Devrimci sosyalistlerin Che’si | Temel Demirer
“Che’nin mirası
her zamankinden
daha güncel.”[1]
“Ölüm nereden ve nasıl gelirse gelsin, Savaş naralarımız kulaktan kulağa yayılacaksa ve silahlarımız elden ele geçecekse ve başkaları mitralyöz sesleriyle ve de savaş ve zafer naralarıyla, cenazelerimizde ağıt yakacaksa, ölüm hoş geldi sefa geldi!” diyen ve sözlerini tereddütsüzce yaşama geçiren birisinden yani Ernesto Che Guevara’dan söz etmek kolay olmasa da, post-Marksist vazgeçişin “modern zamanlar”ında kaçınılmazdır.[2]
Kolay mı? O, “Çoğu bana maceracı diyecek, evet öyleyim. Ama farklı bir türden… İnançlarını doğrulamak uğruna, postunu tehlikeye atan türden,” diyen Arjantinliydi, ama kendi ülkesinde ölmedi!
Che, kendi sınıfından koptu ve bir daha geri dönmedi!
Che, doktordu ama bir muayene karşılığı hiçbir zaman para aldığı görülmedi!
Che, bakandı ama sosyalist bir iktidarda bile oturduğu koltuğu sevmedi!
Che, sosyalistti; bıkmadı, durmadı, yorulmadı, şüphe etmedi!
Che, “Ben kurtarıcı değilim, kurtarıcı diye bir şey yoktur, insanlar kendilerini kurtarır,” diyen bir devrimciydi; kıvırmadı, eğilmedi, bükülmedi!
Che, “insanlık”ın onurudur!
Özetle O, bizdendir, Filistinli’dir, Arap’tır, İranlı’dır, Kürt’tür, Türk’tür, Ortadoğulu’dur. Emperyalizme karşı mücadelenin uzlaşmaz simgesidir.
Hatırlayın: “Che’nin ölüm(süzlük) fotoğrafındaki o gülümseyişe ne çok şey sığdırmıştık. Belki bilinçle yapmamıştık ama Ekim Devrimi törenleri bürokratlarının yerine duvarlarımıza Che’nin fotoğrafını asmamızın bir açıklaması olmalıydı. Zamanla her şey yerli yerine oturuyordu: O, bizden biriydi; Comandante’ydi, bizim Che’ydi.
Birinci sigarası içerdik; filtreli içince ‘küçük burjuva’ olunuyordu. Che, ağzından eksik olmayan purosuyla gülümsüyordu. Haki üniforması mezara kadar sürecek bir savaş hâlini simgeler gibiydi. Yürüyüşlerde sıklıkla attığımız ‘İki üç daha fazla Vietnam’ sloganını ‘Ernesto’ya bin selam’ vurgusuyla tamamlıyorduk. Çünkü Che, gidebilmek bilinciydi, yolun kendisiydi. Bütün takı ve sıfatları bırakarak -olasılıkla iktidarın yozlaştırıcı etkisini bilip de bırakarak- gidebilmekti…
Siyah beresi yana yıkık, alnında kızıl yıldızıyla Latin Amerika portresine dönüşen o gerillaya dokunabilirdik. Dokunabilirdik çünkü varmak için o güzel yarınlara, bizim de dağlarımız vardı…
Soyadı benzerliğinden yola çıkılarak kendisine yöneltilen akraba olup olmadıklarıyla ilgili soruya verdiği yanıt ne kadar öğreticiydi: ‘Yoldaş’, diyordu, ‘Ailem İspanya’nın hangi bölgesinden geliyor, gerçekten bilmiyorum. Elbette atalarım çok önce çıktılar oradan, bir ayakları geride kaldı, ötekisi ileride ama ben onlara ait bilgileri saklamadıysam, bu durumun gereksizliğindendir. Yakın akraba olduğumuzu sanmıyorum ama dünyada gerçekleşen herhangi bir adaletsizlik karşısında eğer siz de öfkeyle titriyorsanız, yoldaşız demektir ve bu çok daha önemlidir.’[3]
Arjantinli’ydi… Kübalı’ydı… Devrimci enternasyonalistti…
José Martí’nin, ‘Şimdi akkor zamanıdır, yakında yalnız ışık gözükecek’ ifadesinden mülhem 1 Ocak 1959’da “Sierra’nın Sakallıları”, öngörüyü doğrulayan ilk müfreze olarak Havana’ya giriyordu. Dünyanın kırlarından dünyanın kentlerine giriyorduk. Onlardan biri, Comandante Che Guevara, devrimin altıncı yılında, Fidel’den yeniden yola çıkış için izin istiyordu. O devrimin “machete”siydi. Kamış kesmekte kullanılan bir pala kadar yalın ve işlevli olan görevini tamamlamıştı. Yol uzundu ve şafak uzun…
Bolivya Dağları’nda öldürülüyordu. “Gracias a la Vida/ Hayata Teşekkürler” diye de okunabilir bütün bu yazılanlar ya da sadece Che diye de…”[4]
Evet bu Oydu; 9 Ekim’deki infazının ardından katillerinin yayınladığı “ölü Che” fotoğrafı ile onlar zaferlerini ilan ettiklerini düşünseler de John Berger, düşmanlarının bu tasarımının gerçekleşmesinin imkânsızlığını şöyle anlatır: “Bu fotoğrafı düzenleyen ve onaylayanların tasarımı ancak bir şekilde gerçekleşebilirdi, o an dünyanın tüm durumunu yapay bir şekilde olduğu gibi korumakla, yaşamı durdurmakla.”
Yaşamı durduramadıkları için de Che yaşamaya devam ediyordu…
Çünkü Che, kahramanlıklarına da kaynaklık eden fikirleriyle, sosyalizmi bir gelecek ütopyası ya da yarına ilişkin mükemmel bir tasarım olmanın ötesinde mücadelenin her somut evresinde inşa edilen ve José Martí’den miras Latin Amerika devriminin ateşini harlama fikrine dayanan devrimci hakikâtti.
