun iki yüzü olduğunu savunuyor. Stalinizmin ahlaktan ve “olması gerekenden” bahsetmemesinin nedeni, “ahlaki açıdan doğru olanı gerçekten tarihsel gelişimin sonucu olanla eşitlemesidir”. Ona göre “tarih, nesnel yasaların işlediği, bireylerin rollerinin tarihsel koşulları tarafından önceden belirlendiği bir alandır. Bireyler rollerini kabul edebilir ve isteyerek ya da istemeyerek oynayabilirler, ancak senaryoyu yeniden yazamazlar. Bireyler tarihte bir hiçtir, sadece aktördür ve tarihsel gerçeklere ilişkin ahlaki yargıları bile performansın bir parçasıdır. ‘Olması gereken’ ilkesi tarihteki ‘olan’ tarafından ezilir.” Stalinist ahlak eleştirmenleri, tıpkı Tanrı gibi, tarihin dışında durur ve ahlak ve “olması gereken” hakkında konuşur. “Tüm meseleler ahlaki üstünlüklerine göre değerlendirilir. ‘Olması gereken’ ilkesi tarihin ‘olan’ının tamamen dışındadır. … Ahlaki eleştirmenler için tarihsel süreç, gerçekte ne olduğu ve ne olması gerektiği tamamen ilgisiz konulardır.” [37 İki taraf arasındaki Don Kişotvari mücadele, “ahlaki bireycilik ile ahlaksız Stalinizm arasındaki sonuçsuz çatışmayı” aşmak ve “üçüncü bir ahlaki konum” bulmak gerektiğini göstermektedir. “ [38]

“Tarih ve Ahlak” başlıklı ikinci bölümde MacIntyre, Thompson ve diğerlerinin Stalinizm eleştirisini sürdürerek Stalinizmin yalnızca ‘ikincil’ bir Marksizm olduğunu ve Marksizmin kendisini temsil edemeyeceğini vurgulamıştır. Dolayısıyla Stalinizmin meseleleri tartışmaması ya da tartışamaması, Marksizmin kendi cevaplarını veremeyeceği anlamına gelmez. İnsan doğası ve ahlakla ilgili geleneksel sorular, yani “Ben”, “Ben olabilirim”, “Ben olmak istiyorum” ve “Ben olmalıyım” arasındaki ilişki, çağdaş Marksistler tarafından Marx ile tutarlı insan doğası teorisi anlayışına uygun olarak cevaplanmalıdır. [39]

“Ahlak ve Arzunun Birliği” başlıklı üçüncü bölümde ise MacIntyre bu sorulara kendi ilkesel cevaplarını vermiştir. Ahlakın tarihini gözden geçiren MacIntyre, ahlak ile arzunun, olması gereken ile olanın, grup ile bireyin birliğini sağlamanın modern Batı toplumunun çözmesi gereken ahlaki bir ikilem olduğunu ve Marksizmin bu ikilemi çözmenin tek olası anahtarı olduğunu belirtmiştir. “Alman İdeolojisi “ndeki ‘gerçek birey’ kavramından yola çıkarak insan doğasının oluşumunun tarihsel olduğuna dikkat çeken MacIntyre, ”insan potansiyeli her çağda ilerlemiştir ve bu ilerleme o toplumsal biçime özgüdür ve toplumun sınıfsal yapısı tarafından kısıtlanır. Kapitalizm altında, bu olasılığın gelişimi bir krize sahiptir”, ancak ‘üretimin büyümesi, insanların kendi özlerini yeniden kazanmalarını, gerçek insanların insan varlığının zenginliğini gerçekleştirmelerini mümkün kılar’. Peki, üretimin ve sınıf mücadelesinin gelişimi neden insanın özünü gerçekleştirebilir ve ahlak ile arzunun, olması gereken ile olanın, grup ile bireyin birliği sorununu çözebilir? MacIntyre’a göre, işçi sınıfı sınıf mücadelesi yoluyla bilişsel bir değişim gerçekleştirmiştir. “Önce en çok istedikleri şeyin diğer insanların çoğunun istediği şey olduğunu keşfettiler; ayrıca insanların hayatlarını paylaşmanın sadece istediklerini elde etmek için bir araç olmadığını, hayatı paylaşma biçimlerinin aslında en çok istedikleri şey olduğunu keşfettiler. … İnsanlar, insan doğasının ortak noktalarını paylaşmaya ve rekabetçi toplumun içimizde beslediği düzensiz ve bireyci arzuları tatmin etmeye yönelik derin arzuyu yeniden keşfediyor, böylece ne insan doğasından ne de özünden sapıyor. Bu keşifle birlikte ahlaki ilkeler yeniden önem kazanıyor. Çünkü onların tatmini artık kısa vadeli bencil davranışlarımızı düzeltmeye ve böylece arzuları özgürleştirmeye yardımcı olarak görülebilir. Ahlaki kurallar ve temel ihtiyaçlarımız artık taban tabana zıt değildir.” [40]

