Makaleler

Published on Mayıs 20th, 2025

0

Devlet yalanlarla süreci yönetmeye çalışıyor | Aziz Tunç


Türk devleti, Devlet Bahçeli’nin DEM Partililerin elini sıkmasıyla başlayan sürece dair bir gerekçe de anlatmıştı. Buna göre devlet, “dış tehditlerden” kaynaklanan “beka sorunu” yaşıyordu, o nedenle “iç barışını” sağlamak, bunun için de PKK ile barışmak istiyordu.

Türk devletinin beka sorunu yaşadığı doğrudur, ancak bu sorunun dış tehditlerden kaynaklandığı iddiası yalandır. Devletin çeperinde yer alan birçok siyasetçi, medya mensubu da bu “dış tehdit” iddiasının inandırıcı olmadığını biliyorlar. O nedenle hükümet yetkililerine, söz konusu “dış tehditler kimlerdir” diye ısrarla sorular sormuş, ancak bu sorunun cevabını alamamışlardır. Çünkü belirtildiği gibi bu iddianın gerçeklikle hiçbir ilgisi bulunmamaktadır.

Elbette bütün devletlerin çıkarlarından dolayı birbirleriyle sorunları bulunabilir. Bu doğaldır. Nihayetinde devletlerin naif bir dostluk içinde olmadıkları, olamayacakları açıktır. Türk devletinin de çeşitli devletlerle sorunları bulunmaktadır. Ancak bu sorunların hiçbirinin Türk devletinin geleceğini tehlikeye atan bir beka sorunu yaratmadığı açıktır.e

Bu durumda “Türk devletinin bekasını tehdit eden bir devlet var mı, varsa bu devlet kimdir” sorularının cevabını aramak konuyu anlaşılır kılacaktır. Komşulardan başlanabilir. Zaten yeterince büyük bir düşmanı bulunan İran’ın Türk devletiyle düşmanlık yapması, mevcut konjonktürde hem mümkün değil hem kendisi için doğru değildir. Irak’ın, Türk devletinin karşısında hiçbir iradesinin ve gücünün olmadığı defalarca görüldü. Irak, bırakalım Türk devletinin geleceğine tehdit olmasını, Türk devletinin gasp ettiği ve uluslararası mahkemelerde hak ettiği petrol alacağını bile alamıyor. Suriye zaten yıkıntılar içinde ve Türk devleti Suriye’yi yutmak için elini ovuşturup durmaktadır. Böyle bir devletin Türk devletinin geleceği için tehlike ifade etmesi hiç ama hiç mümkün değildir. Yunanistan, uluslararası ilişkiler bağlamında en güçlü devlettir. Bu yönüyle Türk devletinin kolayca diş bileyeceği bir devlet değildir. Ancak Yunanistan’ın da Türk devletinin bekasını tehdit eden hiçbir girişimi olmamıştır, bu yönlü bir politikaları da söz konusu değildir.

Dünya üzerinde hâkimiyet savaşı içinde olan devletlerden Rusya’nın mevcut durumda Türk devletinin bekasını tehlikeye atacak herhangi bir politikasından söz edilemez. Tam tersine, Ukrayna sorunundan ve daha başka bazı nedenlerden dolayı neredeyse müttefik durumdadırlar.

Avrupa devletlerinin Türk devletinin bekasını tehlikeye atacak bir girişiminin olmadığı da ortadadır. Eh yani Latin Amerika’nın, Asya’nın, Uzak Asya’nın, Afrika’nın yoksul devletlerinin veya Erdoğan’ın liderliğini yapmaya çalıştığı İslam devletlerinin Türk devletinin bekasını tehlikeye attığı da söylenemez.

Bölgenin DAİŞ’çi çetelerinin de Türk devletine bağlı çeteler oldukları göz önüne alındığında, onların da herhangi bir beka tehlikesi yaratmadıkları ortadadır.

ABD ile Türk devletinin uzun süreden beri sürdürülen ilişkileri bilinmektedir. Hem NATO bağlantısı üzerinden hem genel bağımlılık üzerinden ABD, Türk devletinin efendisidir, o nedenle bir saldırıdan söz edilemez. ABD’nin Ortadoğu temsilcisi durumunda olan İsrail’in de ABD izin vermediği sürece Türk devletine savaş açmayacağı açıktır.