* * * * *
Che, 14 Haziran 1928’de Arjantin’in Rosario kentinde doğdu.
Latin Amerika’da müthiş bir hareketliliğin yaşandığı çağa küçük yaşlarında tanıklık etti. İrlanda’da verilen bağımsızlık mücadelesine merak saldı. Baba evinde İspanya İç Savaşı gazisi Cumhuriyetçi İspanyollarla tanıştı. Tıp okumak için Buenos Aires Üniversitesine girdikten sonra, önce Arjantin kırsalını, ardından baştan aşağı tüm kıtayı motosiklet ile gezdi.
Yol boyunca, Şilili bakır madencilerinin çalışma koşullarını, Atamaco Çölünün komünistlerini, Peru’nun topraksız köylülerini, cüzzamlı kolonilerini bizzat görme, tanıma imkânı buldu. Latin Amerika eşitsizliğin her türlüsünü, tüm kapsamıyla ve en ağır şiddetiyle yaşıyordu. Bu tablo karşısında sadece öfkelenmekle kalmıyor, birleşik devrimci Latin Amerika tahayyülünü büyütüyordu.
Tam da bunun için Guatemala’daki ilerici hükümetle, anti-emperyalist halk mücadeleleriyle, farklı ülkelerden sosyalistlerle tanıştı. Aynı zamanda Fideller ile de ilk temasını sağladı.
Guatemalalı Arbenz hükümetinin, ABD’nin müdahalesiyle devrilerek yerine kontrgerillacı Amerikancı Armas’ın getirilişine tanık oldu.
Sonra da Meksika’da Castro kardeşlerden etkilenerek 26 Temmuz Hareketine katıldı. Che’ye göre Küba’da Batista da Amerikan şirketlerinin bir kuklasıydı ve halkın kurtuluşu için ondan kurtulunmalıydı.[5]
Sonrasında 1953’te Moncada Kışlası baskınıyla başlayan Küba Devrimi 1 Ocak 1959’da ABD yanlısı diktatör Fulgenico Batista’nın kaçışıyla amacına ulaştı. Küba’da yeni bir çığır açıldı.
Devrimden sonraki yıllarda, Castro hükümeti radikal reformlar uygulamaya başladı. Toprak reformu, eğitim ve sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılması, yabancı şirketlerin millîleştirilmesi gibi adımlar atıldı. Bu politikalar, Küba’nın iç dinamiklerini değiştirirken, aynı zamanda ABD ile ilişkilerin bozulmasına neden oldu. 1961’de Küba’da karşı-devrimci bir kontrgerilla girişimi olan ABD destekli Domuzlar Körfezi Çıkarması, başarısızlıkla sonuçlandı.
Ardından ekonomi bakanı Che, Küba’daki görevlerini bırakarak önce Afrika’da sonrada ABD sömürgeciliğine karşı Bolivya’da savaşmayı seçti. 9 Ekim 1967’de CIA operasyonu ile sona erecek Bolivya yolculuğuna çıkmadan önce, ailesine yazdığı mektubunda, kendisini Cervantes’in ilham verici kahramanı Don Quixote’a benzetiyordu: “Bir kez daha, kamburu çıkmış Rocinante’min kaburgalarının bacaklarıma dokunuşunu hissediyorum. Gene kalkanımı omuzlayıp yolculuğa koyuluyorum…”[6]
* * * * *
Che’nin kendinden sonraki kuşakları etkileyen, tüm dünyada iz bırakan simgeye dönüşmesi, yalnızca kendi fedakârlık ve kahramanlıklarla örülü kişisel tarihi ile ilgili olmaktan çok; Ekim Devrimi ile başlayan, sömürge karşıtı savaşlar ve Çin devrimiyle ısınan ve 68 kuşağı ile ivmelenen bir yüzyılın özeti olmasındandır.
Çünkü O Küba’nın, Kongo’nun, Bolivya’nın yoksul halklarının hakikâtine inancını, BM’deki konuşmasında şöyle anlatmıştı: “Şimdi, tarih Latin Amerika’da yaşayan yoksulları, tarihlerini kendileri yazmak kararında olanları, horlananları hesaba katmak durumundadır.”
Kendi ifadesiyle “Kopyacı ve taklitçi bir sosyalizm yerine kendi gerçeği ve kendi diliyle sosyalizm” arayışının bir ifadesi olarak Che, sosyalizmi bir gelecek ütopyası ya da geleceğe ilişkin kusursuz bir tasarım olmanın ötesinde, inşa hâlindeki devrimci bir geçiş süreci olarak gördü.
Bugünkü alacakaranlık içinde sosyalizme ilişkin nostaljik olmayan ve kolaya kaçmayan bir arayıştan söz edilecek ise, Che’nin de inandığı gibi sosyalizm kitlelerin mücadelesiyle biçimlenecektir.
Tam da bunun için O, “Gerçek devrim kalpleri de fetheden devrimdir” demişti.
İş bu nedenle Che, sadece Latin Amerika’nın siyasal düşünce tarihinin doruklarından biri değil; aynı zamanda XX. yüzyılda Marksizmin evrenselleşme sürecine katılan düşünürler arasında da en önde gelenlerdendir. “Onu eşsiz kılan dört temel özellik sayabiliriz: Birincisi; önerdiği ve bizzat uyguladığı ayaklanmacı siyaset tipi hem vazgeçilmez bir silah, hem de katılımcılarını dönüştüren bir okuldur. İkincisi; modern dünyayı öncü bir yaklaşımla kavrayıp eleştiren, ezilenlerin perspektifinden devrim gereğini ortaya koyan olağanüstü bir düşünsel mirasa sahiptir. Üçüncüsü; düşünceleriyle eylemleri arasında tam bir tutarlılığın bulunmasıdır. Ve bu üç özelliğin ulaştığı etki düzeyi olarak; yalnızca içinde bulunduğu koşullarla yüzleşmenin çok ötesine geçen bir ufuk genişliğine sahip olmasıdır.
