Savaşların gölgesinde yeni bir yıl
Takvim yaprakları bir kez daha yerinden kopuyor. Yeni bir yılın eşiğindeyiz. Normalde bu günler, dileklerin fısıldandığı, umutların paketlendiği, “bu yıl daha güzel olacak” cümlesinin gönül rahatlığıyla kurulduğu bir yıl olmalıydı. Ama ne yazık ki, dünyanın birçok yerinde saatler yeni yıla yaklaşırken, gökyüzünde dilek balonları değil, siren sesleri ve atılan bombaların sisleri dolaşıyor.
Atılım Almanya
Savaşlar, dünyanın her yerinde zamanı da yaralıyor. Takvim herkes için aynı hızla ilerliyor belki, ama herkes için aynı anlamı taşımıyor. Bir yerde yılbaşı gecesi kuş sütünün eksik olduğu sofralar, başka bir yerde kuru ekmeğin bulunmadığı acaba yarına çıkar mıyız? sorusunun cevabıyla adaletsizce çatışıyor. Bir şehirde geri sayım yapılırken, başka bir şehirde insanlar sığınaklara iniyor. Aynı dünya, bambaşka gerçeklikler.

Bu yüzden yeni yıl dilekleri de artık daha ağır. “Mutluluk” demek kolay değil; “hayatta kalmak” bu kelimenin önüne geçebiliyor. “Başarı”dan önce “güvenlik” geliyor. Savaş, yalnızca bombalarla yıkmıyor; kelimelerin sırasını da değiştiriyor.
Yine de tam burada durup sormak gerekiyor: Umut, savaş zamanlarında bir lüks mü, yoksa zorunluluk mu? Belki de umut, barışın henüz gelmemiş ama vazgeçilmemiş hali. Çünkü savaşın en büyük zaferi, insanların geleceğe dair hayal kurmaktan vazgeçmesi olur. Yeni yıl, bu vazgeçişe direnmenin sessiz bir yolu olabilir.
Elbette kimse takvim değişince savaşların biteceğini sanmıyor. Ama yeni bir yıl, en azından şunu hatırlatıyor: Dünya böyle olmak zorunda değil. İnsanlık, daha önce de karanlık dönemlerden geçti ve her seferinde, bedeli ağır olsa da, barış fikrini yeniden kurdu. Bugün zor olan, yarın imkânsız olmak zorunda değil.
Belki bu yılbaşında atılacak en anlamlı adım, dileklerimizi sadece kendimiz için değil, birbirimiz için de kurmak. Uzak sandığımız coğrafyaların acısını “haber” olmaktan çıkarıp “insan” olarak görmek. Çünkü savaşlar en çok, uzak zannettiğimizde kalıcılaşıyor.
Yeni yıl, savaşların altında doğuyorsa, bu onun suçu değil. Asıl mesele, bu yılın altına ne yazacağımız. Daha fazla öfke mi, daha fazla sessizlik mi, yoksa inatla barışı savunan cümleler mi?
Takvim değişiyor. Dünya aynı kalabilir. Ama biz aynı kalmak zorunda değiliz. Belki de bu yılın en gerçekçi dileği şudur: Savaşların bitmediği bir dünyada bile, insanlığımızı kaybetmemek. Ve bir gün, yeni yılı gerçekten yeni kılacak cesareti göstermek.

























































