Makaleler

Published on Ocak 25th, 2026

0

Filmin Sonuna Geldik… | Ali Engin Yurtsever


(En başta yazmak gerekir: Üzerimize kabus gibi çöken bugünler geçecek, halk olarak kaybettiğimiz ne varsa geri alacağız. Özgür bir ülkemiz olacak ve bu ülke ortak kabul etmeyecek.)

               Sonunu bildiğimiz bin yıllık bir filmi tekrar tekrar izliyor gibiyiz. Aktörler değişiyor ama coğrafya ve konu değişmiyor. Bin yıllık sömürgeciler, değişik aktörlerle karşımıza geçip; toprağımızı ele geçiriyor, bebekten yaşlıya öldürüyor, isyan edenleri ölümle birlikte binbir zulme maruz bırakıyor, sonra “niye sesini çıkarıyorsun?” diye daha da barbarlaşıyor ve son perdede de dişlerinden damlayan kanımızı diliyle yalayarak, en ahlaksız ve en utanmaz bir şekilde “biz bin yıldır kardeşiz, kaderimiz ve kederimiz ortaktır” diyerek inanmamızı bekliyor. Elbette bütün bunları sadece kendi gücüyle yapmıyor. içimizde kimi zaman konformist, kimi zaman sınıfsal, kimi zaman da bireysel çıkarları uğruna yer alan işbirlikçilerin can-iı gönülden sunduğu katkıyla yapıyor. 

            Kurdistan özgürlük mücadelesinin son elli yıllık tarihinde defalarca ama hep tek taraflı ateşkes ve “barış süreci” ilan edildi. Ancak Türk devleti ne ateşkes ilan etti, ne de gerçek anlamıyla bir “barış süreci”ne katılım sağladı. Her ateşkes döneminde alan kazanmak, mevzi güçlendirmek ve bilgi elde ederek saldırmak dışında bir amacı olmadı. Bu nedenle “barış süreci” denilen zamanlarda da “iyi niyet göstergesi” adına çoğunluğu karşılanan talepler ileri sürdü ve elde etti. Kimi zaman Kurdistan Özgürlük Hareketi’nin elinde bulunan esirleri istedi, kimi zaman kan dökülerek elde edilen alanların boşaltılmasını istedi, kimi zaman da gelip teslim olunmasını istedi. Bu isteklerin çoğu karşılandı. üÜzerinden zaman geçtikten sonra geriye dönüp baktığımızda Türk devletinin hiçbir adım atmadığı, her şeyin Kürtler tarafından yapıldığı görüldü. Elinde bulunan binlerce esirden birini bile bırakmak bir yana, tahliye tarihlerini bile uzattı.

Kazandığımızı sandığımız her hakkımızın gasp edildiğini yaşayarak gördük. Vekiller kazanıldı ama hem mecliste, hem de dışarda engeller çıkarıldı. Bütün engellemelerine rağmen belediye başkanlığı seçimlerini katıldık, kazandığımız her yerde ya kayyım, ya da hapishaneler karşımıza dikildi. Enerjimizin çoğunu bize (bilinçli olarak) açılan alanlarda tükettik. Bir geçmişe bakalım, devlet 1993 yılından beri “barış, hak verme ve demokrasi” adına ne yaptı? Manşetlere konu olan süslü sözleri çıkarırsak ne yaptı? Daha geçen seferki çözüm süreci denilen tarihlerde tutulan alanlardan çekilen gerillaların çıkış güzergahlarına kurduğu pusularla yüzlercesini şehit etmedi mi, sürece olan inançtan dolayı demokrasi mücadelesi verenleri fişleyip daha sonra hepsine hayatı zindan etmedi mi ve barış adına gelen heyettekilerden bir dönem sonra yakaladıklarını tutuklayıp ağır cezalara mahkum etmedi mi? Şehir direnişlerinde bir bodrumda insanları yaktılar, cenazeleri kargoyla gönderdiler, göndermediklerini de saygısızca kaldırımlara gömüp her gün çiğnemediler mi? Oysa sıradan bir hak alma mücadelesi değildi bu. En açık tanımıyla sömürgecilerden “kendini alma” mücadelesiydi. Buna inanan milyonlar bu inancin peşinden gitti, çünkü tarihte görüldüğü gibi gerçekleştirilebilir bir inançtı bu. 