Yine de Che’nin kuramsal gelişimi, gökten düşen ani bir yıldırım değildi. Lima’dan geçişi, orada sosyalist hekim Hugo Pesce ile tanışması (Pesce ona José Carlos Mariátegui’nin ‘Peru Gerçeğinin Yedi Tezi’ kitabını armağan etmişti[7]) ve 1940’lar-50’lerin anti-emperyalist hareketleri -özellikle Jacobo Arbenz’in ilerici Guatemala hükümetinde edindiği deneyim- politik biçimlenmesinde belirleyici rol oynamıştı.
Silahlı ayaklanma döneminden devrimin iktidardaki ilk evresinin sonuna dek Che, Fidel ile birlikte devrim serüvenini yaşadı; onu sürecin mutlak lideri ve istisnai radikal bir düşünür olarak izledi. O yıllarda Fidel bir yandan halk eğitimcisi ve en üst seviye önderlik işlevlerini üstlenirken, Che pratikte sayısız alanda görevler yürüttü.
Devrimler karmaşık süreçlerdir: Egemen düzeni yıkıp kurumlarını sarsmaları, simgelerini değersizleştirmeleri; özgürleştirici bir karakteri yüceltirken, aynı zamanda çelikten disiplinler tesis etmeleri; birliği en üstün değer yapmaları; meydan okumaya cüret edip saygınlık kazanmaları; yeni düzeni -yaratılar, uyarlamalar, kurumlar, değerler, alışkanlıklar, süreklilikler-kurmaları gerekir. Süreçler dönemlere ayrılabilir, tarihsel olarak incelenebilir, değerlendirmeler yapılabilir. Devrimlerin ideal seyri çoğu kez sarkaç benzetmesiyle anlatılmıştır: Önce en üst radikal noktalara ilerleyen adımlar; ardından duraklamalar, geri dönüşler, istikrar arayışları. Sarkaç orta noktada dinginleşse bile dayandığı eksen, döngünün başladığı yerden çok daha ileridedir. Che, işte bu sarkacı en ileri konumuna taşıyandı.
Onun yaşamına baktığımızda, olağanüstü eylemleri ve erdemleri kuşkusuz tükenmez bir ahlâk hazinesidir; ancak bugün onun üzerinde yeniden dururken, esasen fikir ve önerilerine bakmamız gerekir; çünkü kalıcılığının ve güncel faydalanımımızın temeli buradadır. Koşullarının çok ötesine geçmiş olması, çoğu zaman devrim sonrasının uzlaşma ve geri çekilmeleriyle bağdaşmadığı için güç bir miras da bırakır; ama sembolik ağırlığı büyüktür ve devrimle özdeşleşir…
Che Guevara, ulusal ve toplumsal perspektiflerin çatıştığı, uluslararası sınırlamaların derin gerilimler yarattığı bir ortamda yetişti. Fidel ve yoldaşlarıyla attığı kararlı adımlar, devrimin zaferiyle sonuçlandı; Küba devrimi bir ulusal kurtuluş devrimi olarak vücut buldu ve sosyalist bir Küba çizgisi egemen oldu. Che, egemen düzeni yıkan, halkı seferber eden, güçlü halk iktidarıyla ülkeyi yeniden örgütleyen sürecin çocuğuydu. Bu süreç, insan onurunu, zenginliği ve olanakları adalet ve eşitlik ilkeleriyle yeniden paylaştırdı; kendini savunmasını bildi, ABD’nin saldırılarını boşa çıkardı, tam ulusal egemenlik kazandı, özgün düşünce geliştirdi ve Sovyet tipi sosyalizme eleştirel olmak zorunda kaldı.
Bu arada XX. yüzyılın ikinci devrimci dalgası Üçüncü Dünya’da yayılıyor, büyük zaferler elde ediliyor, Vietnam gibi cephelerde yeni bağımsızlıkların pekiştirilmesi, ulusal kalkınma arayışları, emperyalizme karşı sert tepkiler eşliğinde sürüyordu. Bu dalga düşünceyi de prangalardan kurtarmaya çalıştı; reel sosyalizmin araç ve konumlarını eleştirdi.
Che, savunduğu insani-toplumsal yaratımların yeni bir çağa ait olduğunun bilincindeydi. Ona göre devrimciler, ülkelerindeki kapitalizmin yetersizliklerinin ötesine geçmeli; mutlak hedef olarak sosyalizm ile ulusal kurtuluşu aynı süreçte benimsemeli, bunları sistematik biçimde derinleştirmeli ve enternasyonalist olmalıydı. Bu, seçeneklerden biri değil, kapitalist egemenliğin geri dönüşünü önlemenin yegâne yoludur. Che’ye göre bu kavrayış, bireysel ve toplumsal özgürleşmeleri yoğuracak dev bir sürekli eğitim sürecini gerektirir. Onun aciliyeti, sınırsız direngenliği ve muazzam entelektüel savaşı buradan gelir.
Che, ender rastlanan biçimde aynı anda hem eylem hem düşüncede çok parlak bir örnektir…
Buenos Aires’ten Guatemala’ya uzanan yolculuğu, onu yoksullara hizmet etme arzusundan politik konumlanmanın zorunluluğunu kabul etmeye taşıdı. İmparatorluğu ve kapitalizmi düşman olarak tanımladı. Bugün çeşitli kaygılarla politikaya mesafeli duranlar için Che’nin bu süreci öğreticidir.
Bu konum, onu Avrupamerkezci Marksizmden ve soyut önceliklendirmelerden uzaklaştırdı; Sovyet kampının planına sığmayan anti-kapitalist, anti-emperyalist devrim, onun hedefiydi. Kıtada tüm varlığını adayacağı devrimci bir dava aradı ve buldu.”[8]
* * * * *
Che’nin “reel sosyalizm”e yönelik eleştirilerine de değinmeden geçmek mümkün değildir.
