CHP ne yapmalı? | Aziz Tunç
Özgür Özel, Sayın Öcalan’ın sunduğu barış ve demokratik toplum çağrısını esas alarak politikalarını daha cesurca düzenleyebilmelidir…
Tarihin yazıldığı bu günler, herkese önemli sorumluluklar ve görevler yüklemektedir. Kürt Halk Önderi Sayın Öcalan’ın İmralı’da yaptığı videolu çağrı, arkasından 11 Temmuz’da gerillanın silahlarını yakması, ülkenin, bölgenin ve dünyanın gündemine oturmuş durumda. Bir gün sonra, Erdoğan, çok önemli olduğu iddia edilen konuşmasını yaptı. Konuşma, beklentilerin çok altında bir içerik taşıyordu.
Belirtilen gelişmelerin yanında barış ve demokratik toplum sürecini doğrudan ilgilendiren başka gelişmeler de yaşanmaktadır. Mevcut durumda siyasal atmosfer çok keskin çatışmalarla yürüyor. Barış ve demokratik toplum çağrısıyla demokrasi güçleri ve Kürt halkı hummalı bir çalışma içindeyken, diğer yanda Cumhur İttifakı, devletin bütün imkân ve araçlarını kullanarak CHP’ye saldırmaktadır. Buna karşı CHP ise bugüne kadar yapmadığı biçimde, önemli bir direniş gösteriyor.
Yapılan bu saldırıların hiçbir hukuksal karşılığının bulunmadığı, tam bir faşist düşman hukukuyla ve siyasal amaçlarla yapıldığı açıktır. Yine de bu saldırıların biri devletle, diğeri CHP’yle ilgili iki yönüne değinmek gerekiyor.
Devletle ilgili birinci nokta, CHP, kurduğu devlet tarafından ilk defa bu düzeyde saldırıya maruz kalmaktadır. Daha önce yaşanan darbe dönemlerinde bile CHP’ye yapılan saldırılar hem bu düzeyde keskin ve zorba değildi hem de özel olarak CHP’ye yönelik değildi. O koşullarda yapılan saldırılar bütün sistem partilerini kapsayan saldırılardı. Şimdi yapılan saldırılar –DEM Parti’yi saymazsak– sadece ve özel olarak CHP’ye yapılmaktadır.
CHP’yi ilgilendiren ikinci nokta ise bu saldırılara rağmen CHP, barış ve demokratik toplum sürecine, yetersiz, kararsız ve net olmasa da doğru yaklaşmıştır. Demokratik muhalefetin önemli gücü olan Kürt siyasal hareketi olan DEM Parti ile sürekli ilişki içinde olmuş, geliştirilen sürece destek vermiştir.
Sorunlu da olsa CHP’nin bu tutumu önemlidir. Çünkü devlet gücüne sahip olan Erdoğan, daha önce olduğu gibi, ikircikli ve güven vermeyen bir tutum izlemektedir. Erdoğan’ın bu tavrı, soruna dair kafa karışıklığı yaratmaktadır.
Tam bu noktada Kürt sorununu demokratik anlamda çözecek bir iradeye ihtiyaç doğmaktadır. Bu ihtiyacın demokratik bir irade tarafından karşılanmaması, Erdoğan’ın ve benzerlerinin çözümün adresi gibi görünmelerini ve dahası bu yolla iktidarda kalmalarını sağlamaktadır.
Çünkü Erdoğan’ı/Bahçeli’yi, daha öncesinde Demirel ve diğerlerini iktidarda tutan gerçek anlamda sosyal demokrat bir partinin bulunmamasıdır. Bu çözümsüzlüğün sorumlusu da CHP’dir. CHP, uzun süreden beri sosyal demokrat bir parti olmaya çalışıyor gibi görünse de statükocu engeller yüzünden gerekli politik değişimi gerçekleştiremiyor.
Son dönemde Özgür Özel’in ülkenin temel sorunu olarak Kürt sorununa dair geliştirdiği tutum, CHP’nin konuyla ilgili bugüne kadar izlediği politikalardan daha gerçekçi ve sahici durmaktadır. Belki niyetten ziyade somut ihtiyaçtan doğan bu durumun daha ileri taşınması gerekiyor.
Özgür Özel’in barış ve demokratik toplum sürecinde çok daha etkili bir tutum almasını kolaylaştıran çok önemli gelişmeler bulunmaktadır. Özellikle Erdoğan’ın izlediği tutarsız tutum ve bunun ifadesi olan 12 Temmuz Cumartesi günü yaptığı güven vermeyen konuşma, Özgür Özel için –eğer gerçekten demokrasiden yanaysa– önemli imkânlar sunmaktadır.