Ancak buna rağmen, bunun tam tersi bir gerçeklik üzerinden de konunun ele alınması kaçınılmazdır. Bölgeyi yeniden yapılandırmak isteyen ABD’nin bu yapılandırma çabasıyla Türk devletinin bekasını tehlikeye attığı ileri sürülmektedir. Senaryo şöyle anlatılmaktadır: ABD, Saddam’ı, Kaddafi’yi ve Beşar Esat’ı yıkarak Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmektedir. Bu süreç, Türk devletinin de yıkılmasını ve yeniden yapılandırılmasını gerektirmektedir. Kürtler, potansiyel olarak Türk devletini yıkacak ve Ortadoğu’yu yeniden yapılandıracak olan sosyal, siyasal güç olarak ortaya çıkmaktadırlar.

Bu durumda, Türk devletinin beka sorunu diyerek korktuğu tek toplumsal ve politik güç Kürtler ve onların temsilcisi olan PKK olmaktadır. Yani Türk devletinin bekası için tehlike olarak tanımladığı toplumsal güç Kürtler, siyasal güç ise PKK’dir. Devlet bu gerçeği gizleyerek yalan söylüyor.

Devletin halklara söylediği ikinci yalan, bu sürecin karşılığında Kürtlerin hiçbir taleplerinin ve kazanımlarının olmadığı şeklindeki yalandır. Gerek Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ın ilk çağrısında, gerek daha sonra yapılan açıklamalarda ve en son PKK’nin yaptığı kongrenin sonuç bildirgesinde yaratılmak istenen bu algının gerçek dışı olduğu çok net bir biçimde ifade edilmektedir.

Süreci yakından izleyenler başından sonuna kadar görüyorlar ki ne Kürt Halkı, ne Kürt Halk Önderliği ve ne de Kürt Özgürlük Hareketi hiçbir talebinden vazgeçmemiştir. Bütün veriler, ulusal demokratik talepler uğruna mücadelenin yeni araç ve yöntemlerle sürdürülmesinin planlandığını göstermektedir.

Bütün bu yalanlara, manipülasyonlara ve algı oluşturma çabalarına rağmen, devletin bir beka sorunu olduğu doğrudur. Bu beka sorunu, devletin yayılmacı, soykırımcı, antidemokratik özelliğinden kaynaklanmaktadır.

Güncel konjonktürde Türk devleti, yayılmacı, soykırımcı ve antidemokratik özelliklerini sürdürmek istemektedir. Ancak verili sosyal, siyasal koşullar buna uygun değildir ve verili koşulları dikkate almamak, Türk devletinin parçalanmasına yol açacaktır.

Türk devleti bunun için Kürt Halk Önderi’yle ve DEM Partililerle görüşmek zorunda kalmıştır. Yani Türk devleti, karşılaştığı herhangi bir dış tehditten dolayı değil, kendi iç çözümsüzlüğünden, Kürtlere karşı sürdürülen savaşı sürdüremiyor olmasından dolayı bu süreç başlatılmıştır. Aynı şekilde, bu süreçte Kürt Halk Önderi de Kürt Özgürlük Hareketi de Kürt Halkı da teslim olmamıştır. Mücadelesine aynı kararlılıkla devam etmektedir.

Buna rağmen Türk devleti, yalanlarla başlattığı bu sürecin gerektirdiği en sıradan demokratik adımı atmamakta, gerekli yasal düzenlemelerin hiçbirini yapmamaktadır.

Normal koşullarda demokratikleşmek isteyen her ülkede mutlaka yapılması gereken bir dizi demokratik düzenlemenin hiçbirisi yapılmamaktadır. Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ın koşullarının iyileştirilmesi, umut hakkı, özgürce çalışabileceği koşulların oluşturulması sürekli ertelenmektedir. Siyasal af hem sürekli sınırlandırılmak istenmekte, aynı zamanda geleceğe havale edilmektedir. Hasta tutsaklar, ana dilde eğitim, Kürt Halkı’nın varlığının tanınması gibi bir dizi sorun bekletilmektedir.

Devletin, bütün demokratik hakların kullanılmasını sağlamayı şantaj aracı olarak değerlendirdiği görülmektedir. Şu ana kadar devlet, Kürtler başta olmak üzere bütün toplumsal kesimlerin demokratik taleplerini şantajlarla karşılamıştır. Devlet eğer, Kürt Halk Önderi’nin ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin bütün bu fedakârlıklarını istismar etmek ve farklı sonuçlar çıkartmak istiyorsa, bilinmelidir ki bu yaklaşım hem yanlış hem zararlı hem de tehlikelidir. Kürt Halkı ve demokratik kamuoyu buna izin vermeyecektir.


Aziz Tunç – 20.05.2025

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