Ona göre “kapitalizmin silahlarıyla kapitalizme karşı savaşmak” yanlıştır. Asli mesele, kapitalist tarihin derinlerine kök salmış bencilliği eleştirel-yaratıcı biçimde dizginleyip aşamalı olarak tasfiye edebilmektir. Ekonomik, toplumsal, siyasal, hukuki, idari araçların ağını kurarak başka davranış ve değerler dünyası inşa etmek gerekir.
Sanayi işçilerinin başında geçirdiği ilk 1960’lar deneyimini incelemek, Che’nin sosyalizm anlayışındaki zenginliği gün ışığına çıkarır. Onun düşün dünyasında eleştiri ruhu, bağımsız düşünme, özgünlük teşviki esastır; bu sayede “reel sosyalizmin kopyacılığı”na ve zihinsel sömürgeleşmeye karşı gerçek bir düşünsel özerkliğe sahiptir.
Che, sosyalist kampın da tıpkı kapitalist dünya gibi eşitsiz gelişmelere sahip olduğunu, “tek bir sosyalist dünya sistemi” varmış gibi konuşmanın gerçek dışı olduğunu, görünen ekonomik olmayan sorunların ardında bile aşılmaz çelişkilerin yattığını söyler. Güçlü sosyalist devletlerin zayıfları boyun eğdirdiğini, eşitsiz değişim, rekabet, hatta sömürüye varan olguların yaşandığını belirtir.
Che’nin reel sosyalizme yönelik eleştirileriyle birlikte Küba’nın gelişiminin Sovyetler’e bağımlı olmasının riskinin altını çizdiği görüşleri malumken; sosyalist ülkeler topluluğunun emperyalizmden mustarip halklara kardeşçe bir yaklaşım içinde olması gerektiğinin altını çizdiği de unutulmamalıdır.
Onun bu tutumu, emperyalizme karşı mücadele eden halklarla reel sosyalist ülkeler arasındaki eşitsiz ticari ilişkilerinin güçlü bir eleştirisidir. Bu eleştirisini de daha açık olarak şöyle ifade eder: “Geri kalmış ülkelere alınteri ve sınırsız acıya mal olan hammaddeleri dünya pazarı fiyatlarıyla satmak ve şimdiden otomatikleşmiş büyük fabrikalarında üretilen makineleri dünya pazarı fiyatlarıyla satın almak nasıl olur da ‘karşılıklı çıkar’ anlamına gelir? Eğer bu tip ilişkiyi, iki uluslar grubu arasında saptarsak, sosyalist ülkelerin bir bakıma, emperyalist sömürünün suç ortağı olduklarında anlaşmalıyız.”
Che konuya ilişkin düşüncelerini ‘Küba’da Sosyalizm ve İnsan’da kapsamlı bir biçimde ortaya koyar. Sosyalizmin yalnızca tohumlarının bulunduğu Küba devriminde insanı temel öğe olarak işaret eden O, “Bireyleşmiş, adı ve soyadı ile kendine özgü olan insana güveniliyordu ve kendisine emanet edilen olayın zafere ulaşması ya da fiyaskoyla bitmesi onun eylem yeteneğine bağlıydı” der.
Sosyalizmin Küba’da inşasında da yeni bir toplum ve yeni insan fikrine dayanarak, çözümü öncü ve halk arasındaki ilişkinin bir kolektif coşkuyu yaratma becerisinde arıyordu. Bunun için de “bütün yönetim ve üretim mekanizmalarında, bilinçli, bireysel ve toplu hâlde katılımın” değerine vurgu yaparak, “yabancılaşma zincirlerinin kırılmasının” insan olarak tam anlamıyla kendini gerçekleştirme anlamına gelen “toplumsal varlık bilincine sahip olabilmekle” mümkün olabileceğini savunuyordu. O yüzden de sosyalizmin başarısı da insanların “kaç kilo et yediğinde, bir insanın bir yıl da kaç kez kıyıya gezmeye gidebildiğinde ya da şimdiki ücretle dışarıdan gelen cicilerden ne kadar alabildiğinde” değil tam olarak, bireyin daha çok iç zenginliği ve daha çok sorumlulukla “kendisini dopdolu duyumsaması” olarak görür.
Che, kapitalizmden devralınan (meta, kârlılık, bireysel maddi çıkar) temelli mekanikleşmiş ve para ve piyasa teşvikleriyle ilerleyen sürecin çelişkileri -üstyapıda- kapitalizm lehine geliştirdiğine işaret eder. Bunun karşısına da “kitlelerin kendi kaderlerini belirleyebilmelerine” olanak tanıyacak, “üretimin hangi payının birikime ve tüketime ayrılacağından” başlayarak tüm karar süreçlerine katılacaklarına dayanan bir sosyalizm anlayışını ortaya koyar.[9]
Söz konusu kapsamda “Che’nin sosyalizmin kuruluşuna dair fikirleri, ‘yeni bir şeyin şiirsel yaratımı’nı, farklı bir sosyalizm arayışını (bu arayış kesintili ve bütünlükten uzak olmasına rağmen) ve sosyalizmin mevcut bürokratik karikatürüne radikal bir muhalefeti içeriyordu.
Che’nin düşüncesi 1959’dan 1967’ye dek dikkate değer bir şekilde evrildi…1965’te, Kübalı bir dostuna yazdığı mektupta, Küba’da Sovyet mahreçli Marksizm kitaplarının yayınlanması şeklinde tezahür eden ‘ideolojik kuyrukçuluğu’ sert bir dille eleştiriyordu. ‘Bu ‘Sovyet tuğlaları’nın dezavantajı, düşünmene izin vermemeleridir: Parti senin adına düşünüyor. Senin yapman gereken onların düşüncesini sindirmekten ibaret.’