Bu imkânlardan hareketle Özgür Özel, Sayın Öcalan’ın sunduğu barış ve demokratik toplum çağrısını esas alarak politikalarını daha cesurca düzenleyebilmelidir. Zaten Özgür Özel, “Bir Kürt insanı ‘sorunum var’ diyorsa, Kürt sorunu vardır” diyerek önemli bir giriş cümlesi kurmaktadır.
Özgür Özel buradan devam ederek “Kürtler ne istiyor?” sorusuyla yüzleşmelidir. Kürtler, bir halk olarak varlıklarının ve demokratik haklarının kabul edilmesini ve anayasal güvenceye kavuşturulmasını istiyorlar. Özgür Özel, Kürtlerin varlığını kabul ettiğine göre, devletin bunca yıldır sürdürdüğü imha ve inkâr politikalarını terk edeceğini ve Kürtlerin taleplerini kabul edeceğini ilan edebilmelidir.
Özgür Özel bir kez daha “Kürtler ne istiyor?” sorusunu sormalı. Kürtler, Avrupa devletlerinin kabul ettiği ve bir mahpusun ölmeden önce dışarı çıkabileceğini benimseyen “umut hakkı”nın uygulanmasını istiyorlar. Özgür Özel, hiç tereddüt etmeden “Evet, umut hakkı uluslararası hukukun kabul ettiği bir haktır ve yerine getirilmelidir” diyecek kadar demokrat davranabilmelidir. Ayrıca politik faaliyetlerinden dolayı haksız ve hukuksuz bir biçimde mahpuslara doldurulmuş binlerce insan, hızlıca serbest bırakılacağını ve onlardan özür dileneceğini kamuoyuna bildirebilmelidir.
Kürtler üçüncü olarak “anadilde eğitim” istiyorlar. Özgür Özel bunun için de aynı şekilde “Anadilde eğitim bir insanlık hakkıdır, geciktirilmeden yerine getirilmelidir” diyebilecek netlikte ve kararlılıkta cesur bir tutum atabilmelidir.
Kürtler dördüncü olarak “Avrupa Yerel Yönetimler Şartı”nın yerine getirilmesini istiyorlar. Özgür Özel bu hakkın bir demokratik hak olduğunu, yerine getirilmesinin insanlık ve demokrasi görevi olduğunu kabul ettiğini paylaşabilmelidir.
Özgür Özel, barış ve demokratik toplum sürecinin gereği olarak Alevilerin demokratik taleplerini ve yaşatılan kıyımlarla, soykırımlarla yüzleşmeyi, demokrasinin asgari ve zorunlu şartı olduğunu kabul ettiğini ve yönetime geldiklerinde bunun gereğini yapacaklarını ilan edebilmelidir.
Yoksulluk, yolsuzluk ve kuralsız sömürü sisteminin ezdiği bütün toplumun temel yaşamsal talepleri olduğu kabul edilmeli, yerine getirilebilmelidir.
Özgür Özel, sürdürdüğü muhalefet görevinde bu talepleri en yüksek sesle dillendirebilmelidir. Bu gerçekleri hayata geçirmek için iktidara talip olduğunu belirtmelidir. Özgür Özel, bu şekilde demokrasi ve barış lehine çıtayı yükselterek, sadece gerçekten demokratik bir tutum geliştirmiş olmayacaktır. Özgür Özel böyle davranarak aynı zamanda Erdoğan’ın bütün argümanlarını, ideolojik-politik güç odaklarını boşa çıkartacaktır.
İşte o zaman, Özgür Özel, doğal olarak DEM Parti ve diğer devrimci sosyalist çevrelerle ilişkilerini geliştirebilecek, ortak bir mücadele hattının örülmesi gündeme gelecektir. Bu yol gerçekten demokrasiye gidecek en kolay ve en kestirme yoldur.
Özgür Özel’in önünde birkaç engel olduğu açıktır: Ulusalcılar, eski MHP’liler, Kürtlerin düşmanları vs.
Bunlara karşı mücadele etmek zaten demokrasi mücadelesinin bir parçasıdır ve sürdürülecektir. Buradan doğan eksiklikler ve zorluklar, mevcut koşullarda yaşanan zorluklardan daha fazla olmayacaktır. Böyle bir politik gelişme mümkün müdür? Özgür Özel’in son konuşmalarının birisinde “terörist başı” söylemi, ne yazık ki genel gidişe uygun değil ve umut kırıcı. Ama yine de umut edelim! Zira, böyle bir programın gerçekleşmesinin ezilenler için daha avantajlı koşullar yaratacağı açıktır.
Aziz Tunç – 14.07.2025
























































