Makaleler

Published on Mayıs 13th, 2025

0

İmam mağdur | Ergün Aslan


Eski proletaryalar olsaydı, şimdiki proletaryaları yerden yere vururdu.

Proletaryalar, zenginlerin elde ettikleri her şeyi ahlaki olarak görecek, ha?

Bunun imkanı var mıydı?

Tutunabilecek dalları olsa bile, bunun imkanı yoktu.

Eski proletaryalar, zenginlerin elde ettikleri her şeyi ahlaki olarak görmezdi.

Zenginlerin servetlerine, unvanlarına, sahip olabilmek için düştükleri hallere de kimi zaman acıyarak, kimi zaman da kahkahalar atarak bakar; piyeslerini, romanlarını yazarlardı.

Akgün Çiftliği, Ölü Canlar, Müfettiş romanları, Şaban’ın filmleri gibi.

Düşeşler, senyörler, şövalyeler, krallar, ağalar, patronlar da bundan nasibini alırdı.

Onların; beceriksiz, sırf unvan alsınlar, iyi eğitimli görünsünler diye yurt dışına gönderdikleri; eşine, sporcu dostunu alkışlatan geri zekalı çocukları bile bundan kurtulamazdı.

Bırakın zenginleri, zengin çocuklarını; bunlar için gözyaşı döken proletaryalar dahi bundan payını alırdı.

Sırf bu tür proletaryalar için bile, üşenmeden, sıkılmadan, gecelerini gündüzlerine katar; devrimle uğraşmayı öteleme pahasına tiyatrolar, romanlar yazarlardı.

Ne demek…

Ne demekti…

Her şeyi bırakalım; zenginin çocukları için işleyen yatay-matay geçiş ahlaksızlıklarını; fakirlerin çocukları kendini paralayacak, üniversiteyi kazanamayacak; zenginlerin geri zekalı çocukları da yurt dışında sınavsız bir üniversiteye gidecek, bir şekilde diplomaları iptal olacak, sonra da ne hikmetse güneşin yüzlerinde hiç batmadığı bu zengin çocuklarının ilerideki yaşantılarına da bakmadan proletaryalar “imam’ım, imam’ım, imam’ım, imam’ım, imam’ım… mağdur” diye gözyaşı dökecek, ağlayacak, ha.

Gerçekten bunun imkanı var mıydı?

Kesinlikle yoktu.

Hemencecik, üstünden yıllar geçse de duyunca uyarlayabileceğimiz: “Bineceğim Kıbrıs’taki üniversitenin sırtına, vuracağım, vuracağım, vuracağım da kırbacı!” diye bağıran zavallı, kişiliği gelişmemiş, babasının parasıyla bir şeylere sahip olacağını zanneden şımarık zengin çocuklarının senaryosunu yazar; üstüne de senaryodaki bu kahramanın karakterinin tersine, onun için gözyaşı döken, ağıtlar yakan proletaryaların “İki gözümün çiçeği, Rize’nin de dürüst evladı…” görüntüsünü, repliğini yapıştırı verirlerdi.

Şimdi ise öyle mi?

Dünyada ve memlekette esen sağ rüzgarlardan payını alabilmek için soyadını Karadenizli Müteahhit İmamoğlu diye değiştirmiş olanlara;

Diplomanın demirleri eksik, harcında deniz kumu çıktı diyorsun; “Tayyip, diploman nerede?” diyorlar.

Villaları, kurultayları; belediyenin ihalelerini, değişimi söz verdikleri beşli çetenin desteğiyle indira gandhi yapmışlar diyorsun; “Gemicikler, tek adam.” diyorlar.

Bazı klikler, kendilerine açılan davaların sonuçlarını fırsat bilerek proletaryaları klik içi çatışmalarında, proletaryaya yakın muhalefeti tasfiye etmek için kullanıyorlar diyorsun; kendileri içinde “bu fırsat bu fırsat” der gibi: “Kitle ayakta, oturup üstünde uzun uzun tartışacak, politik karar alınacak zaman değil, giden gitsin.” diyorlar.