1963’ten sonraki yazılarında, ‘taklit ve kopya’yı reddedişi, alternatif bir model arayışı, daha radikal, daha eşitlikçi, daha dayanışmacı, daha insani ve komünist etikle daha tutarlı bir sosyalizm arayışı belirginleşmiştir.
Che’nin Ekim 1967’deki ölümü, siyasal olgunlaşmasını ve entelektüel gelişimini noktaladı. Geride bıraktığı yazıları her soruya cevap veren, cilalanmış bir yapı arz etmez. Merkezi planlama, bürokrasiyle mücadele gibi sorunlara ilişkin düşünceleri bütünlükten uzaktır.
Che’nin yeni bir yol arayışındaki temel itki -özgül ekonomik sorunların ötesinde- sosyalizmin bir uygarlık, bir toplumsal etik, bireyciliğe, frenleri patlamış egoizme, rekabetçiliğe, kapitalizmin karakteristiği olan herkesin herkese düşman olmasına taban tabana zıt bir toplum modeli sunamadığı takdirde, anlamını yitireceğine ve muzaffer olamayacağına inancıdır…
Eğer sosyalizm, kapitalizmle onun sahasında savaşmayı, yani üretkenlik ve tüketim sahasında kapitalizme üstün gelmeyi iddia ederse ve bunu kapitalizmin silahlarıyla -metalar, rekabet, benmerkezli bireycilik- yapmaya kalkışırsa başarısızlığa mahkûmdur. Che’nin SSCB’nin çözülüşünü öngördüğü söylenemez, ama farklılıkları tolere edemeyen, yeni değerleri içermeyen, düşmanını taklit eden ve emperyalist metropolleri ‘yakalamak ve geçmek’ dışında ihtirası olmayan bir sosyalist modelin istikbali olmadığına dair sezgisi aşikârdır.
Che Guevara’nın yeni yol arayışı üç başlıkta özetlenebilir: Ekonomi yönetiminin yöntemleri, ifade özgürlüğü ve sosyalist demokrasi perspektifi…”[10]
* * * * *
O, bir bütün olarak ‘68 Hareketini ve 1970’lerin silahlı direnişini doğrudan etkilenen devrimci-enternasyonalist bir figürken; Metin Demirtaş’a, “Bizim de halkımız vardır Che Guevara/ Unutulmuş uzak tarlalar yalazında/ Sazıyla, türküleriyle kardeşliğe vurgun/ Bütün ulusların halkları gibi/ Ve yalnız büyük fırtınalarla kımıldayan/ Bizim de halkımız vardır Che Guevara”; Nihat Behram’a, “Ölüm seni yanıltmasın…/ Bir bir düşün yaşayanları/ alnını korkusuzca kaldır/ kimin yanındasın/ yerin neresi/ ve senin en çaresiz anında/ tek silahın nedir?,” dizelerini kaleme aldırtan bir hakikât ya da Susana Sontag’a, “Che’nin yaşamına ve ölümüne hakkını vermek ancak onun söylediklerine ve yaptıklarına bakmakla mümkün olacaktır,” dedirten bir devrimci realitedir.
Yani karanlığı aydınlatan bir kılavuzdur.
Kolay mı?
Che, Bolivya’lı çavuş Mario Teran otomatik silahla tarayarak katledildiğinde 39 yaşındaydı ve Şair Nicolás Guillen, Onun ardından ‘Bolivyalı Küçük Asker’ başlıklı dizelerinde, “Vakti geldi uyanmanın, dünya ayağa kalktı,” derken efsane bir devrimcinin enternasyonalist etkisini anlatıyordu!
* * * * *
Jon Lee Anderson’un, “Che’nin ‘masum birini’ idam ettiğine dair tek bir güvenilir kaynak bile bulamadım. Guevara tarafından veya onun emriyle idam edilen kişiler, savaş zamanlarında veya sonrasında ölüm cezası gerektiren olağan suçlardan mahkûm edilmişti: Firar, vatana ihanet veya tecavüz, işkence veya cinayet gibi suçlar. Araştırmamın beş yıl sürdüğünü ve Miami ve diğer yerlerdeki Küba-Amerikan sürgün topluluğu arasında bulunan Castro karşıtı Kübalıları da kapsadığını eklemeliyim,”[11] notunu bıraktığı Ona bırakalım sözü…
“Zayıf bir ışık bize doğru süzülüyor ve o ana dek bizi izleyen karanlığın içinden kendine bir yol açmaya çalışıyordu.” “İki seçeneğimiz vardı; ya geri dönüp yenilgiyi kabul edecek, ya da ne pahasına olursa olsun yola devam edecektik,”[12] der ve eklerdi:
“Dizlerimin üzerinde yaşamaktansa, ayaklarımın üzerinde ölmeyi tercih ederim”…
“Ölüm kalım meselesi olan bu mücadelenin bir sınırı yok. Dünyanın neresinde olursa olsun yaşanan haksızlıklara kayıtsız kalamayız. Bir ülkenin emperyalizme karşı zaferi bizim zaferimiz, yenilgisi de bizim yenilgimizdir”…
“Bir şeyi yapmak için, onu çok sevmelisiniz. Bir şeyi sevmek için, ona delicesine inanmalısınız”…
“Dünyayı aptallar yönettiğinde, itaat etmemek akıllıların görevidir”…
“En büyük dayanışma ve bağlılık, yalnız ve umutsuz insanlar arasında gelişir”…[13]
“İyilik yapmaya devam et. Karşındaki layık olmazsa bile, sen buna layıksın”…
“Korku duvarı yıkıldığında imkânsız bile kolay olur”…
“Özgürlük sadece bir kelime değil, haktır ve herkese aittir”…
“Kaybettiğin tek savaş, uğrunda savaşmaktan vazgeçtiğindir”…
“Ölüm seni yanıltmasın. Bir düşün yaşayanları. Alnını korkusuzca kaldır. Kimin yanındasın ve yerin neresi. Ve senin en çaresiz anında tek silahın nedir?”…
“Saklayacak bir şeyin yoksa korkacak bir şeyin de yok demektir”…
“İnsanlar her gün saçını düzeltiyor da, kendini neden düzeltmiyor?”