          Unuttuğumuz gerçekler vardı. Sömürgeci bir devletin sömürge ulusa ve onun bilinç taşıyan öncülerine çok az bir alan açtığı gibi, açtığı alanın genişliğini de sadece kendisinin belirlediği ve o açılan alanda da cezaların, sürgünlerin ve olümlerin yolu gözlediği gibi. Ekim’24 tarihinde başlatıldığını kabul ettiğimiz belirsiz sürecin bizi getirdiği nokta barışa giden bir yol değil. Bir savaşın amacı değişmez araçları değişebilir. Ancak bu belirleme değişime uğradı. Bu değişim de Kürt halkına ağır bir bedeli dayattı. Sormak gerekir; siyasal alanda belediyelere atanan kayyımlar ne oldu, onlarca gösteri yapıldı. Ama direnişi darbeleyen açıklama yapıldı; “bizim için kayyım önemli değil, önemli olan barış” denildi. Nedense “barış” kelimesinin içine bizim uğradığımız zulümler girmiyor ama devlete verilen her taviz giriyor.

         Kabul etmemiz gerekir ki devlet çok ustaca hazırladığı bir plan üzerinden hareket ederek sadece askeri ve siyasi alanı değil aynı zamanda Rojava’da kazanılan hakları da büyük ölçüde zayıflattı, güçsüz hale getirdi. Şimdi bizlerin ABD başta olmak üzere bu planda yer alan devletlere söz söylemeden önce kendimize dönüp sormamız gerekmez mi? Bin yıl boyunca bize yaşattıklarından hiç mi ders almadık, bu devletin yapısını hiç mi anlamadık? Bir tokalaşmanın peşinden gidenler bir yıldan fazla bir süredir bir çöp kadar bile hak alamadığımızı neden sorgulamıyorlar? Adım adım ilerlediler. Savunma tünellerinin boşaltılmasını istemek bir yana, kalekolları unutmamız bir yana yüzden fazla üs ve askeri alanı elde ettiler. Efrîn’den çıkacaklardı ve geri dönüşler olacaktı. Şimdi son saldırılarla Rojava büyük oranda darbe aldı. Muhtemeldir Kobanê düşürülecek. Çünkü diktatörün yarası var; “Kobanê düştü, düşüyor” sözünü yutmak zorunda kaldı. Orayı Kobanê’nin özgürleştiği tarihte düşürmek isteyecektir. İlan edilen ateşkes biliniyor ki gerçekliği olmayan, savaşa hazırlık ateşkesidir. Daha dün beş çocuk soğuktan donarak öldü. Biz ise halen süreci gerçek hayatta karşılığı olmayan “kardeşlik” temelinden tutmaya çalışıyoruz. Neredeyse dünyanın en büyük ırkçı devlet ve halkına karşı. 

     İzlediğimiz bu filmin sadece figüranı görevini üstlenen Türk devleti bilmelidir ki, tarihsel olarak en fazla bir reklam filmi kadar süresi olan pespaye bir film bu. Çok çabuk bitecek, gündemden kaldırılacak ve tekrarı olmayacak. izlenme süresi İran’a gidilen süre kadar olacak. 

      Mücadelenin araçları değişebilir, yeterki amaç değişmesin. Çünkü bir halkı bir araya getiren amaç aynı zamanda büyük bir inancın içinde toplanan hayatlardan oluşur. O hayatlar ki daha dün beşi kuşatmanım yarattığı soğuğa dayanamadı. Ama geri kalanlar dayanmak zorunda çünkü öfkenin yarattığı gücü yönelmesi gerekiyor.


Seçtiklerimiz: Ali Engin Yurtsever – Nupel – 25.01.2025

Tags:


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