Son olarak, “Komünist Ahlak Fütürizm Değildir” başlıklı dördüncü bölümde MacIntyre gerçekliğe geri dönerek Yeni Sol’u boş lafları bırakıp olumlu eylemlerde bulunmaya çağırır, çünkü komünizm hiçbir şekilde fütürizm değildir, ahlak tarih olmadan köksüzdür ve gerçek bireyler ancak gerçek mücadele yoluyla kendi özlerini gerçekleştirebilir ve diğerleriyle birliğe ulaşabilir. [Başka bir deyişle, MacIntyre şuna inanmaktadır: “Herhangi bir ahlaki önerme, eğer gerçek dünyada evrenselleştirilecekse, tarihsel olarak tasarlanmış bir insan doğası teorisine dayanmalı ve ezilenlerin özgürlük için verdikleri gerçek tarihsel mücadelede hayata geçirilmelidir. “ [42]

5. Kısa Yorumlar

Ahlaki Çorak Topraklardan Notlar’dan sonra Thompson, MacIntyre, Taylor ve diğerleri makaleler yayınlamaya ve tartışmalar başlatmaya devam ederek 1960 yılına kadar “sosyalist hümanizm” tartışmasını daha derin bir düzeye taşıdılar. [43] Bu tartışma sadece üç ya da dört yıl sürmüş olsa da, düşünce tarihi üzerinde derin bir etki yaratmıştır. İlk olarak, Sovyet Marksizminin İngiliz sol entelektüel ve akademik çevrelerindeki ortodoks statüsü tamamen altüst oldu. Çöküşünün yıkıntıları üzerinde İngiliz yerli Marksist düşünce geleneği kök salmaya ve gelişmeye başladı. İkinci olarak, İngiliz yerli Marksizminin sürekli entegrasyonuyla, geleneksel Marksizmdeki ahlaki boşluk dolduruldu ve İngiliz solcu akademisyenlerin ahlaki ve etik konulardaki düşünceleri büyük ilerleme kaydetmeye başladı. Üçüncüsü, İngiliz sol entelektüel ve akademik çevrelerinin görece kapalı durumu kırıldı ve Avrupa kıtasından çeşitli Marksist düşünceler İngiltere’ye gelmeye başladı, böylece İngiliz solunun teorik genleri belli ölçüde gelişti. Dördüncü olarak, çoklu teorik söylemler arasında bir rekabet durumunun ortaya çıkmasıyla birlikte, İngiliz solu Marx ve Engels’in eserlerinin yorumlanmasına önem vermeye başladı. Bu bir yandan Batı “Marksizmi ”nin Birleşik Krallık’ta gelişmesini sağlarken, diğer yandan da İngiliz solunun Marksizm seviyesini yükseltti, gereksiz fikir ayrılıklarını azalttı ve akademik uzlaşı ve ideolojik mutabakat birikimini giderek arttırdı. Ancak akademik araştırma da zamanın bir ürünüdür. Bu ideolojik tarih etkileri tohumlar gibidir. Gerçekten kök salmak, filizlenmek ve büyümek istiyorlarsa, uygun bir dönemin gelmesini beklemelidirler. Tarih, bu uygun dönemin ancak Yeni Sol Hareketin sona ermesinden sonra gerçek anlamda açılabileceğini kanıtlamıştır.


Notlar

[1] See Zhang Liang, “A Remnant of the Academic History of the Rise of Research on Marxist Political Philosophy in Britain and the United States”, Social Sciences in China, p . 3 , July 25 , 2019 .

[2] See Max Bill , A History of Socialism in England, translated by He Xinshun, Commercial Press, 1959 .

[3] Selected Works of Marx and Engels, Volume 10 , People’s Publishing House , 2009 , p. 644 .

[4] Selected Works of Marx and Engels, Volume 2 , People’s Publishing House , 2009 , p. 54 .

[5] Stanley Pierson, Marxism and the Origins of British Socialism: The Struggle for a New Consciousness, Ithaca: Cornell University Press, 1973, p.88 .