“Eğer birgün beni başım eğik görürsen, bil ki başım; yere düşmüş birini kaldırmak için eğilmiştir”…
“İnsan büyürken içindeki çocuğu asla kaybetmemeli”…[14]
“Satranç oynayacak zekâya sahip olanlara cennetten arsa satamazsınız”…
“Ömrün boyunca o uyuşuk tanrıya yalvarma, bağlama umutlarını ona ya da ölürken merhamet dileme”…
“Bir yalan, hangi amaç için söylenmiş olursa olsun, her zaman, en kötü gerçekten daha kötüdür”…
“Kendi hayatımızın kahramanı, kendi ideallerimizin savaşçısı olmak için neyi bekliyoruz?”
“Devrimci olduğunu söyleyip devrimci gibi davranmayanlar soytarıdan başka bir şey değildir”…
“Devrimci olabilmek için sevmesini bilmelisin”…
“Lider; kendini halkı için feda edendir, halkı kendi için feda ettiren değildir!”
“Her şeyden önce, dünyanın herhangi bir yerinde herhangi birine karşı yapılan adaletsizliği kalbinizin derinliklerinde hissedebilmek… İşte bu bir devrimcinin en güzel özelliğidir”…
“İnsan köle olmayı bırakmalı ve kendi kaderinin mimarı olmalı”…[15]
“Çok şey başarmak için önce her şeyi kaybetmemiz gerekir”…
“Hayatınızı, zaferleri kutlayarak değil, yenilgilerin üstesinden gelerek yaşayın”…
İnsan, kendini meta olarak satma zorunluluğu olmadan bir şeyler ürettiği zaman tam anlamıyla insan haklarına kavuşmaktadır”…[16]
“Özel mülkiyetin, insanın insana karşı mücadelesinin en üst biçimi olan tekel, halkı bölen, sömüren ve yozlaştıran en muhteşem silahtır. En ucuz fakat en kötü kaliteden yahut da yararsız ürünleri ortaya sürer, kültürünü bizde yabancı bir zihniyet yaratmak amacıyla, filmler, romanlar veya çocuk masalları biçiminde satılığa çıkarır bu silah. Çünkü onların stratejisi budur, bu strateji, kolektif çalışmanın karşısına bireysel çabaları çıkarır, her insanda bir parça bulunan ve onu diğerlerini aşmaya iten bencilliği pohpohlar. Aynı zamanda, her insanda var olan ve onu başkalarından mükemmel olduğuna inandıran üstünlük kompleksini de okşar. Böylece, tekel, insanlara en genç yaşlarından başlayarak, her birinin en üstün insan olduğu, herkese karşı mücadele etmek, bunda zafere ulaşmak ve sonunda bir sömürücü olmak gerektiği düşüncesini aşılar. Kolektif çalışmanın köleleştirici bir şey olduğunu, sanki bütün halk yalnızca en akıllı ve en yeteneklilerden oluşuyormuş gibi, halk hemen hemen aynı çalışma yeteneklerine, fedakârlık ruhuna ve zekâya sahip irade ve gönüllerin oluşturduğu büyük bir kitle değilmiş gibi, ortaklaşa emeğin en akıllı ve en yeteneklilerin yükselmesine engel olduğunu kanıtlamaya büyük bir özen gösterir. Nerede bölünmemiş bir halk varsa, onu siyahlar ve beyazlar, yetenekliler ve yeteneksizler, okuryazarlar ve okuma yazması olmayanlar diye bölmeye çabalar, tek tek bireylere varana kadar tekrar tekrar böler, bireyi toplumun merkezi yapar”…[17]
“Uzun zaman boyunca insan, kendini sanat ve kültür aracılığıyla, yabancılaşmadan kurtarmaya çalıştı. Bir meta olarak iş gördüğü sekiz saat, ya da daha çok saat boyunca, öldü her gün ve sonra da kendi manevi yaratımında yeniden dirildi. Ama bu çarenin kendisi de aynı hastalığın tohumlarını taşımaktadır. Doğayla birleşmeyi amaçlayan insan, yalnız bir varlıktır. Çevrenin baskı altına aldığı bireyselliğini savunur ve estetik düşüncelere karşı, lekelenmemiş kalma isteği, içinde benzersiz, bir varlık gibi tepkide bulunur. Bu kaçamak bir yoldur yalnızca”…[18]
“Gerçekten insan olan herkes, başkasına atılan tokadın acısını kendi yanağında duymalıdır”…[19]
“Her insanın kalbinde hakikât gizlidir. Şartlar ne kadar karışık olursa olsun, diğerleri ona nasıl bakarsa baksın, ister kalbin derinliklerinde ister yüzeyde olsun; hakikât, kalpte gizlidir. Kalbe bir iğne batırıldı mı, gerçekler oradan fışkırır”…[20]
“Bize Marksist olup olmadığımız sorulduğunda durumumuz, kendisine Newton’cu olup olmadığı sorulan bir fizik bilgininin, Pasteur’cü olup olmadığı sorulan bir biyoloğun durumu gibidir”…
“Bir insanı devrimin içinde yaşamak kadar hiçbir şey eğitmez”…[21]
“Bazı kadınların limanı yoktur, bazıları sadece özgürlükten yaratılmıştır. Ve bazı kadınlar haritasızdır, çünkü hiçbir atlasa sığmayacak kadar sınırsızlardır”…[22]
“Eğer sevdiğiniz kadın, sosyalizmden anlamıyorsa, sen de kadından anlamıyorsun demektir”…
“Özellikle bizim ülkelerimizde, kadını küçük gören, hatta tamamen ayrı tutan bir sömürgeci zihniyet vardır”…[23]