Hadi yine sizin dediğiniz gibi olsun, spontane hareketlerin kökeni de bir yıldır, iki yıldır yeri göğü inletiriz diyenler olmasın, TÜSİAD’ın mahkemelerde sürünen (sahte) demokrasi çıkışına da iktidar hazırlıksız yakalanmış olsun ama yine de spontane hareketler sağ diyorsun; sanki Saraçhanelerde “kalk” deyince kalkmış, “dur” deyince durmuş spontane hareketler sağ olduğunu ispatlamamışlarcasına; sağ spontane hareketlerin içerisinde Saraçhaneler de olmalarına başka bir gerekçeler de bulamamışlarcasına, “Burjuva klikler spontane hareketleri çalmaya çalışıyorlar.” diyorlar.

Veyahut da sanki;

Denizlerin, Mahirlerin sayesinde Türkiye Cumhuriyeti tarihinin hiçbir döneminde olmadığı bir şekilde proletaryalar ve devrimci saflar üzerinde Kemalizm (dikkat edin, rüzgarı değil) kasırgası sertçe eserken, Kemalizm’den kopmuş İbrahim de sanki “konjonktür de konjonktür” demesini bilmiyormuşçasına: “Kemalizm ise Kemalizm, bayrak ise bayrak, imam ise imam, CHP ise CHP; Saraçhane ise Saraçhane, Maltepe miting alanı ise Maltepe miting alanı, halkın mı yoksa partinin mi çıkarları ise halkın çıkarları, konjonktür de konjonktür.” diyorlar.

Eskiden olsaydı, proletaryalar bu kadar…

Kimliksiz davranabilir miydi?

Herhangi birinin ailesinin zenginliği de şaibeli olacak da, kendisi ve ailesi de tarikatların ve ANAP Partisi’nin çevresinde dolaşacak da, ne hikmetse zenginlerin çevresinde dolaştıkları ANAP döneminde zengin çocuklarına yatay geçiş hakkı tanınacak da, ANAP piyasada silinince de ailesiyle birlikte AKP çevresinde boy göstermeye başlayacak da, kariyerinde hızla yükselip proletarya ve devrimci düşmanlığıyla tanınan A kanalında spor spikerliği yapacak da CHP’ye geçecek de, adı kurultay ve villa şaibeleriyle anılacak da, proletaryalar da bunlar için gözyaşı dökecek, sokağa çıkacak, birileri de çıkıp sokağı “imamım, imamım, imamım” diye inleten bu proletaryaları halk kahramanları, devrimin özneleri olarak ilan edecek, ha…

Ve en gırgırı, en şamatası, en komiği; duyunca da kahkahalara boğulup yerlere yatacağınız; daha doğrusu kırılacağınız, incineceğiniz, acı çekeceğiniz bir şey de ne biliyor musunuz?

Kumar oynatan mekan sahipleri, toplumun tasvip etmediği her türlü ahlaksızlığa; tefeciliğe, pezevenkliğe, uyuşturuculuğa yatkın olduğu düşünülürken, kötü alışkanlıklara bulaşmış fakir çocukları kötü alışkanlıklarını karşılayabilmek için olmadık yollara saptıklarında devrimciler tarafından da darp edilirken; kumarhane işletmiş zatların da proletaryalarca mağdur görülmesi ve peşinden gözyaşı dökülmesi.

Halbuki proletaryaların değer yargıları vardır.

Hatırlatmış gibi olunacak ama ahlak gibi şeyler.

Ve zenginlerin elde ettikleri her şey de ahlaki değildir.

Ve proletaryaların her daim zenginlerle ve onların kitleleriyle kurduğu ilişkiler, onların servetsel, kişisel ve örgütsel mağduriyetleri üzerine değildir. Tam aksine, tam bir sınıfsal çatışma üzerinedir.

Ve sınıfsal çatışmalarda sınıfların birbiriyle nasıl ilişkiler içerisinde olacakları, masaya da nasıl oturacakları bellidir.

Bu, devrimcilerin zafa düştüğü ve devrimcilere düşkünlüklerinin bilinmesi nedeniyle kendilerine sunulan burjuva demokratik programlar karşısında tarafgir olmalarının istendiği dönemlerde de böyledir.

Bu nedenlerle de proletaryaların her daim sınıf çatışmalarında, sınıflarının çıkarlarını ve zaferlerini zaafa uğratacak bir şekilde burjuva kliklerin kitlesi veyahut da mağduriyetlerinde rol çalmaya çalışan bir yapı görüntüsü vermeleri, söylemler üretmeleri yanlıştır.

Ama bu böyle mi oluyor?

Varın, buna da siz karar verin.


Ergün Aslan – 13.05.2025


About the Author



Comments are closed.

Back to Top ↑