[6] Henningdon, “The Communist Party of Great Britain’s Anti-Fascist Struggle”, in Gowland et al., Thirty Years of the Communist Party of Great Britain, translated by Fu Jiaqin et al., People’s Publishing House , 1953 , pp. 81-88 ; Noreen Branson, History of the Communist Party of Great Britain 1927-1941 , London: Lawrence and Wishart, 1985, pp . 110-129, pp. 210-213 , pp . 220-239 .

[7] Samuel L. Hynes, The Auden Generation: Literature and Politics in England in the 1930’s, New York: Viking Press, 1977 .

[8] Tim Logan , The Moral Economists : R. H. Tawney, Karl Polanyi , and EP Thompson ’s Critique of Capitalism, translated by Cheng Guangyuan, Zhejiang University Press , 2020 , pp. 235-246 .

[9] EP Thompson, William Morris: Romantic to Revolutionary, Stanford, California: Stanford University Press, 1988, p. 817 .

[10] Ibid. , p. 791 .

[11] Henry Abelove (ed.), Visions of History, Manchester: Manchester University Press, 1983, p.21 .

[12] EP Thompson, William Morris: Romantic to Revolutionary, p. 769.

[13] Jean-Paul Sartre , Existentialism is a Humanism, translated by Zhou Xuliang and Tang Yongkuan, Shanghai Translation Publishing House, 1988 .

[14] Henry Abelove(ed.), Visions of History, p. 22.

[15] John Saville and Edward Thompson, “Editorial”, The New Reasoner, No. 1, Summer 1957, p.1.

[16] Thompson, “Socialist Humanism : A Letter to the Philistines,” in Zhang Liang and Xiong Ying (eds.), Ethics, Culture and Socialism: A Reader of Early Thought of the British New Left, Jiangsu People’s Publishing House , 2013 , p. 6 .

[17] Ibid., pp. 10-15 .

[18] Ibid., p. 23 .

[19] Ibid., p. 25 .

[20] Henry Abelove(ed.), Visions of History, p. 21.

[21] Thompson, “Socialist Humanism : A Letter to the Philistines,” in Zhang Liang and Xiong Ying (eds.), Ethics, Culture and Socialism: A Reader of Early Thought of the British New Left, p. 27 .

[22] Ibid., p . 32 .

[23] Ibid., p . 35 .

[24] Ibid., p . 48 .

[25] Tim Enright, “Materialism or Eclecticism”, The New Reasoner, No. 3, Autumn 1957, pp. 105-112, p. 108.

[26] Harry Hanson, “An Open Letter to Edward Thompson , ” in Zhang Liang and Xiong Ying (eds.), Ethics, Culture and Socialism: A Reader of Early Thought of the British New Left, pp. 50-63 .

[27] Charles Taylor, Marxism and Humanism, in Zhang Liang and Xiong Ying (eds.), Ethics, Culture and Socialism: A Reader of Early Thought of the British New Left, p. 65 .

[28] Ibid., p . 66 .

[29] Selected Works of Marx and Engels, Volume 1 , People’s Publishing House , 2009 , p. 539 .

[30] Ibid., p. 185 .

[31] Charles Taylor, Marxism and Humanism, in Zhang Liang and Xiong Ying (eds.), Ethics, Culture and Socialism: A Reader of Early Thought of the British New Left, p. 69 .

[32] Thompson, “Socialist Humanism: A Letter to the Philistines,” in Zhang Liang and Xiong Ying (eds.), Ethics , Culture and Socialism : A Reader of Early Thought of the British New Left, p. 27 .

[33] Selected Works of Marx and Engels, Volume 2 , p. 66 .

[34] Charles Taylor, Marxism and Humanism, in Zhang Liang and Xiong Ying (eds.), Ethics, Culture and Socialism: A Reader of Early Thought of the British New Left, pp. 71-72 .

[35] See Zhang Xiao , “The Intersection of Virtue and Science : An Analysis of MacIntyre’s Early Christianized Marxism”, Shandong Social Sciences, no . 6 , 2013 .

[36] MacIntyre, Notebooks from a Moral Wasteland, in Zhang Liang and Xiong Ying (eds.), Ethics, Culture and Socialism: A Reader of Early Thought of the British New Left, p. 73 .

[37] Ibid., pp. 74-75 .

[38] Ibid., p. 80 .

[39] Ibid., p. 84 .

[40] Ibid., pp. 91-92 .

[41] Ibid., pp. 93-94 .

[42] Zhang Liang, ed., British New Left Thinkers, Jiangsu People’s Publishing House, 2010 , p. 202 .

[43] See Paul Blackledge , “Morality and Revolution: Ethical Struggles within the British New Left”, Modern Philosophy, no . 1 , 2007 .

Tags: , , ,


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