2026: Küresel kuşatma, şovenist prangalar ve sınıfın kurtuluş şafağı | Erkan Karakaplan
2026 yılına girerken dünya genelinde, sadece ekonomik krizlerin değil, egemenlerin kitleleri yönetmek için kullandığı “kimlik ve korku” siyasetinin en vahşi örneklerine sahne oluyor. Tahran’dan Berlin’e, Halep’ten Ankara’ya kadar emekçilerin önüne dikilen barikatlar aynı kaynaktan besleniyor: Sermayenin bekası için halkları birbirine düşürmek.
İran: Ekmek kavgasından rejim şafağına
İran şii diktatorya yeşil sisteminin serbest düşüşü ve 2025’in kanlı infaz bilançosu, devletin “korku” imparatorluğunun iflas ettiğini gösteriyor. 2026’nın ilk günlerindeki protestolar, halkın artık sadece dış yaptırımlara değil, gözünü Batı’ya dikmiş “komprador oligarşiye” de meydan okuduğunu kanıtladı. İşçi sınıfı, halkın kaynaklarını sömüren elitlerin “direniş ekseni” retoriği arkasına saklanarak yürüttüğü talanı görüyor. Darağaçları, insanca yaşam talebini boğmaya yetmiyor.
Avrupa’da yükselen karanlık: Almanya ve AfD tehdidi
Dünya sağcılığının en tehlikeli laboratuvarlarından biri bugün Almanya’dır. AfD (Almanya için Alternatif), 2026’ya anketlerde %26’lara ulaşarak ve bazı eyaletlerde birinci parti konumuna yükselerek girdi.
Emek düşmanlığı: AfD’nin yükselişi, sadece bir göçmen karşıtlığı değil, Alman ve göçmen işçi sınıfının birliğini parçalayan sınıfsal bir saldırıdır.
“Remigration” (yeniden göç): AfD’nin “kitlesel sınır dışı” vaatleri, aslında sermaye için ucuz, güvencesiz ve hak arayamayan bir “köle emek gücü” yaratma stratejisidir. Almanya’daki bu sağcı histeri, tıpkı Türkiye’deki şovenizm gibi, ekonomik çöküşün suçlusunu “yabancılar” olarak göstererek gerçek sömürücüleri gizlemektedir.
Şovenizm ve çeteler: Türkiye’den Halep’e uzanan hat
Türkiye’de MHP ve devlet içindeki statükonun “beka” söylemi, Kürt ulusunun mülksüzleştirme ve yer altı kaynaklarına el koyma iştahıyla besleniyor. Bu şovenist dil, büyük metropollerde Kürt emekçisinin en düşük ücretlerle “prekaryalaştırılması” için ideolojik bir kılıftır.
Eş zamanlı olarak Halep’in Kürt mahallelerine (Şeyh Maksut ve Eşrefiye) yönelik IŞİD ve cihatçı çete saldırıları, bu kuşatmanın sınır ötesi ayağını oluşturuyor. Emperyalizmin onayından geçen bu saldırılar, halkların kendi kaderini tayin etme iradesini kırmayı amaçlıyor.
Kurtuluşun sınıfsal pusulası: 2026 ve sonrası
İşçi ve emekçileri bekleyen sıkıntılar büyüktür; ancak çözümün koordinatları da bir o kadar nettir:
Kimlikçi çıkmazdan sınıf cephesine: Gerçek eşitlik, siyasi elitlerin masada el sıkışmasıyla değil; Alman, Türk, Kürt, Arap ve Fars işçilerinin ortak sömürüye karşı omuz omuza vermesiyle mümkündür.
İlkesel anti-emperyalizm: Emperyalizm bir “menü” değildir. Pentagon’un onayından geçen bir “özgürlük” mücadelesi, ancak taşeronluktur. Latin Amerika’daki bir maden işçisiyle Ortadoğu’daki bir köylünün kaderini birleştirecek olan tek güç, pazarlıksız anti-emperyalizmdir.
Şovenizme karşı enternasyonalizm: AfD’nin ırkçılığına, Ortadoğu’nun cihatçı çetelerine ve yerli faşist odaklara karşı tek gerçek barikat, işçi sınıfının evrensel birliğidir.
2026 yılı, sömürüsüz bir dünyanın, tam bağımsızlığın ve halkların gönüllü birliğinin yılına evrilinmelidir. Emperyalizmin her türlü aparatına ve halkları rehin alan şovenist ritakarlığa karşı, emek ve işçi sınıfının evrensel birliği yegane kurtuluştur. Halklar artık sadece “hayatta kalmak” değil, “insanca ve özgürce yaşamak” istiyor. Ve bu irade, hiçbir sınırın veya ideolojik sisin ardına sığmayacak kadar büyüktür.
Erkan Karakaplan – 09.01.2026























