“Bugün bir devrim dönemi yaşıyoruz devrimimizin bir sosyalist devrim olduğunu tüm dünyaya açıkladık. Sosyalizm yalnızca bir söz değildir, ekonomik etkenlerin ve bilinç etkeninin sonucudur. Bu nedenle ve bu bağlamda yapmamız gereken çok şey var”…[24]
“Halkın iradesinin danışıldığı bir sistem izlendiğinde ve halkın refahına hizmet eden bütün eylemleri tek norm olarak kabul edildiğinde yönetmek ne kadar kolaydır”…
“Önce çocukları kurtaracağız, geleceği kursunlar diye. Sonra açlığı sileceğiz yeryüzünden, çocuklar doysun diye. Ve güneş olup ısıtacağız dünyayı, çocuklar gülsün diye. Her şeyden önemlisi, insan kalacağız insanlık sürsün diye”…
“Bir insanın hayatı, yeryüzündeki en zengin adamın tüm mal varlığından bir milyon kat daha değerlidir”…
“Hiç kimse üniversitenin verdiği resmi diploma olarak son teknoloji parti görevine başvuramaz. Öncü parti olmak, gücü ele geçirme mücadelesinde işçi sınıfının en önde olmaktır, onu yakalamasına yönlendirmek, hatta kestirmeden sürmektir. Devrimci partilerimizin misyonu budur ve analizler derin ve kapsamlı olmalı ki hata olmasın”…[25]
“Önümüzde aşılacak zor bir yol var. İşçilerin, köylülerin ve geleceğe doğru yürümek zorunda olan tüm yoksul sınıflarımızın birliğinden güç alıyoruz”…[26]
“Toplumun bir kesiminin ekonomik açıdan diğerlerinden üstün olduğu yerlerde demokrasiden söz edilemez”…[27]
“Tekelci düzende serbest rekabet, özgür tavuklar arasında özgür tilkilerin dolaşmasına benzer”…[28]
“Neden birileri açlıktan ölürken, birileri zevki sefa içinde yaşıyor?”[29]
“Yağmur komünisttir; çünkü herkese eşit yağar. Rüzgâr ise kapitalisttir zayıf olanı yıkar”…
“Devrimin en önemli amacı insanları birbirine yabancılaşmaktan kurtarmaktır”…
“Devrim olgunlaşınca dalından düşen bir elma değildir. Elmayı sizin düşürmeniz gerekir”…[30]
“Devrimin amacı haksızlıkları kökünden koparıp atmaktır”…[31]
“Günümüz savaşma günüdür ve gelecek bizimdir”…[32]
“Gerçek bir devrimde ya kazanırsın ya da ölürsün”…[33]
“Kapitalizmin son aşaması olan emperyalizmin, dünyayı kapsayan bir sistem olduğu ve dünya çapında büyük bir cepheleşmeyle ezilmesi gerektiğini hesaba katmalıyız. Bu mücadelenin stratejik hedefi emperyalizmin imhası olmalıdır”…[34]
“Emperyalizm hayvanlıktır. O hayvan hiç doymak bilmez, o ulusal sınırları bilmez. Hitler’in hayvan orduları gibi, Kuzey Amerika’nın hayvanları gibi, Belçika’nın emperyalistleri gibi ve Cezayir içindeki Fransız emperyalistleri gibi… Çünkü emperyalizmin özü insanları hayvana dönüştürmektir; delirmiş, kana susamış hayvanlara…”
“Tüm eylemimiz emperyalizme karşı bir savaş narasıdır ve insanlığın en büyük düşmanı Amerika Birleşik Devletleri’ne karşı, halkların birliğine bağlıdır. Sloganlarımız, kulaktan kulağa yayılacaksa, silahlarımızı kavramak için başka eller uzanacaksa, başka insanlar mitralyöz sesleri ve yeni savaş naraları arasında cenazelerimize ağıt yakacaksa, ölüm hoş geldi, sefa geldi”…[35]
17 Aralık 2025 17:31:27, Muğla.
N O T L A R
[*] Kaldıraç Dergisi, No:294, Ocak 2026…
[1] Marcello Musto, “Che Guevara’nın Yolundan”, Birgün Pazar, 15 Ekim 2023, s.12.
[2] Bkz: i) Sibel Özbudun-Temel Demirer, “Dersimiz: Komutan(ımız) Che veya Hasta Siempre, Commandante!”, Kaldıraç Dergisi, No:231, Ekim 2020… ii) Temel Demirer, “Komutan(ımız) Che”, Rojnameya Newroz, Yıl:4, No:149, 20 Ekim 2010… iii) Temel Demirer, “Che Her Yerdedir; Bizimledir!”, Rojnameya Newroz, Yıl:6, No:224, 17 Kasım 2012… iv) Temel Demirer, “Karanlıktan ‘Kiraz Zamanı’na veya Che’den Adalı’ya Bizimkiler”, 8 Ekim 2008… https://temeldemirer.blogspot.com/2012/04/karanliktan-kiraz-zamanina-veya-cheden_07.html v) Temel Demirer, “Tarihi Kahramanca Yaşayanlar”, Görüş21, Mart 2022… https://temeldemirer.blogspot.com/2022/05/tarihi-kahramanca-yasayanlar.html vi) Temel Demirer, “İmkânsızı İsteyen Gerçek: Devrim(ciler) veya Bizimkiler”, Kaldıraç Dergisi, No:114, Ekim 2010… vii) Temel Demirer, “Hatırlayın; Unutturmayın Onları!”, Rojnameya Newroz, Yıl:6, No:217, 4 Ağustos 2012…
[3] Ernesto Che Guevara, Bellekteki Che, Hazırlayan: Victor Casaus, çev: Bülent Kale, Everest Yay., 2008.
[4] Levent Turhan Gümüş, “Bir Ret Manzumesi Olarak ‘Gidebilmek’…”, Birgün Pazar, 15 Haziran 2025, s.14.
[5] “Küba’ya ilk çıkartma yaptığımızda yoğun bir ateş altında kaldık. Geri çekilme emri verdim.
Che hariç herkes çekildi. Ağır kayıplar verdik.
