Türkiye’de siyasi ve ekonomik belirsizlik | Cumali Yağmur
AKP içerisinde, Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden Cumhurbaşkanı seçilememesi durumunda partinin akıbetinin ne olacağı tartışmaları şimdiden başlamış durumda. Türk Anayasası uyarınca Erdoğan’ın normal şartlarda üçüncü kez aday olması mümkün değildir. Ancak AKP-MHP iktidarı, erken seçim kararı alarak Erdoğan’ın yeniden adaylığının önünü açabilir. Diğer bir seçenek olan anayasa değişikliğiyle adaylığı mümkün kılma formülü ise, AKP ve MHP’nin Meclis’teki sandalye sayısının yetersizliği nedeniyle şu an için güç görünüyor.
AKP içindeki çeşitli fraksiyonlar şimdiden yeni bir cumhurbaşkanı adayı arayışına girmiş durumda; hatta bazı isimler yüksek sesle tartışılmaya başlandı bile. Parti tabanının bir kısmı Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan etrafında kenetlenip onun adaylığını talep ederken, bir diğer kesim Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ı, bir kesim ise İbrahim Kalın’ı öne çıkarıyor. Kanaatimce Erdoğan’ın aday olamayacağı kesinleştiğinde, AKP mensupları nihayetinde tek bir aday üzerinde uzlaşarak seçime gitme yolunu seçeceklerdir.
AKP, son yerel seçimlerde ciddi bir oy kaybına uğrayarak sandıktan ikinci parti olarak çıktı; ana muhalefet partisi CHP ise birinci parti konumuna yükseldi. Bunun üzerine AKP-MHP ittifakı, CHP ve DEM Parti üzerinde bir baskı mekanizması kurarak seçilmiş belediye başkanlarının yerine kayyımlar atadı ve bazı isimleri tutuklattı. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu üzerindeki hukuki baskı sürdürülürken, bazı CHP’li ve DEM Partili belediye başkanları görevden alındı. Ayrıca bazı CHP’li belediye başkanlarına AKP’ye geçmeleri yönünde baskı uygulandığı da kamuoyunda konuşuluyor.
Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı adayı olmasa dahi, AKP Genel Başkanlığı’nı bırakmayacak ve siyaseti bizzat şekillendirmeye devam edecektir. Siyaset sahnesinden çekilmek bir yana, diğer sağ partilerle birlikte sosyal demokrat alternatiflere karşı sert tutumunu sürdürecektir. Seçimler sonrasında mevcut ittifak devam etmese bile, küçük sağ partiler birleşip %5 barajını aşarak Meclis’e girebilirler. Bu durumda ideolojik yakınlıkları nedeniyle yine AKP ve MHP ekseninde yer almaları muhtemeldir.
Ülke ağır bir ekonomik krizin pençesindeyken, enflasyon beklenmedik seviyelere tırmanmış durumdadır. Türkiye’deki demokratik istikrarsızlık nedeniyle yabancı sermaye ülkeye yatırım yapmaktan çekiniyor. Türk lirasının değeri günden güne erirken, kişi başına düşen millî gelir azalıyor. Halkın büyük bir kesimi giderek yoksullaşırken, dar bir kesim zenginleşmeye devam ediyor. Muhalefet partileri ise bu süreçte bir araya gelip iktidar bloğuna karşı güçlü ve ortak bir mücadele hattı örmeyi başaramıyor.
Geniş kitlelerin direniş kültürü zayıf olsa da, toplumun bazı kesimleri 68 kuşağının çabalarıyla korku duvarını bir nebze olsun aşmıştı. Ancak 2001’den bu yana iktidarda olan ve toplumu kendi ideolojisine göre yeniden şekillendiren AKP rejimi; kitlesel tutuklamalar ve “Cumhurbaşkanına hakaret” davalarıyla toplumda bir korku iklimi yarattı. Gezi Direnişi büyük bir toplumsal dinamizm yaratsa da, iktidar bu direnişi şiddet ve baskı yöntemleriyle bastırdı. Bugün hâlâ Gezi davası nedeniyle cezaevinde bulunan pek çok kişi var.
AKP-MHP ittifakının kurduğu baskı sistemi nedeniyle kitleler yeni bir direniş gösteremiyor. Bir zamanlar “kazan kaldırma” kültürü varken, bugün insanlar tepkilerini dile getirmekten çekiniyor; tabiri caizse “padişahın arkasından konuşup yüzüne karşı ceket ilikliyorlar.” Toplumdaki bu sindirilmiş hâl, mezarlıktan geçerken korkudan ıslık çalan birinin durumuna benziyor. 68 kuşağının devrimci önderlerinden Mahir Çayan’ın “öncü savaş” tezinde belirttiği gibi, kitlelerin bu korkuyu yenmesi için bir öncü güce ihtiyaç duyulmaktadır. Ancak mevcut baskılar halkın büyük bir bölümünü derin bir sessizliğe gömmüş durumda.
Son dönemde Kürt hareketi örgütlenerek güçlü bir irade ortaya koydu. AKP-MHP iktidarı, Kürt sorununun çözümü için Meclis’te bir zemin arıyormuş izlenimi vererek İmralı ile temas kurma girişimlerinde bulundu. Ancak somut adımlar atılmış değil. Türkiye, sorunu içeride çözmek istiyormuş gibi görünse de, Suriye’deki Kürt bölgelerine yönelik operasyonlarını sürdürüyor. Bugün de Suriye’deki geçici hükümetin Kürtlere karşı saldırılarını destekler bir pozisyondadır. Türkiye’deki iktidar yanlısı basın Kürtleri sürekli hedef gösterirken; El Kaide kökenli olduğu bilinen isimlerin (Ahmet el-Şara / Cevlani gibi) Suriye’de meşrulaştırılması dikkat çekicidir.
Dış politikada ise Türkiye yüzünü Trump dönemine çevirmiş durumda. Olası bir ABD müdahalesi için üslerini kullanıma açma ihtimali masada duruyor. Türkiye, Ortadoğu’daki değişimleri bir kule izliyormuş gibi pusuya yatmış görünse de, Kürt karşıtı politikalarından taviz vermiyor. Öte yandan ana muhalefet partisi CHP ve Genel Başkan Özgür Özel, etkili bir muhalefet sergilemekte ve Kürt sorununu sahiplenmekte yetersiz kalıyor. Küçük partiler ise seçim barajı nedeniyle varlık gösteremiyor. Anketler, AKP-MHP bloğunun hâlâ belli bir gücü elinde tuttuğunu gösteriyor.
Sonuç olarak, AKP-MHP iktidarı şiddet, tutuklama ve ekonomik sömürüye dayalı düzenini sürdürmek için her yolu deniyor. Halk yığınları ve muhalefet partileri bu duruma karşı geniş bir direniş cephesi oluşturmakta zorlanıyor. Faşizmin ve bu baskı düzeninin yenilmesi, ancak halk kitlelerinin en tabandan örgütlü bir mücadele yürütmesiyle mümkün olacaktır.
Cumali Yağmur – 26.01.2026
























