Che emrimi dinlemeyerek dakikalar sonra geldiğinde kızgınlıkla ‘Emrimi nasıl dinlemezsin. Seni kaybedebilirdik.’ diye bağırdığımda, soğukkanlılıkla ‘İşim vardı’ dedi. ‘O ateşin altında ne işin vardı?’ diye tekrar çıkıştım.
Ve Che bana dedi ki; Son nefesini vermekte olan yoldaşlarımızın kulaklarına, boşu boşuna ölmediklerini, Küba devrimini gerçekleştireceğimizi’ fısıldadım.” (Fidel Castro)
[6] “Che Daima! Ernesto’lar Zamanı”, Birgün Pazar, 5 Ekim 2025, s.10-11.
[7] Latin Amerika Marksizminin kurucusu Carlos Mariategui, 1928’de yayınlanan bir makalesinde şöyle diyordu: “Elbette Latin Amerika’daki sosyalizmin taklit ya da kopya değil, şiirsel bir yaratıcılığın eseri olmasını istiyoruz. Indo-Amerikan sosyalizminin esin kaynağı kendi gerçeğimiz, kendi dilimiz olmalı. Bu, yeni kuşaklara layık bir misyondur.”
Che’nin Mariategui’nin bu makalesinden esinlenip esinlenmediğini bilmiyoruz. Ama, okumuş olması muhtemel, zira hayat arkadaşı Hilda Gadea’nın Küba devrimini izleyen yıllarda Mariategui’nin yazılarını Che’ye verdiği biliniyor.
[8] Onur Özgen, “Che’nin Mirası”, Birgün Pazar, 15 Haziran 2025, s.14.
[9] Önder İşleyen, “Che Si! Gerçek Devrim Kalpleri de Fetheden Devrimdir”, Birgün Pazar, 8 Ekim 2023, s.13.
[10] Michael Löwy, “Che’nin Sosyalizmi”, 24 Ekim 2022… https://imdatfreni.org/chenin-sosyalizmi-michael-lowy/
[11] Jon Lee Anderson, Che Guevara: Bir Devrimci Yaşam çev: Yavuz Alogan, İthaki Yay., 2005.
[12] Ernesto Che Guevara, Motosiklet Günlükleri, çev: Osman Akınhay-Adil Baktıaya, Everest Yay., 2003.
[13] Ernesto Che Guevara, Şiirler, çev: Nadiye R. Çobanoğlu, Yar Yay., 2005.
[14] Ernesto Che Guevara, Gerçekçi Ol İmkânsızı İste, çev. Yusuf Kenan Canol, Altın Post Yay., 2016.
[15] Ernesto Che Guevara, İki..Üç.. Vietnam Emperyalizme Karşı Savaş, çev. Neslihan Bilge, İleri Yay., 2019.
[16] Ernesto Che Guevara, Gerçekçi Ol İmkânsızı İste, çev: Yusuf Kenan Canol, Altın Post Yay., 2016.
[17] Ernesto Che Guevara, Sosyalizm ve İnsan, çev: Nadiye R. Çobanoğlu, Yar Yay., 1978.
[18] Ernesto Che Guevara, Gençlik Üzerine Yazılar, çev: Baran Aladanlı, Arya Yay., 2016.
[19] Ernesto Che Guevara, Politik Yazılar, çev. Nadiye R. Çobanoğlu, Yar Yay., 2005.
[20] Ernesto Che Guevara, Gerçekçi Ol İmkânsızı İste, çev: Yusuf Kenan Canol, Altın Post Yay., 2016.
[21] Ernesto Che Guevara, Sosyalizm ve İnsan, çev: Nadiye R. Çobanoğlu, Yar Yay., 1977.
[22] Ernesto Che Guevara, Alonso Salvino, Che Guevara Bir İnsan Bir Lider Bir Devrimci, çev: Ali Cevat Özcan, Siyah Beyaz, 2016.
[23] Ernesto Che Guevara, Gerilla Savaşı, çev: Süleyman Doğru, Everest Yay., 2008.
[24] Ernesto Che Guevara, Ekonomik Yazılar, çev: Nadiye R. Çobanoğlu, Yar Yay., 1991.
[25] Ernesto Che Guevara, Latin Amerikan Devrimi Taktik ve Stratejisi, İleri Yay., 2019.
[26] Che Guevara, Sosyalizm ve İnsan, çev: Nadiye R. Çobanoğlu, Yar Yay., 1977.
[27] Ernesto Che Guevara, Gerçekçi Ol İmkânsızı İste, çev: Yusuf Kenan Canol, Altın Post Yay., 2016.
[28] Ernesto Che Guevara, Politik Yazılar, çev: Nadiye R. Çobanoğlu, Yar Yay., 2005.
[29] Ernesto Che Guevara, Motosiklet Günlükleri, çev: Osman Akınhay-Adil Baktıaya, Everest Yay., 2003.
[30] Ernesto Che Guevara, Gerçekçi Ol İmkânsızı İste, çev. Yusuf Kenan Canol, Altın Post Yay., 2016.
[31] Ernesto Che Guevara, Politik Yazılar, çev. Nadiye R. Çobanoğlu, Yar Yay., 2005.
[32] Ernesto Che Guevara, Sosyalizm ve İnsan, çev. Nadiye R. Çobanoğlu, Yar Yay., 1977.
[33] Ernesto Che Guevara, Gerçekçi Ol İmkânsızı İste, çev. Yusuf Kenan Canol, Altın Post Yay., 2016.
[34] Ernesto Che Guevara, İki..Üç.. Vietnam: Emperyalizme Karşı Savaş, çev: Neslihan Bilge, İleri Yay., 2019.
[35] Ernesto Che Guevara, Bolivya Günlüğü, çev: N. Sarıali, Belge Yay., 1979.























































